72
19
65
B R Ü K S E L ’ D E N B A K I N C A
ki süreç, arzu edilen noktada değildir
”dendikten sonra şu şe-
kilde özetleniyor:
●
AB süreci Türkiye’nin demokratikleşmesini destekleyici
ve bu yöndeki reformları hızlandırıcı bir rol oynamak-
tadır,
●
Siyasi reformlarla vatandaşlarımızın sahip olduğu bi-
reysel hak ve özgürlüklerin kapsamı genişletilmiş, çağ-
daş demokrasilerin temel ilkeleri olan şeffaflık, hesap
verebilirlik, katılımcılık gibi değerler gündelik hayatı-
mızın bir parçası olmuştur,
●
AB sürecinde gerçekleştirilen reformların da katkısıyla
ülkemiz bir sosyoekonomik dönüşüm sürecinden geç-
mektedir,
●
Bu değişim ve dönüşümün yanı sıra AB süreci,
Türkiye’de istikrarlı bir büyüme ortamının devamı
açısından önemli bir rol oynamaktadır. Mevcut kri-
ze rağmen AB, hâlâ dünyanın en büyük ekonomisi ve
Türkiye’nin en önemli ticari ortağıdır. Dış ticaretimizin
yaklaşık yüzde 40’lık bölümü AB ülkeleriyle gerçekleş-
mektedir. Türkiye’ye giren doğrudan yabancı yatırımla-
rın yüzde 85’i, teknolojik sermayeninse yüzde 92’si AB
kaynaklıdır. Unutulmamalıdır ki bu ekonomik fayda-
nın devamlılığını sağlayan husus, Türkiye’nin müzakere
eden aday ülke olarak sürece bağlılığı ile bunun yarat-
tığı kolaylıklar ve istikrar ortamıdır,
●
AB, aday ülkelere müktesebata uyum ve müktesebatı
uygulama yönünde almaları gereken siyasi, ekonomik,
yasal ve idari tedbirler için mali yardımlar sunmakta-
dır
1
,
●
Ülkemizin AB üyeliğine hazırlanmasında büyük önem
taşıyan idari yapının güçlendirilmesi için de farklı prog-
ramlar aracılığıyla kaynak aktarılmaktadır.
AB Türkiye’yi izlerken, değerlendirmelerini üç ana baş-
lık altına gerçekleştiriyor. Ekonomik kriterler, siyasi kriterler
ve AB mevzuatına uyum. Bizim de AB’yi, daha ziyade de-
mokratikleşme sürecimize katkıları ve ekonomik nedenlerle
önemli bulduğumuz görülüyor. Biz de aynı mantıktan hare-
ket ederek, AB’yi bu iki başlık altında değerlendirmeye ça-
lışalım.
çekmek istiyorum: Bir ülke neden AB üyesi olmak, eğer za-
ten üye ise neden AB içinde kalmak ister? AB’yi bir çekim
merkezi yapan unsurlar nelerdir? Bunlar geçtiğimiz yılda,
hangi yönde ve nasıl değişmiştir? Aslında bu sorulara verile-
cek cevaplar, “Türkiye’nin AB’yi İzleme Raporu”başlıklı, baş-
lı başına bir çalışma dahi olabilir.
Evet, Türkiye AB’ye üye olmak istemektedir; bu yolda
ciddi çalışmalar yapmıştır ve yapmaktadır ama konunun sa-
dece bu boyutunu irdelemek, sadece kendi yaptıklarımıza/
yapacaklarımıza yoğunlaşmak büyük resmi eksik bırakacak-
tır. Süreç çok uzun sürmüştür. İçinde olmak istediğimiz yapı,
“ortak” olarak geçirdiğimiz son 50 yılda ciddi biçimde de-
ğişmiştir ve hızla değişmeye de devam etmektedir. Üstelik
neyin parçası olmak istediğimizi bilmek ve ondaki değişimi
uzaktan izlemekle de yetinmemeliyiz; mümkünse bu deği-
şimi etkilemeye/yönlendirmeye çalışmalıyız.
AB Bakanlığımızın hazırladığı 272 sayfalık raporda,
böyle bir bölüm yok: Bahsettiğim konuyla nispeten alaka-
lı bazı hususlara ise “
Türkiye için AB Sürecinin Önemi
” başlı-
ğı altındaki yaklaşık bir sayfalık bölümde rastlamak müm-
kün. Bu bir sayfada, sürecin getirdiği kazanımlar, “
Ne yazık
1
Bu mali yardımlar, vatandaşlarımızın
ve kamu kurumlarımızın AB sürecine
katılımını teşvik eden projeler
aracılığıyla, bahsedilen dönüşümün,
devlet bütçesine yük getirmeden
gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Bu
kapsamda, 2002-2006 döneminde,
Bakanlıklarımız ve diğer kamu
kuruluşları tarafından geliştirilen 166
proje için AB’den 1,3 milyar Avro tahsis
edilmiştir. Hibe programları aracılığı
ile sivil toplum kuruluşları, odalar,
üniversiteler ve yerel yönetimler
gibi kuruluşlarımız yaklaşık 2.500
hibe projesini hayata geçirmişlerdir.
2007-2013 bütçe döneminde ise
Katılım ÖncesiYardım Aracından (IPA)
ülkemizin kullanımı için yaklaşık 4,8
milyar Avro tahsis edilmiştir.
José Manuel Barroso