İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
29
masum bedenleri Bodrum sahillerine
vururdu. Tıpkı 2 Eylül 2015 tarihinde
Bodrum’da sahile vuran Suriyeli 3 yaşın-
daki Aylan bebek gibi.
Referandum sonrasında daha çok
seçmene yönelik açıklamalar yerine ülke
çıkarlarını gözeten bir politika izlenmesi
çok önemlidir. Türkiye ile Batı dünyası
arasındaki ilişkiler zayıflarsa, Türkiye’de
bir eksen kayması olabilir ama bu kayma
hiçbir zaman Şanghay Beşlisi yönünde
olamaz. Eğer olursa Rusya, Ermenistan ve
Çin ile aynı blokta yer alırız ki, bu kabul
edilemez. Ulus devlete geri dönüş, içe ka-
panma, dar milliyetçilik, popülizm, Tür-
kiye dahil hiçbir ülkenin yararına olmaz.
Prof. Dr. Daron Acemoğlu AB ve de
NATO’ya alternatif olarak Şanghay Beş-
lisi’ne üye olmasının Türkiye açısından
olumlu olmadığını şöyle açıklıyor: “Tür-
kiye’nin Batı’yla ilişkisi hiçbir zaman so-
runsuz değildi. Bir adım geri, bir adım ile-
ri gidiyordu. Avrupa’yla yakınlaştığımız
dönemler hep iyi netice verdi.” Türkiye
pireye kızıp yorgan yakmamalıdır.
Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut
Özal’ın 14 Nisan 1987 tarihindeki üyelik
başvurusu sırasında söylediği “Bu uzun ve
meşakkatli bir yoldur. Bizi caydırmak için
çok şey yapacaklar. Ama yılmamalıyız”
görüşü unutulmamalıdır. Türkiye için za-
man zaman “Batıya giden gemide Doğuya
koşan ülke” benzetmesi yapılmıştır ama
bunun doğru olmadığı Türkiye’nin üye
olduğu Avrupalı ekonomik, askeri ve si-
yasi kuruluşlar tarafından ispatlanmıştır.
Başbakan Binali Yıldırım, “Avrupa,
rotasını şaşırmış durumda. Bir yandan
yükselen ırkçılık, bir yandan yabancı düş-
manlığı, özelinde Türk düşmanlığı… Şu an
AB’nin ikircikli tutumundan dolayı Türk
kamuoyunun AB’ye güveni dibe vurmuş
durumda. Önce bunu düzeltmemiz lazım”
derken doğru bir tespitte bulunmuştu.
Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merke-
zi’nin 18-22 Mart 2017 tarihleri arasında
26 il ve ilçelerinde 2032 kişi ile yaptı-
ğı araştırmada Türkiye’nin AB üyeliğini
destekliyor musunuz sorusuna verilen
cevaplar şöyledir: Evet yüzde 42,2, hayır
yüzde 42,9, kararsız 14,9.
Türk kamuoyunda son zamanlar-
da AB’de ortaya çıkan Türkiye karşıtı
söylemler üzerine AB’ye yönelik destek
azalmış, AB üyeliği konusu gündemden
düşmüştür. Avrupa Eğitim ve Bilimsel
Araştırmalar Vakfı, TAVAK’ın, 2016’da
açıkladığı 6’ncı Türk Halkının AB’ye Ba-
kışı Araştırması’na göre Türk halkının
yüzde 64’ü AB’ye üye olacağımıza inan-
mıyor. 2015 yılında bu oran yüzde 48 idi.
Araştırmaya katılanların yüzde 56’sı Tür-
kiye’nin AB’ye ihtiyacı olmadığını belirtir-
ken, üyelik önündeki en büyük sorunu ise
İslamofobi olarak görmektedir.
