27
Dış ticaret rakamları açısından duruma baktığımızda
ise, 2011 yılında ihracat kaleminde AB yıllık 1,8 trilyon do-
larlık ihracatla, Çin’in 1,9 trilyon dolarlık ihracatının ardından
ikinci sırada yer almaktadır. İthalatta da benzer bir tablo bu-
lunmakta olup, birinci sırada olan ABD’nin 2011 yılındaki 2,2
trilyon dolarlık ithalatının ardından, 2 trilyon dolarlık ithalat
tutarıyla AB ikinci sıradadır.
AB ortaya koyduğu bu ekonomik potansiyelle, Türkiye
ekonomisi açısından hayati öneme sahip çok önemli bir ortak
ve pazardır. Son 15 yıllık dönemde ihracatımız içinde AB’nin
payı bazı yıllar, toplam ihracatımız içinde yüzde 58’e kadar çık-
mış olmasına karşın; son üç yılda, Avro Alanı’nda yaşanan kriz-
le birlikte AB’nin ihracatımız içinde payı yüzde 46’lar düzeyine
gerilediği görülmektedir.
Aynı şekilde AB’den yaptığımız ithalat rakamlarına bak-
tığımızda ise son 15 yıl içinde sürekli bir gerileme yaşanmak-
tadır. 1996 yılında toplam ithalatımızda AB ülkelerinden yap-
tığımız ithalatın payı yüzde 56 iken, bu rakam 2011 yılında
yüzde 38’e gerilemiştir. Yüzde paylar üzerinden dış ticaretimi-
zin dengesine bakıldığında, son yıllarda Türkiye, AB’ye karşı
net ihracatçı görünmesine rağmen aynı konu parasal değer-
ler üzerinden bakıldığında Türkiye, AB’den net ithalatçı pozis-
yonundadır. 2011 yılında AB ile Türkiye arasındaki dış ticaret
dengesi, ülkemiz aleyhine 29 milyar dolarlık bir açık vermiştir.
Avro Alanı’nda halen süren ekonomik krizin nasıl çözü-
leceği belli olmamakla birlikte, kalıcı çözümler geliştirilmesi
ve AB ekonomisinin tekrar büyüme eğilimine girmesi duru-
munda, uzun vadede Türkiye’nin dış ticareti içinde Birliğin pa-
yının artacağı açıktır. Mevcut ekonomik rakamların da orta-
ya koyduğu üzere, 1995 yılında gerçekleştirilen Gümrük Birli-
ği ile AB, her açıdan ülkemiz için çok ciddi bir ekonomik ortak
haline gelmiştir. Bunun yanında başta Almanya olmak üzere
diğer AB ülkelerinde yaşayan Türk kökenli vatandaşların sayı-
sı bugün 5,5 milyon kişiyi geçmiştir. Birçok parametre ve konu
açısından AB, her daim Türkiye’nin gündeminde yer almıştır.
Bunun yanında yüzyıllar boyunca Avrupa’nın tarihsel gelişi-
minde yer alan ve etki eden bir ülke olmamıza karşın, özellikle
kültürel boyutta AB içinde tam olarak yer almadığımız da yad-
sınamaz bir gerçektir.
Diğer yandan, Fransa eski Başbakanı Michel Rocard’ın
söylediği gibi: “
Türkiye, AB’nin yaşam sigortasıdır
” sözle-
ri Türkiye’nin, özellikle AB’nin enerji kaynaklarına ulaşımında
kritik öneme sahip bir ülke olduğunu açık bir biçimde orta-
ya koymaktadır. Ekonomi ve sanayinin can damarı olan ener-
ji kaynakları konusunda çok sınırlı bir potansiyele ve kayna-
ğa sahip olan AB’nin, ilerleyen yıllarda hayata geçirilecek yeni
projelerle birlikte, Orta Asya ve Orta Doğu’daki büyük enerji
kaynaklarına daha fazla ihtiyaç duyacağı açıktır. Bu enerji kay-
naklarının batıya ulaşımında AB ülkeleri açısından en önemli
geçiş koridoru ve kontrol merkezi ise başka güzergâhlar ve ül-
keler söylense de, bu ülkenin Türkiye olduğu açıktır.
