Table of Contents Table of Contents
Previous Page  23 / 88 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 23 / 88 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

21

“Afrika da Türkiye İçin Önem

Kazanıyor”

Afrika üzerine ilk kez burada ko-

nuşalım. Afrika da Türkiye için önem

kazanıyor. Sadece Kuzey Afrika değil,

(Cezayir Türkiye’nin 20’nci ticari or-

tağı) ayrıca Sahraaltı Afrika da. Tür-

kiye, Ortadoğu’yu çeşitlendirmek ve

muhtemelen Sahraaltı’ndaki Müslüman

toplumları etkilemek için Afrika’daki

etkinliğini artırıyor. Afrika ile ticaret,

8,2 milyar dolar ile Türkiye’nin genel

dış ticaretinin sadece yüzde 2’sini oluş-

turuyor. Son 6 yılda 27 elçilik açarak

Türkiye, Afrika’daki elçilik sayısını 39’a

yükseltti. Bu, İspanya ve Portekiz’in Af-

rika’da sahip olduğu elçilik sayısından

fazla. Türk Hava Yolları, son üç yılda

uçuş rotasına 25 Afrika destinasyonu

ekledi ve toplamda 45 destinasyonu

bulunuyor. Bu sayı Afrika’daki en büyük

hava yolu olan Etiyopya Hava Yolla-

rı’ndan bile fazla. 2’nci Türkiye-Afrika

Ortaklığı Zirvesi bir yıl önce Malabo’da

gerçekleştirildi. TİKA Afrika’ya önce-

lik vererek, son 15 yılda kendi işbirliği

bütçesini 50milyon dolardan 3,3milyar

dolara yükseltti.

Türkiye Afrika’da iki tarafı da et-

kileyen önemli bir oyuncu değil ve

muhtemelen orta vadede de olmaya-

cak. Chatham House’ın yayımladığı son

rapordan alıntı yapıyorum: “Ankara,

Afrikalılar için uluslararası bir merkez

olarak büyümeye devam edecek. Ayrıca

Afrika’da Türk ticareti de gelişmeye

devam edecek.”

“İç ve Dış Zorluklar, AB’yi Bir

Arada Tutmayı Zorluyor”

Şimdi merkezin (

hub

) başka bir ta-

rafı hakkında konuşalım: Avrupa. Ben

Türkiye’nin katılım müzakereleri hak-

kında konuşmak istemiyorum. Semi-

nerde Büyükelçi Müsteşar’ın durum

hakkında çok iyi noktalara temas et-

tiğini düşünüyorum. Avrupa’dan bah-

setmeden önce, Türkiye ve ABD-AB

ilişkileri için ilginç olabilecek bir nokta

var. AB ve ABD arasında müzakere edi-

len ticaret anlaşmaları olan TTIP’nin

bu sene ya da gelecek sene imzalanma-

sının Türkiye için muhtemel sonuçları

ne olacak? Türkiye ile işbirliği şu anda Avrupa

için çok önemli. AB üyeleri arasında gö-

rüş birliği olmasa bile, Türkiye’ninmül-

teci yükünün hafifletilmesine destek

eylem planı, Avrupa için hayati önem

taşıyor. The Economist’in geçtiğimiz

haftalarda altını çizdiği gibi: “Türkler

göçmenleri Avrupa’dan uzak tuttuğu

sürece, Eylem Planı Türkiye’ye para,

vizesiz seyahat olanağı ve üyelik yo-

lunda ivme kazandırmayı teklif ediyor”.

Ne yazık ki, bu sadece Doğu Avrupa’da

değil, Avrupa’daki önemli bir kamuoyu

fikrini yansıtıyor.

Avrupa’nın dinamiği ve entegrasyon

yapısı değişti. Sadece bölge değişmiyor,

Avrupa da değişiyor. Türkiye’nin müza-

kerelerin bir sonraki aşamasında kar-

şılaşacağı, Avrupa’daki ruh haline göz

atalım. Merkezin olası diğer tarafının

görünümüne bakalım.

