23
H
er yeni yıl, yeni bir umut demektir. Tıpkı ba-
har gibi insanların da, toplumların da, dev-
letlerin de tazelendiği, yeni başlangıçlar için
yüreklendiği bir dönemdir. O nedenle ben,
öncelikle yeni yılınızı kutluyor, 2013’ün ülkemiz ve tüm in-
sanlık için barış ve refah getirmesini, bu yöndeki gayretleri
artırmasını diliyorum.
Kuşkusuz İTO olarak, Türkiye-AB ilişkilerinin son dö-
nemde yaşadığı ataletten ve engellemelerden kurtularak
ivme kazanması, yeni yılda en büyük temennimizdir. Çün-
kü Türk iş dünyası, ülkemizin AB üyelik sürecine verdiği des-
teğin somut sonuçlarını almayı artık hak etmektedir. Konuyu
yakından izleyenlerin hatırlayacağı gibi, İTO olarak biz, üye-
lik sürecini güçlendirecek sayısız çalışmalar gerçekleştirdik.
Brüksel’de yaptığımız lobi faaliyetleri, AB kurumlarına ger-
çekleştirilen ziyaretler, kamuoyundaki yanlış algıları ve ön-
yargıları yıkmaya yönelik toplantılar ve bilgilendirme çalış-
maları bu yöndeki çabalarımızın somut örnekleridir.
Bu bağlamda, Türkiye’nin AB sürecine uzman kadro-
suyla büyük katkılarda bulunan İktisadi Kalkınma Vakfı’nı da
anmak ve teşekkür etmek isterim. Çünkü İKV, Türk iş dünya-
sını temsilen Brüksel’de ilk temsilcilik açan kuruluşlarımız-
dan biridir.
Peki, şu anki Türkiye-AB ilişkilerinin durumu nedir?
Bilindiği gibi Türkiye’ye 1999 yılında aday ülke statü-
sü verilmiş, 2005 yılında da ülkemizle katılım müzakereleri-
ne başlanmıştı. Bugüne kadar müzakerelere açılan başlık sa-
yısı ise sadece 14. En son açılan başlık 2010 yılı Haziran ayın-
da açılan Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı başlı-
ğıydı. Çok açık ki müzakere süreci, hızlı ve kararlı bir şekil-
de gitmiyor.
Bu durumu iki taraflı ele alarak değerlendirmekte fay-
da var. Şöyle ki; 2008’den bu yana AB kolay günler geçirmi-
yor. Başlangıçta sadece bir borç sorunu olarak görülen fakat
ekonomik, siyasal ve sosyal etkileri her geçen gün artan kriz,
AB’yi derinden yaraladı. Özellikle Yunanistan ve İspanya’nın
içinde bulunduğu zor durum, Avrupa’nın istikrar düzeyini ol-
dukça etkiledi. Bu iki ülkenin Avro Alanı içinde yer alması,
AB’yi para politikaları anlamında zor durumda bıraktı.
Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda
“genişleme”nin artık AB ajandasının ilk sıralarında yer alma-
dığı ortaya çıkıyor. Başka bir deyişle, kendi sorunlarıyla bo-
ğuşan AB, adaylık süreçlerine önceki dönemlerde olduğu ka-
dar büyük önem vermiyor.
Türkiye açısındansa şöyle bir gerçek var: Son dönem-
de dış ticarette ulaşılan seviye, ekonomide yakalanan büyü-
“2008’den bu yana AB kolay günler geçirmiyor. Başlangıçta sadece bir borç sorunu olarak
görülen fakat ekonomik, siyasal ve sosyal etkileri her geçen gün artan kriz, AB’yi derinden
yaraladı. Türkiye ise küresel mali krize rağmen dimdik ayakta durmayı başarmış, yakalamış
olduğu istikrarını korumuş, yatırım için iyi bir destinasyon olduğunu kanıtlamıştır. Son
yıllarda tüm dünyayı kıskandıran büyüme rakamları yakalayan Türkiye’nin, bu trendi
devam ettirmesi durumunda AB ile müzakerelerde eli güçlenecektir.”