Previous Page  81 / 84 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 81 / 84 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

79

sinde boyutları var. Öncelikle toplumsal

dokuda ortaya çıkan hasarın onarılması-

nı sağlamak gerek (toplum psikolojisi).

Yakın tehlikeyi bertaraf ederken orta ve

uzun vadeli yapısal tedbirleri ayırt etmek

de şart. Çünkü darbe girişiminin doğru-

dan etkileri kadar uzun vadede ortaya

çıkacak dolaylı etkileri de oldu.

İç barışın tesisi, dış politikanın, AB

ile ilişkilerin yeniden rayına oturtulma-

sı, kısa vadede ele alınması gereken ön-

celikli konular. Hukuk ve adalet sistemi,

eğitim ise çözümü ancak uzun vadede

aranabilecek alanlar. Ekonomi ise acil

kere acil ele alınması gereken bir konu.

Türkiye’ye yatırım yapma iştahının,

sağlanan çok yüksek getiriye rağmen

azaldığı bir gerçek. Yara bandı gibi kısa

vadeli reaktif tedbirler belki bugünü

kurtarır ama geleceği kurtarmak için

mutlaka dönüştürücü yapısal reform-

lara yoğunlaşmak gerek.

Dünya Nasıl Tepki Gösterdi?

Avrupa’da ve Batı değerlerine sahip

çıkan ülkelerde hiçbir siyasetçi ya da si-

vil toplum mensubu, ne sebeple olursa

olsun bir askeri darbeyi destekliyor, ya

da onlarla aynı hizada duruyor görün-

tüsü vermek istemez. Seçilerek gelmiş

yönetimlere adeta siyasi bir kutsallık

atfedilmektedir. Dolayısıyla, AB’den

hemen ilk anda (daha darbe girişiminin

sonucu belli değilken) darbe girişimini

kınayan güçlü resmi bildiriler ve siyasi

açıklamalar gelmesini beklememiz nor-

maldir. Aksi düşünülemezdi.

Ancak kınama ve destek mesajları-

nın birkaç istisnası dışında derinlikten

yoksun olduğu da bir gerçektir. Gerçi

lafzen darbe girişimi kınanmış ve se-

çilmiş kurumlara destek verildiği teyit

edilmiştir ancak bu esnada son derece

kuru bir diplomatik dil kullanılmıştır.

Hiçbir üst düzey ziyaret yapılmamıştır.

Bunun da bizde “Batılı ortaklarımız

çekingen davrandı” duygusu ve hayal

kırıklığı yaratması normaldir. Eleştiri

kadar dayanışma da beklemek hakkı-

mızdır. Türkiye halkıyla ve devletiyle bu

noktada beklediği desteği bulamamış-

tır. Bunun sebebi ne olabilir diye düşü-

nünce aklıma şu temel farklılık geliyor:

Biz hala 15 Temmuz akşamını yaşar-

ken onlar için adeta güneş doğunca o

olay bitmiş, gözler derhal 16 Temmuz’a

ve sonrasına çevrilmiştir. AB ve daha

genel anlamda “Batı” darbeye kapanmış

gözüyle bakmakta, darbe sonrasında

tamamıyla demokratik ve “normal” bir

ülkenin refleksiyle tepki vermemizi

beklemektedir. Her gelişme bu dar açı-

dan izlenmekte ve değerlendirilmekte-

dir. Darbeyi savuşturmuş olmamız ne-

dense yeterince takdir edilmemektedir.

Oysa özellikle demokratik toplumlar

için bunun tam aksi olmalı, halkın de-

mokrasiyi korumadaki başarısı o top-

lumlar ve yönetimler tarafından sevinç

ve takdirle karşılanmalı, ülke imajımız

yükselmeliydi. Ama öyle olmadı.

Bizim açımızdan ise 15 Temmuz

vahim ötesi bir gelişmedir. Sonuç ise

demokrasinin zaferidir. Toplumumuz

henüz 15 Temmuz gecesinden çıkabil-

miş, bundan sonra ne olacak sorusunu

sağlıklı bir biçimde tartışabilir duru-

ma gelmiş değildir. Bizim gördüğümüz

manzara Batı’nın gördüğünden tama-

mıyla farklıdır: Kanlı girişimin dehşet

verici yönleri halâ canlıdır, halk daha

sokaklardan çekilmemiştir. Devletin kıl-

cal damarlarına kadar sızmış -Batı’nın

kendi deneyimle algılayıp tanımlayabil-

diğinden- “farklı” bir örgüt yapısı söz

konusudur. Dolayısıyla, mücadelenin

de “farklı” ve “olağanüstü” olması belli

ölçüde toplumsal kabul görmektedir.

Çünkü durum “normal” değildir; nor-

mal zamanda zaten hiç kimse OHAL

istemez.

Ancak şunu da biz kabul etmeliyiz:

Bu durum, yüzlerce yıldır din temelli giz-

li örgütlenmelerle yüz yüze gelmeyen, en

son on yıllar önceki İspanya deneyimin-

den bu yana askeri kalkışma kavramını

kitabından çıkarmış olan AB açısından

kolay anlaşılabilir bir durum değildir.

DOLAYISIYLA ÖNCELİKLE OLAYIN

ÖZÜNÜN VE BAKIŞ AÇILARIMIZDAKİ

BU FARKLILIKLARIN ÇOK İYİ ANLA-

TILMASI GEREKİR. BUNU TEK BAŞINA

HÜKÜMET YAPAMAZ. SİVİL TOPLUMA

DA ÇOK ROL DÜŞÜYOR.

Normalleşme adımlarımızdan biri

de bu farklılıkların yarattığı duygunun

dış siyasetimize yansımasını engelle-

mek, Batı ile (zaten çatlamış durum-

dayken) biraz daha genişleyen güven

çatlağını tamir etmek olmalıdır.

Türkiye–AB İlişkileri Darbe

Girişimi ve Sonrası Yaşanan

Süreçten Nasıl Etkilenebilir?

Darbe girişiminden sonra AB tara-

fından yapılan insan hakları ihlallerine

ilişkin kaygılar ve demokratik kriterler-

le ilgili uyarılar ile buna karşılık Türki-

ye’den gelen, darbe girişiminin arka-

sında Batı’nın olduğuna ilişkin imalar

ve göçmen anlaşmasının feshedilebi-

leceğine ilişkin söylemler ilişkilerin

gerilmesine neden oldu. Nihayet, Avus-