İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
79
ve yenilikçilik temelli yeni bir büyüme
modeline geçmek için çıkış noktamız
şu soru olmalı diye düşünüyorum: Önü-
müzdeki 5, 10, 20 yılda dünyada neler
talep edilecektir? Biz bu malların (veya
hizmetlerin) hangisini üretebiliriz, glo-
bal talebin hangi bölümüne cevap ve-
rebiliriz?
Mal ve hizmet üretimi merkezi ro-
lümüzü güçlendirmenin, orta teknolo-
jili sanayi ülkesi olmaktan çıkıp yüksek
teknolojili, yüksek gelirli ülkeye dönüş-
memizin yolu bence bu sorulara vere-
ceğimiz cevaplardan geçiyor. “Global
köy” metaforu bir çok alanda gerçeğe
dönüşmek üzere. Peki biz bu köyün nesi
olacağız? İşte mesele bu.
Ne Yapmalı, Nasıl Yapmalı?
Sadece bizim üretebileceğimiz ve
global pazarda satabileceğimiz, kendi
talebini yaratacak yepyeni ürünler ve
hizmetler icat edebilseydik sorunları-
mızı büyük ölçüde çözerdik ama malûm
nedenlerle bu opsiyonu burada bırakıp
gerçekleşmesi daha muhtemel diğer op-
siyonlara geçeyim. Çünkü, bilginin bilime
ve bilginin ürüne dönüştürülme süresini
temsil eden “teknoloji” eğrisi artık eks-
ponensiyel hızla yükseliyor. Lokomotifi
yakalamak imkânsız gibi bir şey, muci-
zelere kalmış.
Daha gerçekçi bir olasılık, şu anda
talep edilen ya da yakın gelecekte talep
edilecek mal ve hizmet yelpazesinden,
yüksek katma değerli bir bölümünü, re-
kabet içinde olacağımız diğer adaylardan
daha iyi, daha ucuz, daha kaliteli üretme-
yi başararak; üretiminde ve satışında söz
sahibi olmak.
Peki bu yapılabilir mi? EVET. Kolay
mı? HAYIR. Belli şartlar yerine getirilirse
olabilir. Aşağıda sıralayacağım bu şart-
lara bakınca da göreceğiz ki, AB listede
yer alan hemen her konuda bize katkı
sağlayabilir.
Doğru Donanım–Doğru Atmosfer
Öncelikle, o malı üretecek bilgiye,
beceriye; fiziki altyapıya ve organizas-
yon kapasitesine sahip olmamız gerek.
ile finans akımları bakımından büyük
bir iç içelik, derin bir ilişki yarattı ama
nedense orada duruldu. Bugün dahi,
elimizdeki tek ticareti düzenleyici anlaş-
ma GB kararı. Halen aramızdaki mevcut
entegrasyon düzeyine yakışır derinlik
ve kapsayıcılıkta bir ticaret ve yatırım
anlaşması ne yazık ki bulunmuyor. Böyle
bir durum asla kabul edilemez. AB ile,
kapsamlı ve derin bir yeni nesil ticaret
anlaşması bir an önce imzalanmalı. Bu-
nun en kestirme yolu da Gümrük Birli-
ği’nin modernizasyonu çalışmalarının
hızla tamamlanması.
Zaman Avantajları Yıpratır
Gümrük Birliği kararı alınırken, bir
çok düzenleme Türkiye’nin yakın bir ge-
lecekte AB’ye tam üye olacağı varsayımı
ile yapıldı. Ancak bu ihtimalin beklendiği
kadar çabuk gerçekleşmemesi ve Türki-
ye’nin AB karar alma süreçlerine katı-
lamaması nedeniyle Gümrük Birliği’nin
yarattığı avantajlar zaman içinde yıpran-
maya başladı. Global rekabet ortamı ve
çok sayıda ülkenin benzer hedefler pe-
şinde koşması da buna eklenince 2000’li
yılların ortalarından itibaren Türkiye’nin
bir üretim merkezi olma özelliği yıpran-
maya başladı; sanayimizin gelişme hızı
yavaşladı, potansiyelinin altına düştü. Bu
da kabul edilemez bir durum.