Bunun yanında yıllardır AB’nin genişleme politikası çer-
çevesinde Doğu Avrupa’da birçok ülkeyi gruplar halinde alma-
sına karşın, Türkiye’ye karşı farklı bir tavır takındığı da görül-
mektedir. 2007 yılında bugünkü değerlerle toplamda 30
milyonluk nüfusa, 288 milyar dolarlık milli gelire, 91 mil-
yar dolarlık ihracat ve 104 milyar dolarlık ithalat büyüklü-
ğüne sahip Bulgaristan ve Romanya, çok kısa sürede AB’ye
tam üye yapılırken, yıllardır müzakereler yürüten ülkemiz-
se, üyelik için halen bekletilmektedir. Türkiye olarak bizim
de son yıllarda yapısal reformlar konusunda beklentilerden
uzak hareket etmemiz de üzerinde konuşulması gereken
önemli bir konudur. Önceki yıllarda gerçekleştirdiğimiz ya-
pısal reform çalışmalarının hızı, ne yazık ki son yıllarda bü-
yük ölçüde düşmüş durumdadır. Bu alanda daha hızlı ve so-
mut adımlar atarak, geçen zamanın telafi edilmesi gerek-
lidir.
Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda, AB tara-
fından 2005 yılında başlatılan üyelik müzakerelerinde ha-
len 13 fasıl müzakerelere açılabilmiş ve sadece bir fasıl ge-
çici olarak kapatılmıştır. Son yıllarda özellikle Fransa’nın ve
GKRY’nin engelleyici yaklaşımları neticesinde yaşanan geliş-
meler sonucu, siyasal ilişkilerde herhangi bir ilerleme kay-
dedilmediği ortadadır.
Keza, yıllardır süren Türk vatandaşlarına yönelik vize
uygulamaları, başta iş insanlarımız olmak üzere birçok mes-
lek grubuna vize alma konusunda çıkartılan sorunlar, kısa
süreli vize verilmesi ya da neden göstermeden vize verilme-
mesi gibi benzer sorunlar için AB ülkeleri tarafından hâlâ ka-
lıcı bir çözüm ortaya konmamıştır. Bunun yanında, 2005 yı-
lında Türkiye’nin AB’ye tam üyelik için Hırvatistan’la birlikte
başladığı müzakere sürecinde, bu ülkeyle tüm görüşmelerin
tamamlanıp 2013 yılında tam üyeliğe alınacak olması da,
üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken diğer bir gelişmedir.
Tüm bu verilerden yola çıktığımızda, 2013 yılında
İrlanda’nın AB Dönem Başkanı olmasıyla birlikte hızla deği-
şen uluslararası dengeler, ülke yönetimlerinde göreve yeni
gelen siyasi kadrolarla birlikte, halen süren müzakerelerde
yeni fasılların açılması ve karşılıklı olarak ilişkilerin topar-
lanması konusunda daha gayretli girişimlerin olacağı bek-
lenmelidir.
Son zamanlarda içerde ve dışarıda dile getirilmeye
başlanan, 2023 yılında Türkiye’nin AB’ye tam üye olabilece-
ği yönündeki sözlerse, gerçekçilikten oldukça uzak söylem-
lerdir. Bunun yanında AB’nin halen yaşamakta olduğu derin
ekonomik krizde, AB’nin ve avronun geleceğine yönelik soru
işaretleri yarattığı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Sonuç olarak, makul bir zaman dilimi içinde gerçek-
leşmesi arzu edilen tam üyelik beklentimiz, hem ülkemiz
hem de AB açısından önemli kazanımlar sağlayacağı açık-
tır. Türkiye’nin AB’ye katılımı, Avrupa iç pazarının büyüklü-
ğünü artıracak ve AB’nin küresel ekonomideki göreceli reka-
bet yeteneğini güçlendirecektir.
Eğitimli ve dinamik nüfusu, bölgesindeki saygın ko-
numu, izlediği vizyon sahibi ve çok boyutlu dış politikay-
la Türkiye, Birlik için gerçek bir kazanım teşkil edecektir. Bu
kapsamda AB’nin Türkiye’ye karşı tam üyelik yolunda daha
yapıcı ve bizleri cesaretlendirici adımlar atmasını bekliyoruz.