İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
19
eminer gününde AB Bakanlığı
Müsteşarı Büyükelçi Rauf Engin
Soysal’ın bahsettiği gibi, değişen
bir bölgede bulunmaktayız. Başka bir
soru üzerine düşünmek de ilginç olabi-
lir. Akdenizli olmak bugün için ne anlam
ifade ediyor? Seminerden yola çıkarsak,
Aygaz Doğal Gaz Toptan Satış Genel
Müdürü Rıdvan Uçar ilginç bir konuya
dikkat çekti: Türkiye için ya da herhangi
bir ülke için bir koridor ya da bir mer-
kez (
hub
) olmak arasındaki farkın ne
olduğu. Kendisi bu konuda bir sonuca
vardı. Ben de bir geçiş noktasının sa-
dece enerji için bir merkez olmadığını
ayrıca altyapı, lojistik, finans, üretim ve
hatta hizmetler için bilemerkez olduğu-
na katılıyorum. Bir merkez olmak için,
piyasalara sormak gerekir. Siyasi irade
yeterli değildir. Bir koridor veya transit
koridor, malları kabul eder. Merkezde
ise piyasa ve hatta mümkünse fiyatlar
veya en azından piyasanın önemli bir
bölümü kontrol edilmeye çalışılır. Her
iki durumda da, koridor ya da merkez
olmak için jeostratejik ortama bakmak
gerekir. Stratejik konum yeterli değil.
Tabii ki bir ticaret merkezi olmak için
jeostrateji önemli. Bölgede söz sahibi
olmaya çalışan komşular için ortaya çı-
kan zorluklar daha karmaşık ve çeşitli.
Türkiye bölgesel bir güç olmak is-
tiyor. Bu nedenle bölgedeki stratejik
ortamTürkiye için önemli. İç politikalar
veya ülke içindeki gelişmelerden daha
çok bölgesel güvenlik, Türkiye’nin bir
bölgesel merkez olma hedeflerine etki
ediyor. Ortadoğu veya Kuzey Afrika’da-
ki, hatta Güney Akdeniz’deki hiçbir
ülke, stratejik konumu ve bir merkez
olma açısından Türkiye ile rekabet ede-
mez. Olumsuz yön olarak bölgesel anlaş-
mazlıklar var. Bence tek bir ekonomik
yaklaşım yerine, dış ilişkilerin tama-
mını kapsayan bir inceleme yapılmalı.
Ekonomik gerçekler, Türkiye’nin çaba-
larının başarıya ulaşması için önemli
bir rol oynayabilir. Türkiye’nin bazı sı-
nırlarının çevresinde siyasi ve güvenlik
ile ilgili gerginlikler olduğu sürece gü-
venli bir koridor olması mümkün değil.
Bazıları bölgesel sorunların bir şekilde
Türkiye’nin planları ve isteklerini zayıf-
lattığını söyleyebilir.
Bu yabancı engellere bir göz atalım.
İlk olarak, Suriye ve Irak’taki durum ve
IŞİD. Bütün bu sorunlar birbiriyle bağ-
lantılı. IŞİD sorunu, Suriye ve Irak’taki
çatışmalar, ama özellikle Suriye’deki
çatışmalar iki açıdan tehdit teşkil edi-
yor: Mülteciler ve terörizm. Ayrıca ülke
içindeki sorun: Kürt ayrılıkçıları.
Suriye’deki çatışmaların yanı sıra
terör tehdidi de Türkiye’nin turizm
sektörü ile ilgili ekonomisini etkili-
yor. Olası yatırımcıların algısını ve
turizm gibi bazı ekonomik sektörleri
etkiliyor.
“İran Dönüm Noktasında”
Diğer bir komşu olan İran da bir dö-
nüm noktasında. Sadece Tahran değil,
tüm bölge bir dönüm noktasında. AB
ve ABD tarafından yaptırımların kaldı-
rılması, ekonomisini geliştirme, ulusla-
rarası pazarlara ve uluslararası finan-
sal sisteme erişmesini sağlayacak. Bu
gerçekler, bölge ve Türkiye için önemli
sonuçlar doğuracak; sadece enerji pi-
yasası için değil, özellikle petrol ve gaz,
aynı zamanda yabancı yatırımlar için
de. Siyasi açıdan bakarsak, özellikle
Suudi Arabistan’a ve Ankara’ya karşı,
İran’ın bölgede liderlik rolünü üstlen-
meye çalışması şaşırtıcı olmayacaktır.
Yakın gelecekte İran’ın ekonomik po-
tansiyelleri ve siyasi hamlelerini dikkat-
li bir şekilde takip etmemiz gerekir. İran
uluslararası topluma entegre olmak
istiyorsa, kurallara uymak zorunda.
Bu hem bölge ve Türkiye için hem de
dünya için iyi olacaktır.
Avrupalı bakış açısıyla Türk Dış Po-
litikası son yıllara kadar “komşularla
sıfır sorun politikası” yürüttü. Bu sade-
ce Brüksel’de değil, Avrupa’nın diğer
başkentlerinde de bazı kesimlerin “bir
Türk bölgeselleştirilmiş dış politikası”
olarak adlandırıldı. Ancak Arap Baharı
ile, Mısır, Suriye ve Tunus’taki devrim-
ler ile özellikle Libya’ya yabancı müda-
hale ile durum değişti.
Tek ve istikrarlı düzen, uluslararası
ilişkilerde bazı uzmanların Vestfal-
ya-sonrası düzen dediği düzen, henüz