Brüksel’de bazen dile getirilen “Av-

rupa parçalanması” gerçekleşmedi;

ama 28 Üye Devletin, iç ve dış zorluklar

sonrası bir arada tutulması konusunda

zorluk yaşanıyor. Bazı iç sorunlar ara-

sında Schengen, mülteciler, Avro krizi,

güvenlik ve İngiltere’deki referandum

bulunuyor. Dış problemlere baktığımız-

da ise tekrar mülteciler ve Schengen,

terör ve güvenlik, Rusya ile ilişkiler, Uk-

rayna krizi, Akdeniz bölgesi ve güvenlik

gibi konuları görüyoruz.

Kriz sonrası durum, zaten birçok

Avrupa başkentinde stratejik planlama-

nın konusu oldu. Büyük olasılıkla, bir-

kaç yıl içinde Avrupa asimetrik üyelik

ve farklı çevrelerle çok yönlü bir kurum

olma eğiliminde olacak. Neden? Çün-

kü Avrupa bugün bölünmüş durumda.

Farklı ekonomik ve sosyal entegrasyon

gerçekleri ile kuzey ve güney olarak,

mülteci krizinde farklı algılarıyla, Rusya

sorunuyla, hatta güvenlik konusunda da

doğu ve batı olarak, “daha çok Avrupa”

ve “daha az Avrupa” olarak bölünmüş

durumda. Avrupa’nın daha fazla bü-

tünleşmesini isteyen ülkeler: Almanya,

Benelüks ülkeleri ve Avusturya. Daha

az Avrupa isteyen ülkeler: İngiltere ve

İskandinav ülkeleri.

Muhtemelen birkaç yıl içinde yeni

durumlarla karşılaşacağız. 3 ya da 4

Avrupalı grup veya çevre diyebilirim.

Muhtemelen çok küçük 3 ya da 4 fark-

lı Avrupa Birlikleri, antlaşmalarda var

olan ortak bir zemine dayanan ancak;

farklı Schengen sınırları, farklı para

birimleri, farklı ortak savunma algı-

ları, farklı entegrasyon hedefleri olan

birlikler. Serbest ticaret bölgesi ola-

bilir; malların ve sermayenin serbest

dolaşımı olabilir; hatta bazı ülkeler

için kişilerin serbest dolaşımı olabilir.

Avrupa bütünleşmesinin tam tersi

olan, daha güçlü devletler ve daha az

güçlü kurumlar. Bu Lizbon Antlaşma-

sı’nda “güçlendirilmiş işbirliği” olarak

adlandırılan şey. Mümkün olduğunca

Avrupa entegrasyon hedeflerini ve

ortak politikalarını korumamız ge-

rekir. Türkiye AB’ye üye olursa, İspan-

ya, Romanya ve Portekiz gibi bir çevre

ülke olacak. Çevresel durumkonusunda

Brüksel’e veya Berlin’e karşı mücade-

le etmek kolay değil, ama Türkiye’nin

stratejik konumunun diyalogu kolay-

laştırabileceğini ve katma değer sağla-

yacağını düşünüyorum.

Altını tekrar çiziyorum. Türkiye ile

işbirliği, mülteci ve göçmen krizine

küresel çözüm bulma ve terörle mü-

cadele konusunda kritik öneme sahip.

Ankara ile işbirliği hem bölgenin hem

de Doğu Akdeniz’in güvenliği için çok

önemli. Ben, AB-Türkiye ilişkileri için bir

dönüm noktasında olduğumuzu düşü-

nüyorum. Soru şu: Ankara’nın mevcut

pozisyonu müzakerelere nasıl yansı-

yacak? Tocqueville’den alıntı yaparak bi-

tirmek istiyorum. Tocqueville der ki:

“Tarih birkaç hakiki resimle çok sayıda

kopyanın bulunduğu bir galeridir”.