Ama Hayat Yeni İmkanlar
Yeni Avantajlar Yaratır
Türkiye’nin üretim merkezi olarak
pozisyonunu önümüzdeki dönemde
tekrar güçlendirmesi mümkün ancak
bunun için, 1990’lardakinden çok fark-
lı bir “yapılacak işler” listesi vardır ve
göreceksiniz, bunların hemen her ka-
leminde AB şu veya bu şekilde resmin
içindedir, içinde olacak. Türkiye, bü-
yük bir değişim hamlesini daha önce
yaptı, başardı. Tekrar yapabilir, tekrar
başarabilir. Ama aynı şeyleri yaparak
değil. Yeni hedefler koymalı, yeni şeyleri
yeni usullerle yapmalıyız. Çünkü dünya
çok büyük ve hızlı bir değişim geçiriyor.
“Bildiklerimiz” birer birer ortadan kay-
boluyor. Yeni durumlara uymak, üretim
yazan defterin ekonomi bölümünün ilk
satırında “gümrük birliği” ibaresi göze
çarpıyordu. Çalışmalar kısa sürede ta-
mamlandı, tereddütler giderildi ve 1996
yılı başında Gümrük Birliği tamamlana-
rak işler hale getirildi.
Seksenli yıllarda sürdürülen serbest-
leştirme politikalarının zirve noktası
Gümrük Birliği’dir. Büyük bir kurumsal
ve yapısal dönüşüme yol açtı. İddia ede-
bilirim ki eğer GB olmasaydı Türk sana-
yii bugün olduğundan çok ama çok farklı
bir yapıda olurdu. Türkiye o dönemde
önündeki fırsatı iyi kullandı, doğru şeyi,
doğru zamanda yaptı, AB’nin delokali-
zasyon sürecini iyi değerlendirdi; Avru-
pamenşe kümülasyonu sisteminin ve AB
üretim zincirlerinin bir parçası haline
gelebildi (örneğin otomotivde). Peki, bu
değişim sanayimize ve daha genelinde
ekonomimize nasıl yansıdı? Kısaca bir
göz atalım.
Türkiye, gümrük birliğinin ateşle-
diği dönüşüm sayesinde 1990’ların or-
tasından itibaren, AB açısından (hatta
küresel düzeyde) bir üretim merkezi
olma yolunda çok önemli adımlar attı.
Bu dönemde toplam ihracatımız hızla
artarken, ihracatımız içinde AB’nin payı
da yüzde 50’lerin üzerinde seyretti.
1996 yılı ile 2014 yılı arasında Türki-
ye’nin AB’ye ihracatı 7 kat arttı; ihra-
catı içinde sanayi ürünlerinin payı ciddi
biçimde yükseldi. Türkiye bu dönemde
3.500 dolar kişi başı gelir düzeyinden,
11.000 dolarlık bir kişi başı gelir dü-
zeyine çıktı; sanayimizin rekabet gücü
arttı ve orta teknolojili bir sanayi ülke-
sine dönüştü. Arzu edenler istatistik-
lere bakıp bu iddiamızı destekleyecek
çok sayıda başka rakama ulaşabilirler.
Gayri safi milli hasıla sıralamasın-
da dünyanın 16-18’inci büyüğü olan
Türkiye, global sanayi üretimine katkı
payı tablosunda 1990’larda 13’üncü,
2000’lerde 15’inci sırada yer almayı da
yine bu değişim sayesinde başarabildi.
Bir ticaret anlaşması ancak bu kadar
değişiklik yaratabilirdi. Gümrük Birli-
ği, Türkiye ile AB arasında ticaret, ya-
tırımlar, teknoloji ve bilgi transferleri




