İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Şubat 2020

79 İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ bunun yolunun sorgulamaktan geçtiği - ni de kabul ederim ama doğru soruları sormak suretiyle. Örneğin yukarıdaki soruyu ele alalım. İlk bakışta sanki me - todolojiyi sorgularmış gibi duruyor ama daha yakından bakınca asıl sorgulananın ilişkinin metodolojisi değil hedefi olduğu anlaşılıyor. Yani üyeliğin. Oysa elimizde güçlü ve daha önce çalıştığı birçok kez ispat edilmiş bir for - mat var. Müzakere süreci. Hem katılmak isteyenin (aday ülke) hem de bu talebi kabul edenin (AB) baştan kabul ettiği gibi müzakere sürecinin asıl amacı aday ülke - nin içindeki değişimi etkilemek. Bunun meşru ve demokratik yolu da müzakere süreci olarak adlandırılıyor. Eğer Türkiye’nin iç değişim dinamik - lerini etkilemek istiyorsa AB’nin yapması gereken patronluk ve üstünlük taslama - dan süreci iyi kurgulamak ve etkin bi - çimde çalıştırmak. Eğer Almanya Dönem Başkanlığı’nda ya da bir başka tarihte AB yeniden Türkiye’yi “değiştirmek/dönüş - türmek/yakınlaştırmak” isterse bunun yolu belli: Net, inandırıcı bir tam üyelik hedefi ve halkı öne çıkaran uygun araç - larla donanmış bir müzakere metodu. Diyeceksiniz ki ortada zaten bir çer - çeve (bir metot) var. Evet, kâğıt üzerinde var ama ne AB üstüne düşeni yapıyor ne de Türkiye. Peki, eğer Türkiye mevcut çerçevede yapması gerekenleri yapmı - yorsa, yenisinde yapacağının garantisi nedir? Ya da AB’nin? Demek istediğim, önemli olan, daha başlangıçta değişime ve sonuca yönelik güçlü ve karşılıklı bir siyasi iradenin var - lığıdır. Taraflara sorarsanız, her ikisi de “sen üzerine düşeni yaparsan ben de ya - parım” diyecektir ve hiç kimse ilk adımı atmayacağı için gene başlangıç noktasına dönülecektir. Eğer ortada siyasi irade ve güven yoksa da zaten hiçbir metot işe ya - ramayacaktır. Müzakere metodolojisindeki eksiklik ve hatalar da ayrı bir sorundur. Mevcut genişlememetodunun eksiklikleri sadece bizim müzakere sürecimizde değil diğer - lerinde de ortaya çıkmıştır, çıkmaktadır. Örneğin 1999-2004 döneminde üye olan ülkelerin, AB’nin birincil önceliği olan “liberal demokratik değerlere” yeterin - ce bağlanmalarını sağlayacak toplumsal dönüşümü gerçekleştiremedikleri çok çabuk ortaya çıkmıştır. Ha keza, metodun Batı Balkan ülkelerinde de yeterince et - kili çalışmadığı ortaya çıkmış ve Komis - yon daha geçen hafta bir yeni metodoloji açıklamak durumunda kalmıştır. Ki bana sorarsanız Batı Balkan ülkelerine yönelik yeni metodoloji eskisinin temel eksiklik - lerini gidermekten ziyade bazı üye ülke - lerin itirazlarını gidermeye yönelik ola - rak hazırlanmıştır. Hatta, bu noktada yeni metodolojinin MDAÜ’ler için hazırlanmış metottan ziyade Türkiye için o tarihte hazırlanmış olan -farklı- metoda benze - diğini söylemek mümkün. (Türkiye’nin Müzakere Çerçeve Belgesi’nin farklılıkla - rını hatırlamak isteyenlere İKV Dergisin - de daha önce yayımlanan “Dünyada her şey hızla değişime uğrarken Türkiye-AB ilişkilerinin yarım asırlık paradigması aynı kalabilir mi?” başlıklı yazıyı tavsiye ederim). Gerçi yeni metodoloji adı altında ge - nişlemenin teknik değil siyasi bir süreç olduğu kabul edilmiş ve üye ülkelerin

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=