31
umutlarla imzalanan bu anlaşma ile daha önce hiçbir ülke
ile üyelik öncesi dönemde geliştirilmeyen bir uygulama ya-
pılmış, Türkiye özellikle dış ekonomik politikasını AB ile öz-
deşleştirmiştir. Ancak bugün gelinen noktada, Gümrük Birli-
ği Türk ekonomisi açısından büyük bir yük olmaya başlamış,
özellikle AB’nin gerçekleştirdiği muhtelif tercihli ticaret an-
laşmaları, Gümrük Birliği Anlaşması’nın ruhuna aykırı şekilde
Türk ekonomisini tehdit eder noktalara gelmiştir.
Türkiye ve Türk ekonomisi sahip olduğu müteşebbis ruh
ve nitelikli insan kaynağıyla kapsamlı bir dönüşüm içinden
geçmektedir. Türkiye, bugün gelinen noktada dünyanın her
bölgesinde AB dışındaki farklı aktörlerle, daha fazla ticari iş-
birliklerine yönelmektedir. Ancak bu dönemde AB tarafından
Türkiye’nin ekonomik önceliklerine ve çıkarlarına aykırı şekil-
de uygulamaya konan muhtelif açılımlar, Türkiye’nin hareket
kabiliyetini azaltmakta, aynı zamanda AB mevzuatı çerçe-
vesinde hareket etmek durumunda olan Türkiye’nin hareket
alanını sınırlandırmaktadır. İlişkilerin bu noktaya gelmesin-
de, her iki tarafın muhtelif hataları olsa da AB’ye üye olmak
konusunda gayret gösteren bir ülke olarak Türkiye, bunu kar-
şısındakileri ikna ederek onu daha iyi bir yola getirmek için
çalışmak mecburiyetindedir.
Bütün milletimizin arzusu AB’de yer almaktır. Biz AB ile
bütünleşmek üzere karar almış isek, bu kararın milletçe ar-
kasındaysak, karşımızdakinin tutumuna göre değil, kendi
tutumumuza göre hareket etmeliyiz. Zaten asıl önemli olan
Türkiye’nin siyasi ve ekonomik potansiyelinin AB ülkelerinin
farkına varmasının sağlanmasıdır. Mühim olan Türkiye’yi ve
potansiyelini, AB’ye sağlayacağı katkıyı, Türkiye aleyhtarı tu-
tum ve davranışlarda bulunan kişilere anlatabilmektir. Bu-
rada bizim gibi sivil toplum örgütlerine büyük görevler düş-
mektedir.
Mali kriz bugün, AB’ye üye ülkelerin siyasi gücünü bü-
yük ölçüde azaltmıştır. Türkiye ise geçtiğimiz yıl sağladığı
yüzde 8,5 oranında büyüme ile Çin’den sonra G20’nin en hızlı
büyüyen ekonomisi olmuştur. Türkiye şu anda, AB’nin en bü-
yük beşinci ihracat pazarı konumundadır. Türkiye ile AB ara-
sındaki ticari ilişkiler giderek artmaktadır. Ancak buna para-
lel olarak Türkiye’nin diğer ülkelerle olan ticareti daha fazla
büyüme göstermektedir. Bu durum, ekonomik gücün yoğun
bir şekilde Asya’ya kaymasından kaynaklanmaktadır. Aynı
zamanda AB-Türkiye Gümrük Birliği’ndeki sorunların ve ticari
ilişkilerin tam potansiyeline ulaşmasını engelleyen ticari kı-
sıtlamaların da bir yansıması olarak görülebilir.
Türkiye-AB arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi açısın-
dan önümüzdeki dönemde önemli adımlar atılması gerek-
mektedir. Özellikle ekonomik anlamdaki muhtelif kısıtlama-
ların kaldırılması, AB açısından kolaylıkla sağlanabilecek,
AB-Türkiye ilişkilerine de önemli ivme kazandırabilecek bir
yaklaşım olacaktır.
