İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
80
BRÜKSEL’DEN BAKINCA
M. Haluk NURAY
İKV Brüksel Temsilcisi
Türkiye-AB İlişkileri Bir Tren
Kazası Daha Atlattı, Tren Gene
Devrilmedi:
İyi de Nereye Kadar?
Türkiye’nin AB’ye üyelik
müzakereleri sürecinin
“derin dondurucuda”
olduğunu söylemek
öylesine yaygın bir klişe
oldu ki artık kullanmak
istemiyorum; öte
yandan, bu basmakalıp
söz durumu öylesine iyi
anlatıyor ki, yerine daha
güzel bir benzetme de
bulamıyorum.
A
nalojilere başvurmak, 54 yıldır,
ine çıka, ite kaka ilerleyen bir
ilişkiyi özetleyebilmek için sık-
lıkla başvurduğumuz bir yol ama son
zamanlarda öylesine uzun bir durgun-
luk süreci içindeyiz ki hayal güçlerimizi
ne kadar zorlarsak zorlayalım onların
da yenilerini yaratmakta zorlanıyoruz.
Hayallerimiz de mi dondurucuda acaba?
Ben yukarıda tren kazasını kullan-
dım ama AB ile ilişkimizi anlatmak için
aslında yolla ilgili pek çok benzetme
yapmışız. Bazıları da tutmuş. Mesela,
Sayın Turgut Özal’ın 1987 yılında, üyelik
başvurusu yaptığımız dönemde kullan-
dığı “uzun ince bir yol” benzetmesi hâlâ
geçerliliğini koruyor, hâlâ incecik bir
yolda ilerlemeye çalışıyoruz. Hatta biz
ilerledikçe yol daha da inceliyor gibime
geliyor; son zamanlarda öylesine incel-
di ki neredeyse kopacak. Taraflar da
bunun farkında. Müzakere süreci diye
adlandırdığımız yol koparsa hangi
yolda birlikte yürüyebiliriz arayışına
başladılar. Yol tabii ki önemli ama daha
önemli olan arabayı devirmemek; ara-
ba elden giderse ya yaya kalırız ya da
kenarında oturup yolu seyrederiz.
Nisan ayı sonunda işte böyle bir
kopma, arabayı devirme anına çok
yaklaştık. Yarım asırdır iniş çıkışlarla
dalgalanan eğrinin yeni bir dip nokta-
sını yaşadık. Yeni anayasamızın önce
taslağına sonra da referandumuna
AB’den gelen tepkiler; bu tepkilerin
Avrupa Konseyi, Venedik Komisyonu,
AGİT, Avrupa Parlamentosu raporları
ve kararları şeklinde somutlaşarak
resmiyete dökülmesi; bizim karşı söy-
lemlerimiz derken bazı kesimlerde,




