21
T
ürkiye-AB ilişkilerinin 2012 yılını değerlendirdi-
ğimizde, müzakereler açısından bir yol kat ede-
mediğimizi, kamuoyunda genel olarak AB üyeli-
ğimize ilişkin heyecanın düştüğünü, özellikle yı-
lın ikinci yarısında AB DönemBaşkanlığı’nın GKRY’ye geçme-
sinden sonra kurumlar arasındaki ilişkilerin de durakladığını
söyleyebiliriz. Türkiye-AB ilişkileri bu seyirde giderken, 2012
yılı AB için de çok verimli bir yıl olmamıştır. AB, belki de kuru-
luşundan bu yana yaşadığı en büyük sınavlardan birini ver-
mektedir. Parasal birliği sağlamış ve dünyanın en büyük ti-
caret bloğunu oluşturmuş olan AB, üye ülkelerin arka arkaya
yaşadıkları finansal krizlerle zor bir yıl geçirmiştir. Üye ülke-
ler Birlik olarak hareket etmeye devam eder ve krizdeki üye-
lere yardım eli uzatırken, bu yardımlar karşılığında talep et-
tikleri önlem paketleri nedeniyle krizdeki ülkelerin kamuo-
yundan çokça eleştiri de almaktadır. AB bu sıkıntıları yaşar-
ken, aynı dönemde Türkiye ekonomisinin büyümeye devam
etmesi ise tüm dünyada olduğu gibi AB’de de dikkat çek-
miş ve birçok AB üyesi ülke Türkiye’yi kendisine hedef pa-
zar olarak belirlemekte gecikmemiştir. AB hâlihazırda dün-
yadaki en büyük ve gelişmiş ekonomilerin arasında yer al-
makta ve ülkemizin en önemli dış ticaret ortağı olmayı sür-
dürmektedir. Hal böyleyken, ülkemizde, AB’ye üye olma al-
gısının daha çok Avrupa ülkelerinde serbest dolaşım hakkı
ve ülkemizin refah düzeyindeki artış ile ilişkilendirilmesi ne-
deniyle, ekonomik krizde AB’ye üyelik, Türk halkı açısından
eski cazibesini yitirmiş görünmektedir. Son kamuoyu yokla-
malarındaki düşük destek ve AB üyeliğine olan inancın azal-
ması da buna işaret etmektedir. Türkiye’nin AB’ye üyelik he-
defi uzun vadeli ve hükümetler üstü bir hedeftir. 1996 yılın-
da AB ile Türkiye arasında tesis edilen Gümrük Birliği, önce-
leri Türk sanayisi için büyük bir risk olarak görülmekle birlik-
te, ilerleyen yıllar sonucunda sanayimizin rekabet gücünün
arttığı görülmüştür. Ürünlerini ve üretim süreçlerini AB stan-
dartlarına yükselten sanayimiz, bugün dünyanın dört bir ta-
rafına ihracat yapabilmektedir. AB’ye üye olmadan Gümrük
Birliği’ni başlatan tek aday ülke olan ülkemizde, Türk sanayi-
cisi başından itibaren AB’ye üyelik sürecine destek olmuştur.
Bu süreçte rekabet gücünü AB kurallarına uyarak artırmak-
ta ve tam üyeliğe yönelik hazırlıklarını sürdürmektedir. Biz-
ler, sanayicilerimizin uzun vadeli planlarını yaparken AB’ye
üyelik nihai hedefini göz önünde bulundurmaları gerektiği-
ni uzun zamandır dile getirmekteyiz.
Müzakere sürecinin duraklamasında ve eski heyeca-
nını yitirmesinde AB tarafından Türkiye’nin önüne çıkarılan
engellerin ve bloke edilen müzakere başlıklarının da büyük
payı olduğu bir gerçektir. Ancak, ülkemizde yeni bir mevzu-
at kabul edilirken veya değişiklik yapılırken, ilgili müzakere
başlığı açık olmasa dahi AB mevzuatına uyum gözetilmekte-
dir. Sonunda AB’ye üye olmak için gerekli tüm düzenleme-
ler tamamlandığında, AB’ye üye olup olmama kararı yine
Türkiye’ye ait olacaktır. Ancak Türkiye AB’ye tam üye olma-
yı tercih etmese dahi, insan sağlığına saygılı, çevreye duyar-
lı üretim ve yaşam için gerekli kurallar kabul edilmiş ve sa-
nayimizin rekabet gücü AB standartlarına gelmiş olacaktır.
Öte yandan, 2013 yılı Türkiye-AB ilişkileri açısın-
dan fırsatlar sunmaktadır. Öncelikle GKRY’nin AB Dönem
Başkanlığı’nın sona ermesiyle birlikte İrlanda ve Litvanya
Dönem Başkanlıkları ilişkilerde hareketlenmeye neden ola-
caktır. Ayrıca Fransa’da yaşanan hükümet değişikliği son-
rası, bir önceki Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy nedeniy-
le Fransa’da ülkemizin AB üyeliği aleyhine oluşan olumsuz
hava yerini daha pozitif bir yaklaşıma bırakabilir. AB’nin ha-
len, Almanya ve Fransa’nın siyasi liderliğinde yönünü belirle-
yen bir oluşum olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu
fırsatın iyi değerlendirilmesi gerektiği açıktır.