İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Şubat 2023
67 İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ Bazıları ise en azından bir kısmımız için, uzaktan aşinalık duygusu veren konular (mesela çok yüksek enflasyon sarmalı, yaşam maliyetindeki ani artış, ticaret savaşları, yaygınlaşan sosyal huzursuz- luklar ve nükleer risk gibi). Bunlar aslında 30 yıl öncesine dek, bizim neslin içinde yaşadığı, adeta piş- tiği riskler. Ancak, şu an dünyayı yöne- ten siyasi ve girişimci neslin pek aşina olmadığı konular. Yani, bir anlamda es- kinin hayaletleri geri dönmüş gibi. Sorun şurada, şu an dünya ekonomi- • sini yöneten neslin, alışık oldukları, ezberledikleri usullerle ve Demir Perde’nin çöküşünden bu yana yaşa- nan nispi refah ve huzur döneminin formülleri ile bu sorunların üstesin- den gelebilmeleri çok zor. Bir de neredeyse küresel düzeyde, hem toplumla devlet arasındaki uyu- mun ve dayanışma ruhunun bozulmaya başladığını görüyoruz hem de devletler arasındaki “kural bazlı sessiz sözleşme- nin” aksamaya başladığını. Bu da mev- cut siyasi sistemlerin ve değerlere bağlı siyasetçilerin işlerini çok güçleştirecek. Küresel düzeyde, güç siyasetinin ve bu yola başvuran siyasetçilerin öne çıkma- sı beklenmeli. Şurası artık çok net: Hem ekonomik hem de stratejik açıdan yeni bir çağa gi- riyoruz (teknoloji ve ekolojiyi saymıyo- rum bile). Bu yeni çağda, bizi çok kutup- lu bir dünya bekliyor. Çok kutuplu bir dünya, çok kutuplu çatışma anlamına da gelir hem de çok fazla alanda. Klasik anlayışa göre ekonomi politikaları hem kendine yeterliliğini artırmak hem de rakip güçlere karşı ekonomik üstünlük kurmak için kullanılırdı. Oysa bu yeni dünyada, ekonomik politikalar, aynı za- manda ekonomik savaşta “diğerlerinin yükselişini engellemek üzere” bir saldı- rı aracı olarak da kullanılacak. Yani “salt ekonomik mantık” bozulacak (Örneğin üretimde verimlilik göz ardı edilebile- cek, çünkü savaşta yumruk sayılmaz denir biliyorsunuz; her yol mübahtır). Belki de buna JEO-EKONOMİK TEHDİT diyebiliriz. Şimdi diyebilirsiniz ki bir takvimi var mı bu tehditlerin? Evet, bence, bilinen anlamda bir takvim değilse bile bir çeşit hiyerarşik sıralama söz konusu. (Uma- rım hepsi aynı anda gelmiyordur!) Önümüzdeki iki yıl, hayat pahalılığı ya da rapordaki deyişle “yaşam ma- liyeti krizi” öne çıkıyor. Bu sorunun iki yıl gibi nispeten kısa bir sürede, enflasyonun da kontrol altına alın- ması ile çözüleceği varsayılıyor. Bununla iç içe geçmiş diğer bir so- runun, yani “toplumsal uyumun bozulması ve toplumsal kutuplaş- manın” ise giderek artan “eşitsiz- liklerle” beslenerek ondan sonra da süregideceği düşünülüyor. Yani toplumları yönetmek güçleşe- cek. Çünkü hükümetler, küresel düzey- deki bu hoşnutsuzluğu nasıl yönetecek- lerini bilemiyorlar henüz. Uzun vadeli riskler ise daha ziyade iklim krizi ile bağlantılı. Eğer iklim krizi ile mücadelede ve iklim değişikliğinin dayatacağı yeni koşullara uyumsağlamada başarısız • • •
RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=