İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Nisan 2023

63 İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ rin ve izlenen hatalı ekonomi politika- larının sonucu olarak hem doğrudan sermaye girişleri hem de sıcak para girişleri düşmeye başlamıştır. İkinci büyük etki ise aslında birincisi ile bire bir bağlantılı olarak, AB ile karşılıklı güvenin azalması ve ilişkilerinmotoru olan karşılıklı siyasi iradenin ortadan kalkması şeklinde tezahür etmiştir. Rusya-Ukrayna savaşının başla- masından bu yana, Türkiye’nin artan stratejik öneminin, Türkiye-AB ilişki- lerinin özellikle tam üyelik perspek- tifinde yeniden canlandırılmasına yol açabileceği beklentisi de (iki tarafın da stratejik çıkarları açısından elzem olduğu görülmesine rağmen) gerçek- leşmedi. Bugün gelinen noktada, ilişkiler üyelik perspektifi olmaksızın, sadece ortak menfaat konularına sıkışmış ve o dosyalarda dahi al-ver şeklinde iler- leyen bir yapıya dönüşmüş durumda. AB Ne Düşünüyor? 14 Mayıs seçimlerinin sonuçları kadar ve seçimin ardından, Brüksel’in yeni yaklaşımını merakla bekliyoruz. Bu yeni yaklaşım hem Türkiye’nin hem de AB’nin önümüzdeki yüzyılda kaderini belirleyecek önemde olabilir. Seçim propaganda döneminde, taraflara malzeme sağlamamak ge- rekçesiyle (en azından resmî kurum- lar) sessiz kalsalar da hem onların hem de düşünce kuruluşlarının “Kim kazanırsa, Türkiye-AB ilişkileri hangi yönde değişir?” sorusu üzerinde kafa yordukları muhakkak. AB tarafında, seçimi kim kazanırsa kazansın ilişki- lerin bu şekilde devam edemeyeceği yönünde bir inanışın hâkim olduğu söylenebilir. Yani, bir değişiklik olaca- ğı kabul ediliyor. AB, böylesi bir değişime ve yeni bir başlangıca hazır mı diye sorar- sanız, çok yüksek ihtimalle, birçok uzmandan “hazır olmadığı” cevabını alırsınız. Oysa, Avrupa kıtasının ge- leceğinde ağırlığı olan ve hukuken hâlen tam üyelik için müzakere eder konumdaki bir ülkeye ilişkin planlar, bekle-gör anlayışına teslimedilmeme- lidir. Seçimlerden sonra, son 10 yıldır neredeyse komada olan Türkiye-AB ilişkilerini yeniden üyelik rotasına oturtacak ortam ve anlayış ortaya çık- sa bile, taraflar doğru adımları atma- dıkları takdirde bu eşsiz fırsat heba olabilir. AB’yi hazırlıklı olmaya davet etmek boynumuzun borcudur. Peki neler yapılabilir derseniz; ön- celikle hâlen neredeyse sıfıra inmiş olan derin ve samimi diyalog hızla başlatılmalıdır. İlişkilerimizin en dipte olduğu dönemlerde dahi Türk halkı- nın AB ile ilgili düşüncelerinin olumlu ve bütünleşmeden yana olduğunu yıl- lardır yaptığımız anketlerde rahatça

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=