İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Temmuz 2022
75 İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ rejimi ve daha niceleri. Sorgulamadan güvendiğimiz tüm bu kurumlar ve ya - pılar da bozuldu ve birer sorun kaynağı hâline geldi. Özellikle ekonomik alanda yaşanan ve sıradan insanları günlük hayatlarında doğrudan zor durumda bırakan sorunlara çözüm olarak önerilenler arasında üretimin tekrar ülkeye dönmesi ( reshoring ) veya yakınkıyılarda ( friend-shores ) üretim ve ülkenin üretim kapasitesini artırmaya yönelik sanayi politikaları var. Artık görüyoruz ki, herkesin sınırları olmayan bir dünya için çalıştığı (ve inandığı) günler geride kaldı; şimdi bir anda herkes, en azından bazı ekonomik konularda, ulusal sınırların ekonomik kalkınma ve güvenliğin anahtarı olduğunu düşünmeye başladı. Eğer küreselleşme, en geniş tanımı ile “sınırları olmayan dünya” ise bu dü - şüncenin ve ona dayalı politikaların son 30 yılın yükselen yıldızı küreselleşme için sonun başlangıcı anlamına geldi - ğini söyleyenler giderek artıyor. İleride tarih yazanlar 2022 için “ekonomi ala - nında küreselleşmenin neredeyse sona erdiği yıl” diyebilirler. Bu ani dönüşüm ekonomi yönetim - lerinde kafa karışıklığına neden oldu. Şu an büyük çoğunluk olanları salgın ve savaşla izah etmeyi tercih ediyor. İş - lerin nasıl ve neden bu kadar yanlış git - tiğini ya da küreselleşmenin en parlak döneminde hangi hataların yapıldığını pek düşünen yok. Belki de krizin göbe - ğinde henüz bunu düşünecek vakitleri olmadı ama olaylar yatıştığı zaman sadece küreselleşmenin değil, piyasa ekonomisi sisteminin bir bütün olarak yeterli direnci gösteremediği anlaşı - lacaktır. Ve “sistem” mutlaka tartışıla - caktır. Gerçi “sistem” son 50 yılda yeni şartlara uyum konusunda ne kadar esnek ve becerikli olduğunu defalarca göstermiştir ama bu defa gerçekten çok zayıf bir noktada yakalanmıştır. Örneğin, salgından hemen önce pi - yasalar öyle bir noktaya gelmiş, öyle - sine ana odaklanılmıştı ki gelecekteki ihtiyaçlar kolaylıkla göz ardı edilebi - liyordu; tek önemli olan bugün mali - yetleri birkaç kuruş düşürmekti. (Kü - çücük bir örnek vereyim; yedek lastiği olmayan arabalar üretilip satılıyordu mesela. Alıcı da satıcı da ileride lastiğin patlayacağı günü düşünmüyordu). Sadece yaşanılan ana odaklanma değildi tabii ki mesele. Dünya ekonomi - si 2000 yılında kabaca 34 trilyon dolar - lık bir küresel GSYH büyüklüğüne eriş - mişti. 2008 yılında, küresel ekonomik ve finansal krizin hemen öncesinde bu rakam 64 trilyon dolara erişmişti. Yani, Vaşington Uzlaşısı denilen neoliberal politikaların en güçlü biçimde uygu - landığı 1 o sekiz yılda, yıllık ortalama 3,75 trilyon dolarlık bir büyüme kay - dedilmiş, rakam neredeyse iki katına çıkmıştır. (Oysa İngiliz iktisat tarihçisi Angus Maddisson’un geliştirdiği yön - temle yapılan hesaplamalar dünyada, 0 – 2000 yılları arasında yılda ortalama 17 milyara yakın bir GSYH artışı ya - şandığını göstermektedir 2 ). Bu kadar hızlanmış bir büyümenin bir noktada tıkanması ve patlamasına pek şaşma - mak gerek. Küresel Ekonomik Sistem de Tartışmaya Açılacaktır Çok ama çok basitleştirerek ifade edersek, kapitalizmin iki temel öner - mesi vardı. Birincisi, müdahale etme - yin; serbest piyasa kendini dengeye getirir ve serbest rekabet içinde ken - dini idame ettirir. Oysa öyle değilmiş, zaman içinde gördük ki piyasaların tümünde tekelleşmeye doğru doğal bir eğilim varmış meğer (gerçi teknik adı pazar yoğunlaşması ama!). ABD’de geç - tiğimiz aylarda yaşanan mama kıtlığını düşünün mesela. Tamamen tekelleş - menin sonucu idi. Bir şirket, kendince haklı güvenlik nedenleriyle üretimi - ni askıya aldı ve aniden fark ettiler ki ABD’de tümmama üretiminin%50’sini tek bir şirket yapıyormuş. Bir diğer önerme ise, serbest piya - salar ve serbest ticaretin zenginliği ar - tıracağı ve bundan herkesin -otomatik olarak- yararlanacağı idi. Yani, açın sı - nırları, kaldırın (ya da gevşetin) kural - ları bırakın pasta büyüsün, sizin payı - nız da mutlaka büyür. Bu önermenin de çalışmadığı görüldü. Bugün geldiğimiz noktada, dünyadaki her ülke yoksul - larla ve dünya da yoksul, borç içinde ülkelerle dolu. Üstelik, yüksek gıda ve enerji fiyatlarının birçok yoksul ülke - de yeni borç krizlerine neden olması ve eşitsizlikleri daha da ağırlaştırması kuvvetle muhtemel. Kısacası, küreselleşme (ya da onun arkasındaki “neoliberal” olarak adlan - dırılan sistem) kırk yıldır hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için re - fah vaat etti. Ancak şu anki manzaraya göre, Kuzey’in dev şirketleri zenginle - şirken, herkesi daha iyi duruma getire - bilecek süreçler çalışmadı. Görüldüğü gibi, şu an yaşananları sadece COVID-19 salgını ya da savaşla açıklamak mümkün değil. Aradan ge - çen yaklaşık on beş yılda 2008 küresel ekonomik krizinin etkileri hâlâ atlatı - lamadı; geçici düzelmeler yaşandıysa da tam dönüş başarılamadı. Büyüme ve refah kayıplarını gidermek için uy - gulanan gevşek para politikalarının kaçınılmaz sonucu ise küresel düzeyde enflasyonun ve borç yükünün yüksel - mesi oldu. Son olaylar ve krizler (yani salgın ve savaş) küreselleşmenin işte uzun süredir alttan alta sisteme yerleşmekte olan bu başarısızlıklarını teşhir ve tes - cil etti. Değerler de Yıpranıyor İşin daha da kötüsü bu arada ku - rumlarla birlikte değerlerin de çök - meye başladığını görüyoruz. Hukukun üstünlüğü, demokrasi, barış, dayanış - ma hepsi tehdit altında. Savaş başlayalı dört ay oldu mesela, acaba Rusya’yı BM kararı ile kınayan 170 küsur ülke hâlâ aynı kararlı duruşta mı? Sistemin motoru olarak kabul edi - len kârı maksimize etme dürtüsünün gelir dağılımını daha adil hâle getirme - ye, eğitimde fırsat eşitliği yaratmaya, çevreyi korumaya, geleceğe yönelik
RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=