Table of Contents Table of Contents
Previous Page  97 / 100 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 97 / 100 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

95

liler nezdine soruşturarak cevap bula-

madığım birkaç soru var:

Bu artış hangi yıldan itibaren başla-

yacak? Hiç değişmeyecek mi?

EBEA‘nın bir yerinde 2030 baz yılı

itibarıyla deniyor, bir başka yerinde ise

Türkiye’nin milli gelirinin yılda 9.320

milyon dolar artacağından söz edili-

yor. Bu ikincisi doğru ise hangi yıldan

itibaren başlayacağının ve neden hiç

değişmeyeceğinin açıklanması gerekir.

Normal olarak, ilk yıllarda daha hızlı bir

artış olması ama zaman içinde tavizler

yıpranacağı ve hevesler dengeye otura-

cağı için oran olarak azalması beklenirdi.

Birinci seçenek doğruysa daha da

kötü. İki açıdan, birincisi, eğer toplam

fayda buysa karar alıcı “bırak kalsın,

zahmetine değmez” diyebilir. İroniyi

bir tarafa bırakıp matematiğin diliyle

konuşursak da hayal kırıklığından söz

etmek gerek. 2030 yılında 9,2 milyar

dolar GSYH’nın yüzde 0,98’ini teşkil

edecekse toplam 900 milyar dolarlık bir

ekonomiden bahsediyoruz demektir ki,

bu rakam ne benim hayallerimle ne de

Türkiye’nin gelecek hedefleriyle örtü-

şür. Yurt içi hasılamız şu an itibarıyla,

hem de şişkin dolar kuruyla 720 milyar

dolar. Acaba 2030 yılına kadar hiç bü-

yümeyecek miyiz? Nerede 2023, 2050

hedeflerimiz?

Alt başlıklara indikçe durum daha

da vahim bir hal alıyor. Milli gelirdeki

bu artışın çok büyük ölçüde (dörtte üç

oranında) tarımdaki liberalizasyondan

geleceği hesaplanmış. Bence imkânsız

ama sebeplerini açıklamaya yer yetmez.

Hizmet serbestleştirilmesinin katkısı-

nın ise binde yedi olacağı öngörülüyor.

Bu rakamla hangi hizmet sektörünü

sabit alacağı varsayımı ile yapılmaları.

Bu nedenle de uzun vadede tahminlerin

tutma oranı azalıyor. Çünkü insan (ve

onun yarattığı diğer özneler/kavramlar)

sürekli olarak değişim içinde. Hele de

günümüzde.

İkinci eleştirim ise rakamlarla ilgili.

Gerçi burada eleştiri yapmaktan kendi-

mi alıkoyamıyorum ama etki analizini

hazırlayan uzmanlara tam olarak hangi

soruların yöneltildiğini ve nasıl bir re-

ferans çerçevesi ile işe başladıklarını

bilemediğim için ihtiyatı da elden bırak-

mamak istiyorum. Eleştirilerim onların

bilimsel yeterliliklerine ya da uzmanlık-

larına yönelik değil. Sadece, sonuçları

görünce hayal kırıklığına uğradım.

EBEA’nın en çarpıcı bulgusu, eğer

Gümrük Birliği kapsamında mevcut so-

runlar çözülür ve yeni alanlara genişle-

tilirse 2030 yılı itibarıyla Türkiye Gayri

Safi Yurtiçi Hasılasına (GSYH) yaklaşık

olarak yüzde 1 oranında (tam olarak

yüzde 0,98) katkı sağlayacağı, AB’ye ih-

racatımızın yüzde 19,8; ithalatımızın ise

yüzde 28,7 artacağı. Yani eğer modern-

leşme gerçekleşirse, 2030 yılında

1

, mo-

dernleştirmenin olmaması durumuna

göre biraz daha fazla büyüyeceğiz ama

AB’ye karşı dış ticaret açığımız da biraz

daha artacak. Daha pek çok rakam var

ama ana fikir bu.

