Background Image
Previous Page  119 / 124 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 119 / 124 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

117

eden gücü olarak kabul ediyorum. Bu

bir vakıadır ve herkes bilir ki vakıayla

kavga edilmez. Ancak böyle olması, va-

kıanın kabul edilmesi, herkesin “Batı”

içinde yer almasını gerektirmiyor. İkin-

cisi, “Batı” dışındaki siyasi aktörlerin de

mutlaka Batı karşıtı olmaları gerekmi-

yor. “Batı”yı eleştirmek, beğenmemek

ve hâlâ “Batı” içinde yer almak pekâlâ

mümkün. Türkiye gibi, son altmış yılını

Batı Bloku’nun hemen tüm kurumlarının

ve kurallarının içinde kalarak geçiren bir

ülkenin aidiyetinin bu kadar kolaylıkla

tartışılabiliyor olması anlaşılır gibi değil.

Bakalım “Kremlin yanlısı” olarak da ta-

nımlanan bir ortağın içinde olduğu yeni

Yunan hükümeti, AB’nin, örneğin Rusya

konusundaki ortak pozisyonlarına katıl-

mazsa, onu da aynı kolaylıkla itham ede-

bilecekler mi?

Öte yandan, gerekçeleri ne olursa

olsun, hatanın ne kadarı AB’ye ya da bi-

zim dışımızdaki güçlere ait olursa olsun

küresel düzeyde bir “imaj yıpranması”

sorunu ile karşı karşıya olduğumuz mu-

hakkak. Bu algının bir ucunda fikir ve

ifade özgürlüğü ve demokrasi ile ilgili

eksikliklerimiz varsa diğer ucunda da

“Batı”sisteminin güncel bazı pozisyonla-

rı ile tam mutabakat içinde olmamamız

yer almakta.

Birkaç yıl önce, Arap Baharı esna-

sında, Türkiye’nin küresel düzende ku-

ral koyan ülkeler arasında Ȃ en azından

bölgesel bir güç olarak Ȃ yer alma arzu-

sunun, o güne kadar karşı karşıya kalma-

dığı, bir anlamda acemisi olduğu yepyeni

sorunlarla uğraşmasını gerektireceğini

değerlendiren bir dizi yazı yazmıştım

(Nisan ve Mayıs 2011). Bölgesel bir güç

haline gelmenin olmazsa olmaz iki şartı

var: Bölgenizdeki olayların sonuçlarını

(olumlu yönde) etkileme kapasiteniz

olması gerekir. Bir de küresel toplumun,

bölgeye, istikrar, refah, barış, demokrasi

ve çağdaş değerler götürmeniz beklen-

tisini karşılamanız gerekir. Üçüncü bir

koşulu da ben ekleyeyim. Akıllıca dav-

ranan bir ülkenin, yerine getirilmesi için

başkalarının yardımına bağımlı olacağı

yükümlülükler altına asla girmemesi ge-

rekir.

Şimdi, geriye dönüp bakarsak, yıl-

lar önceki “eksen kayması” ve bugünkü

“Batı sistemine kesin bağlılık” tartışma-

larının temelinde yukarıdaki paragrafta

dile getirilen koşullarla ilgili hususların

yattığını rahatlıkla görebiliriz. Bu şartlar

altında, Türkiye ile AB arasındaki ortak-

lığın yeni bir değerlendirmeye tabi tu-

tulması gereksinimi, hayatın akışı içinde

taraflara kendisini mutlaka kabul ettire-

cektir. İlişkinin başlangıç noktasındaki

parametreler ve ilişkiyi sürükleyen dina-

mikler değişmiştir. Taraflar, sanki hiç de-

ğişiklik olmamış gibi davranmayı daha

fazla sürdüremezler.

Önümüzd ki Aylarda

Neler Olabilir?

Tam üyelik süreci buzdolabına kon-

du diye Türkiye ile AB arasındaki ilişki-

ler durmuyor tabii ki. Buzdolabında de-

nilen müzakere sürecinde dahi, bir fasıl

açılması söz konusu olabilir. Eğer teknik

hazırlıklar tekâmül ettirilebilirse Ekono-

mik ve Parasal Politika faslında (Fasıl 17)

yılın ilk altı ayı içinde müzakereler başla-