Örneğin Türk iş insanları açısından büyük bir eziyet hali-
ni alan vize uygulamasının kaldırılması gerekmektedir. Güm-
rük Birliği çerçevesinde, ortaklığa girilmiş bir ülkenin vatan-
daşlarına halen vize uygulanıyor olması, kabul edilebilir bir
husus değildir. AB, Türk vatandaşlarına özellikle de Türk iş in-
sanlarına yönelik vize uygulamasını en kısa sürede kaldır-
mak zorundadır. Sınırların anlamını yitirdiği bugünün dün-
yasında, soğuk savaş mantığıyla hareket etmek doğru bir
yaklaşım değildir. Dolayısıyla bu hususta vakit geçmeden
somut adımlar atılmalı, Türk vatandaşlarının Avrupa’da daha
serbest dolaşabilmesi için gerekli düzenlemeler yürürlüğe
koyulmalıdır.
AB, Türk ekonomisinin aleyhine olacak şekilde gerçek-
leştirdiği tercihli ticaret anlaşmalarında,Türkiye’nin de önce-
liklerini ve menfaatlerini göz önünde bulundurmak zorun-
dadır. Bu Gümrük Birliği’nin yanı sıra, bugüne kadar sürege-
len dostluğun da gereklerinden biridir. AB, özellikle üçüncü
ülkelerle gerçekleştirilen ticari heyet toplantılarına Türk ta-
rafını da davet etmeli veya Türk görüşlerine uygun politika-
lar geliştirmelidir.
Türkiye geldiği nokta itibariyle, 1980’lerin 1990’la-
rın Türkiye’sinden çok daha farklı bir noktadadır. AB üye-
lik sürecinde Türkiye, birçok ülkeye nazaran son derece kök-
lü bir değişim geçirmiştir. Bugünkü dünyanın parlayan yıldı-
zı Türkiye’nin, dinamik nüfusu ve geleceğe bakışı hiçbir za-
man Avrupa’dan geri değildir, hatta ileridir. Değişen denge-
ler sonucunda, artık dünyanın merkezi gelişmiş ülkelerden
çok, gelişmekte olan ülkelere kaymaktadır. Türkiye sahip ol-
duğu ekonomik güç ve potansiyelin yanı sıra önemli bir siya-
si güç olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Avrupa
gelecekte cazibe merkezi olarak kalmak istiyorsa, Türkiye ile
işbirliği yapmak durumundadır. Aksi bir tutum Türkiye’yi al-
ternatif arayışına götürecektir.
Bugünün Türkiye’si birçok konuda AB’ye yeni üye olmuş
ülkelerden çok daha iyi durumdadır. Türkiye’nin anlam vere-
mediği ve haksızlığa uğradığını düşündüğü nokta burasıdır.
Türkiye’nin AB’ye üyeliğine ve muhtelif taleplerine anlam-
sız gerekçelerle karşı çıkabilen AB, konu diğer ülkeler oldu-
ğunda tamamen farklı bir tutum sergileyebilmektedir. Bu-
rada işveren olarak bizimmücadelemiz, işçimize iş sağlamak
noktasında karşı karşıya kaldığımız haksızlıklara rağmen
karşı düşüncedeki kişileri ikna etmek, Türkiye’nin gücünü ve
büyüklüğünü uygun şekilde anlatabilmektedir.
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası olarak,
1974’den beri başlayan Avrupa ile diyaloğumuz içinde, üyesi
olduğumuz ITMF, Eurocoton, Euratex, IWTO gibi teşkilatlarla
Brüksel’de ülkemizi temsil etme fırsatı buluyoruz. AB, başlı
başına bir müzakere sürecidir. Bu süreçte tüm ilgili kurumla-
rın konuları çok iyi müzakere etmesi bir zorunluluktur. Birçok
özel sektör temsilcisi arkadaşlarımızın 1970’lerden günümü-
ze taşıdığı ciddi deneyimleri oluşmuştur. Bugün tekstil sana-
yinde faaliyet gösteren birçok sanayici, AB’nin en üst mes-
lek organlarında üst düzey mevkilerde yer almakta ve olduk-
ça etkin bir şekilde görev yapmaktadırlar. Hükümet temsil-
cilerinin de bizlerin bu deneyimlerinden faydalanması, hem
ülke menfaatleri açısından hemde ülke geleceği için oldukça
büyük önem arz etmektedir. Bu noktada bir takım müzake-
relerde özel sektörden de destek alınması, özel sektör tem-
silcilerinin müzakerelere her türlü etkin katılımı için hükü-
met tarafından teşvik edilmesi gerekmektedir.