Bunda ne var derseniz: Ben makro

karar alıcı olsam, sadece bu rakamla-

ra bakarak “aman ne güzel, bu işi he-

men yapalım” demem. Bu çalışma (yine

tekrar ediyorum tek başına) beni ikna

etmeye yetmez. Şunu da söyleyeyim,

ben Gümrük Birliği’nin Türkiye’nin şu

andaki ve daha da önemlisi gelecekteki

ihtiyaçlarına ve hedeflerine cevap ver-

mekte yetersiz kaldığını düşünüyor ve

AB ile yeni nesil bir ticaret anlaşmasının

gecikmeksizin imzalanması gerektiğine

inanıyorum. Ama eğer tereddütte olsay-

dım veya tam aksi düşüncede olsaydım

bu çalışmanın sonuçları beni ikna etme-

ye ya da fikrimi değiştirtmeye yetmezdi.

Resmin bütününü görmek isterdim.

Üstelik bu yüzde 1’lik büyüme artışı

tahmini ile metni inceleyerek ya da ilgi-

Bu anlamda EBEA’ye yönelik ilk eleş-

tirim çok dar bir bakış açısıyla ve meka-

nik bir yaklaşımla hazırlanmış olması.

Doğru ve geçerli bir matematik model

seçtiklerine, modele yerleştirdikleri ra-

kamları da doğru istatistik kaynakla-

rından sağladıklarına şüphem yok. Yani

eleştirim çalışmanın fen bilimleri ile ilgi-

li tarafına yönelik değil, beşerî bilimlerle

ilgili taraflarına. Ya da daha doğrusu

beşerî taraflarının olmamasına...

Beşerî bilimler, rakamlara ve for-

müllere indirgenemeyecek olan özneler

(fiziki şahıslar ile onların ama sadece

onların yaratabildikleri hukuk, firma

gibi anlam örgüler) arası ilişkileri ince-

ler. Ekonomide de dönem sonunda (

ex-

post

) ortaya çıkan “etki” öznelerin istek,

karar ve tepkilerinin bir bileşenidir.

Dönem başında (

ex-ante

) etki ana-

lizi hazırlayanların işi bu anlamda çok

zordur. Yapacağı hesaplamanın ilmi bir

nitelik taşıması için elindeki araçları

(matematik, istatistik, ekonometri) kul-

lanmak zorundadır. Diğer alana girince

kesinlik kaybolur, tahmin yapmak zor-

laşır. Hele yabancı uzmanların işi bu

noktada daha da zordur. O zaman da

ortaya bilimsel olarak “doğru” ama ruhu

olmayan bir çalışma çıkar. Nasıl ki insanı

sadece et, kemik, sinir ve nöronlardan

oluşan bir varlık olarak tanımlamak yet-

mezse; insanı “insan” yapan akıl, ruh ve

duygular katılmadığı zaman insan tanı-

mı nasıl eksik kalırsa bu çalışmada da o

olmuş. Gidin 1995 yılına, Gümrük Birliği

öncesine ve bu çalışmadaki metodu uy-

gulayın. Bakalım Gümrük Birliği’nin (ve

onun gerçekleşmesini sağlayan siyasi

atmosferin) Türk sanayiini dönüştürü-

cü etkisini o formüllerde bulabilecek

misiniz? Bu noktada yapılması gereken

mevcut rakamsal analizlerin rakamlarla

ifade edilemeyen etkiler konusunda ya-

pılacak tahmin ve değerlendirmelerle

desteklenmesidir. Bu tür etkilerin muha-

sebe cetvellerine konabilecek kesinlikte

ölçülmesi mümkün olmasa dahi yönleri

net olarak tahmin edilebilir.

Sadece formüllere dayalı analizlerin

en önemli eksiği geri kalan her şeyin

Bu noktada yapılması gereken

mevcut rakamsal analizlerin

rakamlarla ifade edilemeyen

etkiler konusunda yapılacak

tahmin ve değerlendirmelerle

desteklenmesidir.