Türkiye’nin AB üyeliği hedefinden
bir sapma söz konusu değildir. Çünkü,
2001, 2003 ve 2008 yıllarında güncelle-
nerek Bakanlar Kurulu kararıyla Resmi
Gazete’de yayımlanan AB üyeliği hedefi-
ne yönelik Türkiye Ulusal Programı’nın
giriş bölümündeki hedefte bir değişiklik
bulunmuyor. Eski Başbakan Prof. Dr. Ah-
met Davutoğlu’nun 28 Ocak 2015, Eski
AB Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi
Volkan Bozkır’ın 18Mayıs 2016 tarihinde
“AB bizim için stratejik bir hedeftir” ve
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun
9 Ocak 2017 tarihindeki “Türkiye’nin
olmadığı Avrupa eksiktir” açıklamaları,
AB ile iplerin henüz kopma noktasına
gelmediğini gösteriyor. Ekonomi Bakanı
Nihat Zeybekci’nin 20 Mart 2017 tari-
hindeki açıklamasını da bu kapsamda
değerlendirmek gerekir: “Türkiye’nin
yolculuğu, Avrupalı dostları ile birlikte
medeniyet yolculuğudur.”
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şim-
şek de “AB bizim için önemli bir çıpa, Ba-
tı’dan bir kopuş görmüyorum” tespitinde
bulundu. Başbakan Yardımcısı Nurettin
Canikli de “Avrupa, bizim en büyük ekono-
mik ortaklarımızdan biridir. Bu ticaretten
her iki taraf da çıkar sağlıyor. İki tarafın
menfaatini yükseltecek şekilde ilişkileri-
miz devam edecektir” diye belirtti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-
Claude Juncker, AB’nin Brexit sonrası izle-
yeceği yöne ilişkin muhtemel senaryoları
ortaya koyan Beyaz Kitabı, (
White Paper
on The Future of Europe: Reflections and
Ccenarios for the EU27 by 2025
) 1 Mart
2017’de kamuoyuna açıklamıştı. AB’nin
değişen şartlara uyum sağlaması gerekti-
ği açıklanan Beyaz Kitap’ta, “Önümüzde,
güvenliğimiz, halkımızın refahı ve Avru-
pa’nın giderek çok kutuplu bir dünyada
oynaması için gereken role ilişkin önemli
sınamalar var. 27 üyeli birleşik bir Avru-
pa’nın kendi kaderini şekillendirmesi ve
kendi geleceği için bir vizyon geliştirmesi
gerekiyor” denilmişti.
Türkiye yeni bir yapılanma sürecine
giren AB’de yerini almalı ve yeni bir stra-
teji oluşturmalı. İKV Başkanı Ayhan Zey-
tinoğlu’nun da belirttiği gibi Türkiye’nin
Avrupa norm ve değerleri yönündeki
ilerlemesi, Avrupa’nın istikrarı ve kalkın-
ması için de önemli. Bu açıdan değerlen-
dirildiğinde tam üyelik perspektifinden
sapılmadan, Gümrük Birliği’nin güncel-
lenme sürecine hız verilmeli, müzakere
sürecinde göç, serbest dolaşım, adalet ve
yargı konularını kapsayan 23 ve 24’ncü
başlıklar açılmalı, Güney Kıbrıs Rum Yö-
netimi ve AB Konseyinin başlıkların açıl-
masına koyduğu vetoların kaldırılması
için daha çok çaba gösterilmelidir.
Dost ve kardeş ülke Azerbaycan
Cumhuriyeti’nin kuruluşunun (28 Mayıs
1918) 99’uncu yılını kutlarken, Azer-
baycan Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk
Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resul-
zade’yi rahmetle anar, tüm Azeri Türk-
lerine esenlik ve mutluluklar dilerim.
Bu kapsamda Ankara’da düzenlenen ve
AKEV Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ha-
yati Aktaş’ın da katıldığı bir etkinlikte
Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Öz-
dağ’ın “Azerbaycan ve Türkiye halkının
yükselen bayrakları bir daha inmeyecek
ve sürekli yükselmeye devam edecektir”
ifadesini ben yadırgadım. Çünkü, Türkiye
halkı yerine Türk halkı daha doğru bir
tanımlamadır.
Türk yerine Türkiye ifadesi kabul edi-
lirse şu komik durumlarla karşılaşmamız
kaçınılmazdır: Türkiye Bayrağı, Türkiye
Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Havayolları,
Türkiye Milli Takımı, Türkiye Lirası, CNN
Türkiye, Jön Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türki-
ye Cumhuriyeti, Türkiye Hamamı, Türki-
ye Lokumu, Türkiye Kahvesi vb...
■




