B R Ü K S E L ’ D E N B A K I N C A
74
19
65
Konseydeki güçlü hükümetler arası yapının devam edip
etmeyeceği, Avrupa Parlamentosu’na daha fazla rol verilip
verilmeyeceği ve Konsey ve Komisyon Başkanlarının doğru-
dan seçimle gelip gelmeyeceği önümüzdeki soru setinin te-
mel direklerini teşkil ediyor. Federalist ve konfederalist gö-
rüşler arasındaki çatışma tüm hızıyla devam ederken, Avru-
pa siyaset sahnesinde“Avrupa karşıtı“ partilerin yükseldiği-
ni görüyoruz. Vatandaş kendisini en fazla ilgilendiren konu-
larda giderek daha az söz sahibi olduğunu görüyor. Bunun
tek bir adı var: Demokrasi açığı.
Peki, bu açık nasıl giderilecek? Avro Bölgesi’nin“siyase-
ten mümkün olanın” sınırına dayandığı anlaşılıyor. Yapının
değişmesi gerektiği aşikâr. Daha demokratik ve daha sıkı bir
siyasi birlik yoluna gidilirse, AB’nin siyasi yönetiminin nasıl
organize edileceğinin cevabı ise henüz ortada yok.
Bu karışıklık içinde, İngiltere’nin durumu ise ayrıca in-
celemeye değer.
En baştan beri AB içinde İngiltere’nin durumu ne ka-
dar tartışma konusu olduysa, İngiltere’nin iç siyasetinde de
AB o kadar tartışma konusu olmuştur. Ama son bir kaç yıl-
dır“İngiltere’nin AB’den ayrılması ya da -neredeyse aynı an-
lama gelecek şekilde- ilişkiyi radikal biçimde değiştirilme-
si”seçeneği ana akım siyasal partiler tarafından dile getiril-
meye başlandı ve kamuoyunda geniş destek buldu. Peki, bu
olasılık gerçekleşebilir mi? Evet, olabilir. İngiltere’de AB’den
ayrılmayı isteyen çok sayıda insan var. Hatta “istemeyen İn-
giltere AB’den çıksın, isteyen Türkiye girsin” diyenler oldu.
Bizzat Başbakan David Cameron bile bu seçeneği dile getir-
di. Daha ne olsun? İş ciddi.
Burada bu konunun detaylarına girmek mümkün de-
ğil, zaten benim amacım da bu değil. Ancak bu tartışma es-
nasında, eski Başbakan Tony Blair (1997-2007) tarafından
dile getirilen AB lehine bir görüşü, burada dile getirmek is-
tiyorum.
Tony Blair’e göre, teknoloji ve sermayenin geldiği mobi-
lite düzeyinde GSMH ile nüfus arasındaki ilişki giderek kuv-
vetlenmiştir, daha da kuvvetlenecektir. Yani nüfusu daha
büyük olanın, ekonomisi de daha büyük olacaktır. ABD’nin
askeri gücü, onu yine de dünyanın büyük güçleri arasında
tutacaktır ama onun da liderlik pozisyonu yıpranacaktır. Bu
yeni dünyada AB üyesi ülkeler, ekonomi, ticaret, savunma ve
dış ilişkiler alanlarında ve küresel iklim değişikliği gibi konu-
larda, tek başlarına sahip olduklarının çok ötesinde bir ağır-
lık ve söz hakkına sahip olacaklardır. Şöyle diyor Blair:“
İngil-
tere, kendisinden 20 kat fazla nüfusa sahip Çin ve Hindistan
karşısında, milli menfaatlerini korumak için AB’ye muhtaçtır.
İşte bu kadar basit! Onunla daha değerliyiz, onsuz daha az...
Tabii ki AB dışında da İngiltere’nin bir geleceği olacaktır ama
sorulması gereken soru şu: AB dışında kalmak, uzun vadede
İngiltere’nin çıkarına mıdır?
”
Bana çok ilginç geldi. Yıllarca “
milli menfaatlere zarar
verecek bir egemenlik devri
” gerektirdiği için AB’ye karşı çı-
kanlar için bu durum, yani “milli menfaatleri daha iyi koru-
mak için AB içinde olmayı istemek” her şeyin tersyüz oldu-
ğu, tüm itirazları baştan kurgulamak anlamına gelebilir.
Bu süreçten de Türkiye için çok önemli dersler çıkacak.
İyi izleyelim.
Tony Blair