İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
99
uçağı kiraladım ve böylece ilk Ham-
burg-İstanbul seferini gerçekleştirdik.
Kısa sürede bütün Almanya’dan bu se-
ferleri yapan başarılı bir tur operatörü
haline geldik.
Ondan sonra, Türkiye’de ekonomi
Özal dönemiyle beraber liberalleşti.
Turizme çok büyük önem verdiler; tu-
rizm için devlet arazileri tahsis edildi,
turizm bankası kuruldu, krediler, teş-
vikler verildi. Türkiye’de turizm alanın-
da önemli gelişmeler yaşanıyordu, ben
de bunun farkına vardım. İlk defa kuzey
Almanya’dan Antalya’ya bir charter
uçuşu koydum. Ben bu işe başladığım-
da Türkiye, Almanlar arasında “Türki-
ye’ye tatil yapmaya gidelim” şeklinde
bir imaja sahip değildi. Türkiye’nin
kitlesel bir varış yeri haline gelmesine
katkımız olmuştur. Çünkü bunu baş-
latan bizdik, daha sonra Almanlar da
peşimizden geldi. Bugün bakıyorum;
Almanya’nın her şehrine günde 10
ila 20 tane charter uçuşu var. Ben bu
işe başladığımda ilk charter uçuşları,
1980’li yılların ikinci yarısında ger-
çekleşmişti. Bu büyük bir başarıydı ve
onlarca sene Avrupa’dan Türkiye’ye en
fazla turist getiren başarılı bir kuruluş
olduk. Daha sonra otellere yatırım yap-
tık; bugün 9 otelimiz var. Sonra Öger
Türk Tur’u kurdum ve Almanya’nın
çeşitli şehirlerinden uçuşlar yapmaya
devam ediyoruz. Üç ayak üzerinde bir
turizm alanı yarattık ve başarılı oldu.
Almanya’da Türk girişim-
ciliğinin önemli bir örneğisi-
niz. Hâlihazırda, Almanya’da
Türkiye kökenlilerin enteg-
rasyonunu ve ülkedeki mevcut
durumunu nasıl değerlendiri-
yorsunuz?
Konuşulduğundan çok daha iyi bir
entegrasyon mevcut. Bugün baktığınız-
da Alman devlet kanalında Türk asıllı
bir bayan sunucu bulunuyor. Alman-
ya’nın en tanınmış komedyenlerinin
arasında Türkler var. Bununla beraber,
Almanya’nın en tanınmış yönetmeni de
bir Türk, Fatih Akın. Türkler siyasette
de etkin durumdalar; parlamentoda
Türk milletvekilleri bulunuyor, eyalet
parlamentolarında Türkler var; hatta
eyalet hükümetlerinde bile Türk bakan-
lar mevcut. Gerçekten geniş bir yelpaze
içinde hemen hemen her branşta fay-
dalı, topluma entegre insanlar yetişti-
rildi. İnşaat şirketleri var. Hastaneye
gidiyorsunuz, hastane başhekimi bir
Türk. Hemen hemen her sektörde ikinci
ve üçüncü kuşak Türkler yetişti. Buna
rağmen, kenarda kalan yüzde 10 ila
yüzde 20’lik gibi bir kitlenin olduğu da
bir gerçek. Alman toplumu da biliyor ki
Türklerin olmadığı bir Almanya artık
düşünülemez. Bu imaj da tabii oraya
iyi entegre olmuş Türkler sayesinde
oluştu.
Son gelişmeler ışığında
Almanya’nın Türkiye’nin AB
üyeliğine yaklaşımını, nasıl
değerlendiriyorsunuz? Ayrıca,
Almanya Türklerinin konuya
bakış açıları nasıl?
Almanya’nın Türkiye’ye bakışı
bölünmüş görünüyor. Sosyal Demok-
ratların koalisyonun başında olduğu
dönemde, Türkiye’nin üyeliğine çok
olumlu yaklaştıkları için Schröder’in
de Türkiye-AB ilişkilerinde büyük rolü
olmuştur. 1999 yılında Helsinki Zirve-
si’nde Türkiye, AB üyeliğine “aday ülke”
olarak ilan edildi. Ardından da Aralık
2004’te AP 262 aleyhte oya karşılık
402 lehte oyla Türkiye’nin adaylığını
onayladı ve bunun üzerine AB Kon-
seyi, Komisyon’a Türkiye ile katılım
müzakerelerine başlanması için talimat
verdi. Alınan bu kararda, dönemin AK
Parti hükümetinin çok hızlı bir şekil-
de reformlar yapması çok etkili oldu.
Ardından Ankara Anlaşması’nın Ek
Protokolü’nün GKRY’ye genişletilmesi
konusu gündeme geldi. Bunun üzerine
tek yanlı olarak AB üyesi olan GKRY
devamlı olarak veto etmeye başladı.
Ondan sonra Almanya’da hükümet de-
ğişti. Angela Merkel’in başını çektiği
Hristiyan Demokratlar iktidara geldi.
Türkiye konusunda çok daha tutucular.




