Table of Contents Table of Contents
Previous Page  69 / 88 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 69 / 88 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

67

vrupa Komisyonu tarafından 4

Nisan 2016’da açıklanan Nükleer

Program sadece AB içerisinde

nükleer enerjinin durumunu yansıt-

makla kalmıyor, AB sınırları içerisinde

nükleer enerjinin geleceğinde nükleer

güvenliğin önemini öne çıkarıyor.

Avrupa Komisyonu 4 Nisan 2016

tarihinde Nükleer Programı’nı (

Nuclear

Illustrative Programme

-PINC) kamuo-

yuna açıkladı. Euratom Antlaşması’nın

40’ıncı Maddesi uyarınca hazırlanan

program aslında Komisyon tarafından

AB içerisindeki nükleer yatırımların iz-

lenmesini amaçlıyor. Ancak bu rapor,

Mart 2011’deki Fukuşima nükleer fela-

keti sonrası ilk rapor olduğu için merak-

la bekleniyordu.

Bilindiği gibi, AB’nin ilk temellerinin

atıldığı döneme uzanan nükleer hikâyesi

özellikle Fukişima sonrası uzun süre

tartışılmış, kamuoyu tepkisi nedeniyle

bazı üye ülkelerde nükleer enerji kulla-

nımını sınırlandırma, hatta sonlandırma

kararı alınmıştı. Bugün AB içerisinde

nükleer enerjinin durumuna bakıldığın-

da üye ülkelerin yaklaşık yarısının nük-

leer enerji kullandığı görülüyor. AB’de

üretilen elektriğin yüzde 27’si nükleer

enerjiden ve yine aynı oranda yenilene-

bilir enerjiden kaynaklanıyor. Bu durum

AB’yi elektriğinin yarısından fazlasını

sera gazı emisyonu olmaksızın ürete-

bilen ekonomiler arasında üst sıralara

yerleştiriyor.

Daha net bir tablo ortaya koymak ge-

rekirse, AB’nin 14 üye ülkesinde toplam

129 nükleer santral bulunuyor. Ortala-

ma yaşı 30 olan bu santrallerin toplam

kapasitesi ise 120 Gwe. Hâlihazırda Fin-

landiya, Fransa ve Slovakya’da 4 nükleer

santralin inşası devam ederken, Finlan-

diya, Macaristan ve Birleşik Krallık’ta

yeni santrallerin yapımı için izin süreci

devam ediyor. Bulgaristan, Çek Cum-

huriyeti, Litvanya, Polonya ve Roman-

ya’da ise nükleer santraller planlama

aşamasında. Bu da önümüzdeki dönem-

de AB’nin elektrik üretiminde nükleer

enerjiye güvenmeye devam edeceğini

gösteriyor. Nükleer teknolojide küresel

lider konumundaki AB’de nükleer enerji

400-500 bin kişiye istihdam sağlıyor.

Ancak özellikle Fukuşima sonrası bazı

üye ülkelerin nükleer enerji kullanımını

azaltacaklarını ya da nükleer santralle-

rini kapatacaklarını açıklamaları 2025

sonrasında AB’deki elektrik üretiminde

nükleerin payının yüzde 20’ye düşece-

ğini gösteriyor.

AB’de 2025 sonrasında nükleer

enerji kullanımı düşerken dünyanın

çeşitli bölgelerinde yükselmesi bekle-

niyor. 2050 yılına kadar küresel pazar-

da nükleerle ilintili toplam yatırımlar

3 trilyon avroya erişecek. 2040 yılına

kadar sadece Çin’in nükleer kapasitesi

125 GWe yükselecek. Bu AB’nin (120

GWe), ABD’nin (104 GWe) ve Rusya’nın

(25 Gwe) hâlihazırdaki kapasitesinin

üzerinde. Dolayısıyla mevcut küresel

pazar düşünüldüğünde AB’nin nükleer

teknolojideki üstünlüğünü korumasının

önemi ortaya çıkıyor.

