İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
104
BRÜKSEL’DEN BAKINCA
yapacağı belli gibi. Ama acaba gerçek ha-
yatta da öyle mi? Bu güzel tablo hayata
geçirilebilmiş mi? Bu noktada, şu basit
soruları sorarak başlayalım işe: Eğer her
şey mükemmelse AB vatandaşları neden
şikâyet ediyor; niye bazı ülkeler AB’den
çıkmak istiyor; neden AP seçimlerine
katılım çok düşük?
Çünkü sistem, hayatın pratiğinde
kâğıt üzerindeki gibi çalışmıyor. Yasama
organı diye bildiğimiz Parlamento kanun
yapamıyor; yürütme organı (hükümet)
zannettiğimiz Komisyon’un başkanı ve
üyeleri (yani başbakan ve bakanlar) se-
çimle değil atamayla geliyor; onu atayan
AB Konseyi’ni teşkil eden liderler ise
halktan AB’yi değil; sadece kendi ülkele-
rini yönetmek için yetki almış durumda-
lar. Buna “demokrasi açığı” diyorlar. Bu
karmaşada vatandaş, AB’nin yönetimini
beğenmezse gelecek seçimlerde oyla-
rıyla kimi cezalandıracağını bilmiyor.
Aslında kimi seçtiğini de bilmiyor yaǨ
AB’yi temsil etmek üzere birini masa-
ya çağırmak isterseniz... Öyle biri yok
ortada. Yukarıda saydıklarım, kurumsal
yanlışlıklar. İşin bir de insani yönü var
ki, asıl zevkli ve ilginç olan orası. Şimdi
biraz da oralardan anlatayım ki okuyucu
sıkılmasın. Gelin, Avrupa Mahallesi’nde
bir tur atalım.
Avrupa Mahallesi: Krallığın
Merkezi
Sıraladığım tüm kurumlar, Brük-
sel’de bir kilometre karelik bir alana
yığılmış durumdalar. Adına “Avrupa
Mahallesi” deniyor. Orası bambaşka bir
dünya. Ben o ortamı ortaçağ Avrupa-
sı’na benzetirim hep. Her biri muhkem
şatolarına yerleşmiş, öncelikli derdi
şatosunun gücünü tahkim etmek olan
derebeylerin, derebeyliklerin diyarı.
Dışarıdan bakınca anlaşılması güç bir
düzen hâkim, yabancıysan neredeyse
ürkütücü. AB kurumlarının, ciddi ama
şık kıyafetleri içinde, kendine güvenli bir
duruş sergileyen on binlerce çalışanı (60
bin kişiden fazla) kurum binaları arasın-
da koşuşturup duruyor. Yıllardır benim
menin” avantajlarından yararlanmak
üzere, ortak şekilde kullanmak kaydıyla,
ortak bir havuza (yetki havuzuna) dev-
retmeleridir. Bu havuzdaki yetkiler, hep
birlikte yarattıkları (bir önceki sayfada
listelediğimiz) kurumlar aracılığıyla,
ortak şekilde kullanılır.
Kararlar nasıl alınıyor derseniz, ön-
celikle listedeki ilk dört kurumu işaret
ederim. AB’yi yönetme sorumluluğu
büyük ölçüde bu dört kurum tarafından
üstlenilmiş durumdadır. Tabii bir de “Ku-
rucu Antlaşma” dedikleri, bir nevi anaya-
saları mevcuttur. Kâğıt üzerinde her şey
gayet güzel görünüyor değil mi? Yasama,
yürütme, yargı, danışma, denetleme,
denge sağlayacak kurumlar ve kurallar
oluşturulmuş; görev dağılımı da çatışma
yaratmayacak şekilde saptanmış. Herkes
ve her kesim temsil ediliyor. Kimin ne
AB’nin işleyişini daha iyi anlamamızı sağlayacak
küçük bir ek bilgi:
Federalizm – Konfederalizm çatışması:
Bu tür, çok sayıda
bağımsız devletin birlikte oluşturduğu yapı modelleri yelpazesi-
nin bir ucunda tam bir federal sistem olan ABD yer almaktadır.
Bu sisteme federalizm diyelim. Diğer uçta ise egemen devletlerin,
hayli gevşek bir hükümetler arası işbirliği içinde çalıştıkları,
Birleşmiş Milletler benzeri yapılar yer almaktadır. Buna da kon-
federal sistem diyelim. AB’nin gelişimi işte bu iki uç arasındaki
yolculuğun hikâyesidir. Daha fazla Avrupa diyen, yetki havuzunun
büyümesini isteyen federalizm savunucuları ile AB’nin sadece
birlikte daha iyi yapılan az sayıda alanda yetkiyle donatılmasını,
yani yetki havuzunun küçük olmasını isteyen federalizmkarşıtları
arasındaki mücadele, AB’nin dinamiğini oluşturmaktadır. Şu ana
kadar gördüğümüz o ki, zaman zaman yükselen bir direniş olsa
da, AB yolculuğu federalizm yönündedir. Adımlar çoğunlukla
federalizmle aynı anlamda kullanılan “daha fazla Avrupa” doğ-
rultusunda atılmaktadır.
1
Empire of Little Kings: Inside the European Parliament
(2015),Derk Jan Eppink, PelckmansYayınevi.




