İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
76
BRÜKSEL’DEN BAKINCA
çocuk kafama ihtilalin pek de iyi bir
şey olmadığı fikri yerleşmişti. Birkaç
yıl sonraki, Albay Talat Aydemir ile öz-
deşleşen iki başarısız darbe girişiminin
detaylarını yıllar sonra öğrenebilsek de
bu yolda başarısız olanın başına neler
geldiğini anında öğrendik.
O zamanlar darbeler döneminin yeni
başladığını, daha beterlerini göreceğimi-
zi de bilmiyordum tabii ki. 12 Mart dar-
besi göz göre göre gelmişti. Ben de de-
likanlılık heyecanı içinde ve o dönemin
aşırı siyasallaşmış toplumsal ortamında
yaşamıştım o günleri. Ankara’da, büyük
bir üniversitemizin şehrin hemen kıyı-
sındaki kampüsünde bir sınava hazır-
lanırken yaşadıklarımızdan sonra kesin
olarak anlamıştık darbenin geleceğini.
Elimde, o günden somut olarak sadece
5 Mart günü etrafı güvenlik güçleri tara-
fından çevrilmiş 2 numaralı öğrenci yur-
dunun üst kat pencerelerinin birinden
çekilmiş siyah beyaz bir fotoğraf kaldı.
Aklımda da yaz sonu yurda dönünce
gördüğüm, ranzamızın hemen üzerinde
makinalı tüfekle taranarak açılmış bir
dizi mermi deliğinin sıvanıp kapatılmaya
çalışılmış izleri. Okulun ağustos ayına
kadar kapanmasına üzülmüş; döndü-
ğümüzde arkadaşlarımızın bir kısmının
dönmediğini görmek ise yıkmıştı bizi. O
yaşın normali olan öfke ve bu durumun
oluşmasını engellemeyi başaramayan,
bir türlü uzlaşamayan siyaset sınıfına
yönelik bir kızgınlık kaplamıştı içimizi.
Kimi suçlayacağımızı bilemiyorduk.
Sonraki yıllarda toplum olarak ne
kadar yoğun bir apolitize etme süreci-
nin mağduru olduğumuzu ise ancak 12
Eylül darbesine gösterilen (daha doğ-
rusu gösterilemeyen) tepkiden anla-
yabildik. Bu defa devlet memuruydum.
Halkımız
aileleriyle evlerinde normal
yaşantılarını sürdüren
insanların bir gün sonra
yaban ellerinde sokaklarda
dilenir duruma gelebileceğini
biliyor, öğrendi. Bence
vatandaşlar o gece biraz da
böyle olmayı, bu duruma
düşmeyi reddetti.