Nükleer Güvenlik Esas

Bir önceki PINC raporunun 2008

yılında yayımlandığı düşünüldüğünde

Mart başında yayımlanan son rapora

kadar geçen sürede nükleer enerji ala-

nında önemli gelişmeler olduğunu be-

lirtmek gerekiyor. AB içerisinde nükleer

güvenlik ve stres testleri öne çıkarken,

güvenlik sadece kaza ve radyoaktif sı-

zıntı riskinin azaltılmasını değil aynı

zamanda nükleer tesislerin sökülmesini,

radyoaktif atığın yönetimini, kamuoyu

ve vatandaşlar için güvenliğin yanı sıra

şeffaflığın sağlanmasını içeriyor. Örneğin

2025 yılına kadar hâlihazırda faaliyette

olan 129 nükleer santralden 50’sinin

kapanması bekleniyor. Kendi sınırları

içerisinde aktif olan veya olmayan nük-

leer santral bulunan 17 ülkenin bunun

için ayırdığı kaynak 133 milyar avro. Bu

rakamın toplammaliyetin yüzde 52’sine

denk geldiği tahmin ediliyor.

PINC raporunda öne çıkan bir diğer

husus ise üye ülkelere üçüncü ülkelerle

nükleer enerjiyle ilgili yaptıkları ulusla-

rarası anlaşmaları tamamlamadan önce

Komisyon tavsiyesinin alınması. Avrupa

Komisyonu’na göre nükleer güvenlikle

ilgili yeni düzenlemeler dikkate alındı-

ğında, başlangıç aşamasında Komisyon

görüşünün alınması ilgili anlaşmaların

zamanında tamamlanabilmesini sağla-

yacak. Bilindiği gibi, eğer üçüncü ülke-

lerle yapılacak bir anlaşma, Euratom

Antlaşması’nın uygulanmasını engelle-

yecek maddeler içeriyorsa, Komisyon

tarafından bununla ilgili bir görüş hazır-

lanarak ilgili üye ülkeye iletiliyor. Komis-

yon’un itiraz ettiği ve uygun görmediği

maddeler düzeltilmeden üye ülkenin bu

anlaşmayı tamamlamaması gerekiyor.

Sonuç olarak düşük karbon tekno-

lojisi, kaynakların çeşitlendirilmesiyle

enerji arz güvenliğinin sağlanmasına

yaptığı katkı dikkate alındığında nük-

leer enerjinin 2050 yılına kadar AB’nin

enerji sepetinde yer almaya devam

edeceğini söylemek mümkün. Bugün

dünyada nükleer güvenlik konusunda

en sıkı düzenlemelere sahip olan AB’nin

önünde eskiyen nükleer santrallerin sö-

külmesi ve yenilenmesi gibi maliyetler

dururken, Çin ve Hindistan gibi nükleer

enerjiye önümüzdeki dönemde yatı-

rımlarını artırmayı planlayan ülkelere

güvenli ve gelişmiş nükleer teknoloji-

lerin satılabilmesi için Ar-Ge faaliyetle-

rine yatırım yapılmaya devam edilmesi

gerekiyor.

Öte yandan, Akkuyu’daki ilk nükleer

santralinin inşasında ilerlerken, ikinci-

sini Sinop’ta kurmak üzere hükümetle-

rarası anlaşmayı onaylayan Türkiye de

kendine nükleer bir gelecek çizmeye

başladı. Ancak adımlar atılırken bununla

ilgili yasal mevzuatın, AB düzenleme-

lerinin gerisinde olduğunu hatırlamak

gerekiyor. Kullanılmış Yakıt İdaresinin

ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği

Üzerine Birleşik Sözleşmeye Katılma-

mızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

Taslağı, nükleer enerji ve radyasyon ala-

nında bağımsız düzenleyici bir kurum

kurulmasına ilişkin çerçeve kanun tas-

lağı da henüz kabul edilmedi. AB üyeliği

yolunda ilerleyen Türkiye’nin de nükleer

enerjide önce güvenlik prensibinin be-

nimsediğini göstermesi gerekiyor.