İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
101
Ü
lkemizin iç gündemi sıcak ol-
mayı çoktan geçti, alev alev
yanıyor. Bu alevli gündemle
uğraşan karar alıcılarımızın dikka-
tine, epeydir buzlukta bekleyen AB
dosyasından hiç olmazsa bir konuyu
getirebilmek keşke mümkün olsaydı.
Konu şu: Türkiye ile AB arasındaki GB
dosyası “modernleştirilmek üzere”
2016 yılı içinde tekrar müzakereye açı-
lacak. Bu konudaki ilke kararı 20Mayıs
2015 tarihinde, Ekonomi Bakanımız
ve Avrupa Komisyonu’nun Ticaretten
Sorumlu Üyesi tarafından Brüksel’de
düzenlenen ortak basın toplantısında
kamuoyuna açıklandı.
yoruz ama yine de hem kamu hem de
özel kesim olarak GB’nin değişmesini
arzu ediyoruz. GB’nin artık eskidiği-
ni, başlangıçta sağladığı avantajların
kaybolduğunu, günümüz Türkiyesi’nin
ihtiyaçlarını karşılamakta hele de eko-
nomimizi gelecek günlere taşımak-
ta yetersiz kaldığını kabul ediyoruz.
GB’nin yenilenmesinin, geliştirilerek
yeni nesil, kapsayıcı, derin bir ticaret
anlaşmasına dönüştürülmesinin de bir
ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Değişim-
den iki görünür beklentimiz var. Bir de
görmezden geldiğimiz gerçek. İlk ola-
rak, mevcut GB Kararı’ndan kaynakla-
nan sorunların ortadan kaldırılmasını
istiyoruz. Eğer yeni gümrük birliği sis-
temi iyi düzenlenirse, şikâyetlerin orta-
dan kaldırmasının yanı sıra Türkiye’nin
AB’ye katılım sürecine de olumlu kat-
kılar yapacaktır diye düşünüyoruz. Bu
noktada ilgili kesimlerde kapsamlı bir
zihni mutabakat var. Ondan sonraki
beklentimiz (daha doğrusu umudu-
muz) yeni anlaşmanın Türkiye’nin AB
ile ABD arasında müzakere edilmekte
olan TTYO’ya dahil olması için bir im-
kân yaratması, bir yol açması. Yeni bir
GB, Türkiye için, geleceğin küresel tica-
ret sahnesine açılacak kapının anahtarı
olabilir diye düşünüyoruz. Bu noktada
da, tam bir mutabakat olmasa dahi,
yaygın bir kabul olduğu söylenebilir.
Eğer iyi bir anlaşmaya ulaşır ve onu
da iyi işletirsek GB’nin tesisinin ardın-
dan Türkiye ekonomisinde yaşanan
sıçramanın bir benzerini, 20 yıl sonra
yeniden görmemiz mümkün olabilir.
Buraya kadar pek bir sorun yok gibi
gözüküyor ama kanaatimce çok önemli
bir hususu göz ardı ediyoruz. Şu an için
görmezden geliyoruz dediğim gerçek
şu: Adı üzerinde, yapılacak anlaşma
kesinlikle, anlaşmaya dahil edilecek
olan sektörlerde “serbestleştirme”
getirecektir. İşin özü budur. Sektörle-
rimiz belli AB piyasalarına giriş hakkı
elde edeceklerdir; ama karşılığında
AB firmaları da bizim piyasalarımı-
za girme hakkına kavuşacaktır. Yeni
Avrupa Komisyonu hemen ve cid-
diyetle konu üzerinde çalışmaya baş-
ladı ve bir yol haritası hazırladı. Yol
haritasına göre AB çalışmalarına bir
etki analizi yaparak başlayacak. Daha
sonra bu etki analizi, incelemeleri için
üye ülkelere gönderilecek. Üye ülkeler,
etki analizi sonuçlarına göre pozisyon-
larını saptayacak ve Konsey tarafından
Komisyon’a müzakere yetkisi (
man-
date
) verilecek. AB tarafı, bu yetki ile
masaya oturacak. Tüm bu aşamaların
gelecek yılın ikinci yarısından önce
tamamlanması ve Komisyon’un tam
donanımla masaya oturacak duruma
gelmesi bekleniyor.
Kâğıt üzerinde sanki daha çok za-
man var gibi duruyor ama gerçek hiç
de öyle değil. Zaman öyle hızlı geçiyor
kiǨ Masaya oturma noktasında en az
AB kadar hazırlıklı olamazsak işimiz
çok zor. Hatırlayalım, 1996 yıl başın-
dan itibaren uygulanmaya başlayan GB
sanayimizin yeniden yapılanmasındaki
en önemli faktör olmuştu. Çünkü, dö-
nemin GB ile zirveye ulaşan ekonomiyi
serbestleştirme politikaları sayesinde
Türk firmalarının Avrupa değer zin-
cirlerine katılması mümkün olmuş-
tu. Dolayısıyla GB olmasaydı, Türkiye
ekonomisi bugünkünden çok farklı bir
yapıda olurdu diyebiliyoruz. Daha iyi
mi, daha kötü mü olurdu tartışılabilir
ama “farklı” olacağı tartışma götürmez.
Üstelik GB ile getirilen serbestleş-
tirme sadece, modern ekonomilerin
ortalama yüzde 20’si ila yüzde 30’unu
teşkil eden işlenmiş sanayi ürünlerini
kapsamaktaydı. Bu defa, hizmetler,
tarım, kamu alımları gibi ekonominin
çok daha hassas ve zorlu alanları mü-
zakere edilecek. Ekonomimizin yüz
yüze geleceği değişim dalgasının çapı-
nı varın siz hesap edin.
Peki biz kamusuyla, özel kesimiyle
bu dalgaya hazır mıyız? Sanmıyorum.
Hadi hazır olmak demeyeyim de başı-
mıza gelecek olandan haberdar mıyız
diye sorayım. Ona da cevabım aynı.
Öte yandan, neler olacağını tam bilemi-




