Background Image
Previous Page  95 / 104 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 95 / 104 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

93

reye giderseniz, genellikle Türklerin

çizdiği manzara çalışkan ama kendi

duvarları içinde kendi fertleri arasında

yaşayan, diğer bireylerle ve özellikle

Fransız toplumuyla etkileşimde bulun-

mayan bir resim çiziyor. Sosyologlar ta-

rafından yıllardır şu söyleniyor: uyum

sağlamak, zaman içinde evliliklerin

Fransızlarla yapılması, ikinci ve üçüncü

nesillerin Fransız toplumuyla daha faz-

la ilişkide bulunması demek. Bu nok-

tadan bakıldığında, Fransız Demogra-

fik Araştırmalar Ulusal Enstitüsü’nün

2011 yılında yaptığı bir araştırmaya

göre, resim Türkler açısından hiç iç

açıcı değil. Araştırmaya göre Fransa’da

yaşayan Türk gençlerin yüzde 83’ü bir

Türk ile evli. Fransa’da bulunan göç-

men toplulukları ile karşılaştırıldığın-

da, bu rekor bir rakam; çünkü Fran-

sa’da yaşayan Türk kökenli gençler bir

Fransız’la evlenmek bir yana, eşlerini

Türkiye’den getiriyorlar. Başka bir ifa-

deyle, her defasında Fransa’ya yeni bir

göçmen geliyor. Evlerde sadece Türkçe

konuşuluyor. Çocukların Fransızca eği-

timi takip edilemiyor, öğretmenlerle

iletişim sınırlı. Haliyle çocuklar konu-

sunda ciddi sorunlar var. Türk kökenli

çocukların eğitim düzeyi ile göçmen

çocuklar arasında büyük farklar var

ve maalesef Türk kökenli çocuklar en

az başarı gösterenler. 1970’li yıllarda

gelen çocuklar aralarında Fransızca,

evde ise Türkçe konuşurlardı. Şimdi

ise, kendi aralarında da Türkçe konu-

şuyorlar. Buna ilaveten, üniversiteye

giren gençlerin sayısı oldukça düşük.

Buna rağmen, başarı hikâyeleri de yok

değil. Kendi işini kuran, gençler de var.

Son belediye seçimlerinde, 90 civarın-

da Türk kökenli genç yerel yönetimlere

seçildi. Fakat bu konuda henüz ciddi bir

analiz yok.

Fransa, Türkiye’nin AB üyeliğine

uzun zamandır mesafeli yaklaşan

bir ülke olarak görülüyor. Siyasi

alandaki tartışmalar, Türkiye’nin

üyeliğinin bir seçim malzemesi ola-

rak kullanıldığı yönünde. Ancak son

gelişmeler ışığında Fransa’nın Tür-

kiye’nin AB üyeliğine yaklaşımını

nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca,

Fransa Türklerinin konuya bakış

açıları nasıl?

Fransa’nın hâlihazırda Türkiye’nin

AB üyeliğine olan tavrında Cumhurbaş-

kanı François Hollande ile eski Cumhur-

başkanı Nicolas Sarkozy dönemine göre

farklılık gösteriyor. Buna rağmen, insan

hakları, Kıbrıs sorunu, Ermeni meselesi

ile taraf arasındaki önemli konular. Bu

konulara yaklaşımda ciddi bir değişiklik

görmüyorum. Yine de bu dönemde Sar-

kozy’nin sert tavrına kıyasla daha yu-

muşak bir tutum var. Fransalı Türklerin

konuya ilişkin bakış açısı ise pek olumlu

değil. Tartışmalarda yer almıyorlar. Türk

toplumunun bu gibi konulara bakışı ve

tepkilerini ortaya koyacak yeterli ku-

rumsallaşma mevcut değil.

Türkiye-Fransa ikili ilişkilerini dö-

nemsel olarak etkileyen olaylar ola-

biliyor. Fransa Ulusal Meclisi’nde

1915 Olayları ile ilgili bir yasa tasa-

rısının çıkması gibi bunlardan biri.

Bu tür eylemler, Fransa Türklerini

nasıl ve ne derecede etkiliyor?

Konuştuğunuz zaman, Türkiye’nin

tezlerini savundukları görülüyor. Tep-

kisel bir yaklaşım gösteriyorlar. Er-

menilere yönelik bir soykırımın asla

olmadığını, olduğunu söyleyenlerin de

Türklere ihanet ettiklerini dile getiri-

yorlar. Herhangi bir Türk federasyonu

bir yürüyüş düzenlerse, gösteriye ka-

labalık kitleler katılıyor. Örneğin bu

yıl Ermeni toplulukların nüfuslu ol-

duğu şehirlerde, 24 Nisan’da önemli

faaliyetler gerçekleştirilecek. Fazla sert

tepkilerin gösterilmeyeceğini ümit edi-

yorum. Bu konuda diyalog yolları tercih

edilmeli. Hâlihazırda Fransa’nın çeşitli

şehirlerinde, hafızayı canlandırmaya

yönelik film gösterimleri yapılıyor.

Bildiğimiz üzere, Türkiye’nin AB

üyelik müzakerelerinde 4 başlık

halen Fransa’nın vetosu nedeniyle

askıya alınmış durumda. Müzakere

sürecinin işleyişini olumsuz yön-

de etkileyen bu durum karşısında

Fransız siyasetçilerin tavrının değiş-

mesi için ne tür gelişmelerin olması

gerekiyor?

Çoğu Türkiye’nin attığı adımlara

bağlı. Maalesef şu anki manzara, pek

olumlu gözükmüyor. Fransız medyası-

na bakarsanız, Türkiye’nin demokra-

tikleşme açısından daha iyiye gittiğini

söyleyen yazıları göremezsiniz.

Batı Avrupa ülkelerinde ve özellikle

Fransa’da aşırı sağ partilerin yükse-

lişi gözleniyor. Ulusal Cephe’nin son

seçimlerdeki ilerleyişi bunun bir ör-

neği olarak görülebilir. Bu durumu

nasıl yorumluyorsunuz?

Bugün Fransa’da işçi sınıfına sesle-

nen tek parti Ulusal Cephe (FN). Eski-

den Komünist Parti vardı. Dikkatinizi

çekerim, eskiden komünistlere oy ve-

ren bölgelerde FN yüksek oy alıyor. Bu

Fransız halkının FN’ye yakın olduğu

anlamına gelmiyor; ancak yaşadıkları

bölgelerde, örneğin bir fabrika kapan-

dığı zaman, ciddi bir işsizlik sorunuyla

karşı karşıya oldukları zaman, laiklik

ve genel olarak cumhuriyet değerleri

tartışıldığı zaman, FN’nin artık bunla-

rı söylemine aldığını görüyorlar. Diğer

siyasi partiler ise, işsizlik gibi somut

bir sorunu ele almak yerine, daha çok

iç kavgalarla meşgul oluyor. Bu tutum,

sokaktaki Fransız vatandaşını FN’ye

yönlendiriyor. Bir Fransız vatandaşı

düşünün ki, Lille bölgesinde küçük

bir kasabada yaşıyor, bütün fabrikalar

kapanmış ve işsizlik yüksek. Hiçbir

devlet desteği yok ve bölgeye devlet

desteğiyle yeni camilerin kurulacağı

söyleniyor. Bu vatandaş, Sosyalist Par-

ti ve Halk Hareketi Birliği’nin kendisi-

nin ait olmadığı bir sınıf için çalıştığını

düşünüyor. Buna rağmen, FN’nin için-

deki iç kavgalar halk arasında partiye

duyulan güveni zedeleyebilecek ni-

telikte