73
AB’DE EKONOMİK DURUM
Bu başlık altında görünüm hiç parlak değil: Küresel
mali ve ekonomik kriz AB’yi dünyanın diğer bölgelerinden
daha kötü etkilemiş durumda. Reel ekonomin yanı sıra is-
tihdam, gelir düzeyi, yatırımlar, harcamalar ve sosyal yapı-
lar ciddi darbeler altında olumsuz sinyaller veriyor. Özellik-
le çevre ülkeler için, hele de İspanya ve Yunanistan için yüz-
de 50’lere çıkan genç işsizliği, geleceğe yönelik en büyük so-
run. Bu alanda önemli bir gösterge olarak kabul edilen NEET
(
ne eğitim ve öğretim gören, ne çalışan, ne de meslek eğiti-
mi alan gençler
) oranı Avro Bölgesi’nde yüzde 13, İspanya ve
Yunanistan’da ise yüzde 18 olarak ölçülüyor. Neredeyse tüm
2013 yılı ekonomik ve mali gösterge tahminleri, şimdiden
aşağı doğru revize edilmiş durumda.
Biraz da durumun parlak yönlerini görmeye çalışalım.
Sadece olumsuzluklara odaklanırsak, ekonomi alanındaki
gerçekleri tam olarak göremeyiz. Şu anki ekonomik görün-
tü pek parlak değil ama AB’nin büyük potansiyeli de yerin-
de duruyor. 500 milyonluk nispeten zengin tüketici ile iyi iş-
leyen bir iç pazar, aslında ekonomi için bir nimettir. Bunlara,
uygun inovasyon ortamını, yüksek eğitim düzeyini ve yük-
sek kalitede temel alt yapıyı da ekleyebiliriz. AB, hâlâ dün-
yanın geri kalan bölümü için çok değerli bir iş ortağı: Yakla-
şık 80 ülkenin bir numaralı ticaret ortağı ve hâlihazırda 30
ülke veya bölgesel organizasyonla yeni ticari anlaşma mü-
zakereleri devam ediyor. Diğer yandan AB, dünya nüfusu-
nun yüzde 7’sine sahip ama dünya ticaretinin yüzde 20’sini
gerçekleştiriyor ve ekonomik zorluk içinde olduğu 2012 yılı-
nın ilk yarısında bile bir önceki yıla göre yüzde 6,3 daha faz-
la doğrudan yabancı sermeye çekmeyi başardı.
Elbette bir şekilde düzlüğe çıkılacak ama bunun kısa
vadede olamayacağı çok açık. Bu şartlar altında AB’nin ön-
celikli gündeminin “İstikrar, İstihdam ve Büyüme” olarak
tespit edilmesine de şaşmamak gerek. Diğer konular tefer-
ruat gibi algılanıyor.
Elbette olumsuz ekonomik koşullar diğer dosyaları
da etkiliyor. Öncelik, bankalarla kamunun bağını kesip bir
“Bankacılık Birliği”oluşturmakla başlayan, giderek daha sıkı
mali disiplin ve koordinasyona dayalı yeni bir yapı oluştur-
maya veriliyor. Büyümeye olumlu katkı yapacağı hesapla-
nan uluslararası ticaret ve yeni nesil serbest ticaret anlaş-
maları, bu gündemde kendisine üst sıralarda yer buluyor
ama bizi çok yakından ilgilendiren genişleme dosyası için
aynı şeyi söylemek mümkün değil. O, daha ziyade “teferru-
at” arasında kabul ediliyor, hatta genişlemeyi krizin sebep-
leri arasında görenler bile var. Bürokrasi tarafından hazır-
lanan belgelerde yer verilse bile bu konu, siyasi gündemin
alt sıralarına itilmiş durumda. Örneğin, donma noktasında-
ki müzakere sürecini canlandırmaya çok hevesli görünen İr-
landa Dönem Başkanlığı, “
Türkiye’nin katılım müzakerelerin-
de ilerleme kaydetmeyi umduklarını
”belirtiyor ama şunu ek-
lemeden de yapamıyor: “
Ama bunu yapabilmemiz, tarafla-
rın, yani hem Türkiye’nin hem de AB üye ülkelerinin bunu ne
derece istediklerine bağlı.
Bir tarafa Türkiye’yi, diğer tarafa da tek tek 27 -yakın-
da 28- ülkeyi ayıran bu denklemin, şu andaki şartlarda, bu
işin sonunu getirmesi mümkün değil. Neyse, biz AB’yi izle-
meye devam edelim.
Tabii ki aklı başında hiç kimse, bugünün ekonomik
problemlerinden, 2004 yılında AB’nin büyüklüğünü nere-
deyse ikiye katlamış olan “genişleme”yi doğrudan sorumlu
tutamaz, tutmuyor da… Ama şu gerçeği de kabul etmek
lazım: AB’nin yeterince “derinleşememiş” olmasının sebebi
genişlemedir, yani dolaylı bir sorumluluk söz konusu olabi-
lir. Bunu yaratan da aslında yeni katılan ülkeler değil, onla-
ra karşı kendilerini garantiye almak isteyen büyük ülkelerin
tereddütleri olmuştur. Tabii artık çok geç, 15 üyeli AB’ye geri
dönülemeyeceğine göre“mevcut yapıyla nasıl derinleşebili-
riz”sorusuna cevap aramaktan başka çare yok.
Bu da bizi bir başka düzeye, vatandaşların AB’yi nasıl
algıladığı noktasına getiriyor. Bugün itibarıyla vatandaşlar,
birçok olumsuzluğu AB’ye bağlıyor. Kamuoyundaki AB al-
gılaması bozuk ve AB’ye destek düşüyor. Adını korkmadan
koymak gerek: Bugünkü yapısı ve haliyle AB çalışmıyor...
Genişlemeden genişlemeye, kurucu anlaşma değişikliğin-
den kurucu anlaşma değişikliğine alınan yolun sonunda bir
de bakıldı ki, ortaya“sorun çözme yeteneği olmayan bir dev”
çıkmış. Bu durum değişir mi? Değişir. Nasıl? Bir bilebilsek!
SİYASİ DURUM VE DEMOKRASİ AÇIĞI
AB sadece ekonomik olarak değil, siyasi olarak da kes-
kin bir dönemeçte. Düze çıkmak için bazı seçenekler belirle-
niyor ama kâğıt üzerindeki önlem seçeneklerinden hangisi-
nin seçileceği bir sorun. Seçilenin nasıl uygulanacağı ise bir
başka sorun. Karar ne olursa olsun, kararın demokratik meş-
ruiyeti de -vatandaşların gözünde- ayrıca tartışma konusu
oluyor. Elli yıl önce AB kurulurken dinamiği yaratan, geçmi-
şe yönelik korkular ve barış arzusuydu. Bugün ise geleceğe
yönelik korkular ve güç arzusu merkezde yer alıyor.
David Cameron
1...,63,64,65,66,67,68,69,70,71,72 74,75,76