Background Image
Table of Contents Table of Contents
Previous Page  107 / 112 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 107 / 112 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

105

günlerimin en az yarısı bu diyarda, o

şatoların içinde çalışanlarla muhatap

olarak geçiyor. Hangi kurumda çalışıyor

olurlarsa olsunlar, herbiri kendini “seçil-

miş kişi” olarak görme eğiliminde; “AB’yi

koruyup kollamak” üzere seçilmiş bir

grup yüksek nitelikli elit insan... Bu be-

nim görüşümdeğil, kendileri hakkındaki

algılamaları böyle. Zaten, mahallenin dı-

şındaki fâniler ne anlar ki? ȏBu manzara

ve durum size neyi hatırlatıyor?Ȑ

Bu yapı, mahalleyi içeriden gözleyen

bir “yarı yabancıya” nasıl görünüyor?

(Ne yapayım, otuz yıldır bu mahallede

yerleşik olan İKV’ye yabancı demeye

dilim varmadı.) Bu konuda hep yazmak

istiyordum ama “ironik üslupla eleştiri”

ile “kötüleme/karalama” arasındaki ince

çizgide kalem oynatmak zorunluluğu

biraz tereddüt etmeme neden oluyordu.

Sonra bir kitap okudum... Yok, o kadar

değil, hayatım değişmedi ama tered-

dütüm yok oldu doğrusu. Kitabın adı

Küçük Krallar Krallığı

1

. Yazarı eski bir AP

üyesi, Parlamento’da geçirdiği dört yılın

anılarından hareketle çok değişik bir AP

resmi getiriyor önümüze. Bu kitaptan al-

dığım esinle ve kavram alıntılarıyla gelin

ben de size kendi Derebeylikler Diyarımı

anlatayım, tabii yerimin elverdiği ölçüde.

Dışarıdan bakanlar Ȃgenelde AB an-

lamında kullanılan- Brüksel’i monolitik

bir bütün olarak görme eğilimindedir.

Oysa, o küçücük alandaki her kurumun

kendi alışkanlıkları, kültürü, vizyonu,

mitleri ve tabii ki yanılgıları, hataları,

illüzyonları, değerleri ve daha da güzeli;

küçük kralları, prensleri vardır. Mahalle-

deki en büyük ortak paydanın “kendini

beğenme” olduğunu söylersek pek hata

yapmış olmayız.

Bu küçük diyarın vatandaşları sınıf-

sız bir kitle değildir tabii ki. Belli başlı

sınıfları bir çırpıda şöyle sıralayabilirim:

Ȉ

Bürokratlar:

Avrupa Komisyonu

kendisini Avrupa’yı yöneten hü-

kümet olarak görür (kitap da öyle

yazar), bürokratlar da “gerçek Av-

rupalılar” olarak. Mahallede onlara

Eurocrat

deniyor. Avrupa çapında

yapılan merkezi bir sınavla, yete-

neklerine göre seçilirler ama ülke

kontenjanları, hele de iş üst yöneti-

cilere gelince meritokrasi idealine ne

darbeler vuruyordur bilemiyorum.

Komisyon üyelerinin, o makama

atandıktan sonra milli kimliklerin-

den sıyrıldıkları ve sadece “Avru-

pa’nın ortak menfaati” için çalıştık-

ları varsayılır (kitap öyle yazar) ama

uygulama hiç de öyle olmaz.

Ȉ

Asıl Karar Alıcılar:

Konsey, aslında

kritik konularda gerçekten son karar

alma merciidir. Bu da Ȃen azından

kendi gözlerinde- onları diğerlerinin

üstüne çıkarır. Kendilerini “gücün

gerçek kaynağı” olarak görürler. AB

Konseyi’nde, yani liderler düzeyin-

de bu duygu tavan yapar. Onların

gözünde Komisyon, amacı yalnızca

Konsey’in arzularını yerine getir-

mek olan abartılmış bir sekretar-

yadır. Yasa yapmak, siyasi bir haktır

ve meşru hak atanmış bürokratlar

tarafından engellenemez (Eh, hadi o

kadar sert olmayalım da, “teknik ve

bütçesel nedenlerle birazcık kısıt-

lanabilirǨ” diyelim). Özellikle büyük

ülkelerin liderleri, Avrupa gemisinin

gerçek kaptanının kendileri oldu-

ğunu düşünmekten çok hoşlanırlar.

Nihayetinde, sadece kendi ülkelerini

değil, AB’yi de yönetmek için yarışı

kazanmış “en iyiler”dir onlar. Üstelik

ne zaman AB’nin başı sıkışsa “acil”

bir oturumla soruna çözüm getiren

onlar değil midir? Gerçi çoğu zaman

getirdikleri çözüm değil, bir sonraki

sorunun kaynağıdır ama olsun; nasıl

olsa, ne zaman isterlerse yeni bir acil

zirve düzenleyip onu da çözebilir-

ler(Ǩ).

Ȉ

Parlamenterler:

İstikbal vaat eden,

kariyerinin başındaki genç politika-

cıların staj yeri ve siyasi kariyerinin

sonuna yaklaşan eski politikacılara

uygun bir veda (emeklilik) platfor-

mu (bazen teşekkür için, bazen de

kurtulmak). Yıllarca böyle görüldü

AP. Ancak, son yapılan anayasa de-

ğişikliklerinin tümünde AP’nin güç-

lerini giderek artırdığını görüyoruz

(paradoksal olarak da son yapılan

AP seçimlerinde katılım oranının gi-

derek düştüğünü görüyoruz). AP’nin

kendisine en fazla yakıştırdığı imaj

“Avrupa halkının gerçek temsilcisi”

dir. Bunu düşünürken, temsil ettikle-

ri Avrupa halklarının neden zahmet

edip onları seçmek üzere sandığa

dahi gitmediğini nedense pek dü-

şünmezler. Üstelik bana kalırsa “Av-

rupa halkı” diye bir şey de yok. Ama