İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Mayıs 2019
87 İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ ülkesinden verdim ama diğer AB ül- kelerinde de durum farklı değil. Aynı eğilimlerin AP seçimlerine yansıması da kaçınılmaz. Tüm Avrupa’da halkla- rın değerler konusunda kafası karışık. “Demokrasi ihtiyaçtır, demokratik yö- netim kaçınılmazdır” diyenlerin oranı yavaş yavaş ama sürekli biçimde aza- lırken “refah için ülkeyi tek elden yö- netecek güçlü bir partiye ihtiyaç var” diyenlerin oranı hızla artıyor. Refah Devleti Aynı kafa karışıklığını refah dev- leti konusunda da görmek mümkün. Üzerindeki tüm tartışmalara, demok- rasi açığı, vatandaştan kopuk olma ve hantal karar alma suçlamalarına ve bir türlü atlatamadığı ekonomik krize rağ- men AB’nin dünyanın en önemli refah alanı (devleti) olduğu tartışmasızdır. Bunda, tarihsel süreçlerin yanı sıra “AB kalkınma modeli” olarak adlandı- rılan kapsayıcı (Birliğe her girenin de refahını artıran) yöntemin ve sanayi devriminin Avrupa’da başlamış olma- sının da rol oynadığı muhakkaktır. Öte yandan, “21’inci yüzyılın yeni sanayi devrimi karşısında, AB’nin re- fah devleti olma özelliğinin tehdit al- tında olduğu” değerlendirmeleri gide- rek yaygınlaşmaya başlamıştır. Avrupa’ya bir bütün olarak ba- kıldığında refah devleti anlayışının kendi içinde ciddi çelişkiler taşıdığı görülmektedir: Dayanışma ile kişisel sorumluluk; kolektivizm ve bireyci- lik aynı kavramın içinde kendine yer bulabilmektedir. Mevcut politika ve uygulamalar da gerek konuları gerek- se kapsamları açısından farklılıklar göstermekte ve çelişkiler içermekte- dir. İşte tüm bu karmaşık yapının hem normatif hem de yapısal bir sorunu işaret ettiği ifade edilmekte ve mevcut yapının, son yirmi yılda ortaya çıkan hızlı küresel değişim, ekonomik kriz ve hızlanan sosyal hareketliliğin yarat- tığı sorunlarla başa çıkmakta yetersiz kalacağı değerlendirilmektedir. Giderek yaygınlaşan kişiselleştir- me yaklaşımı bireyin geleceğe ilişkin riskleri kendisinin yönetmesini öngör- mekte ve kamunun riskini azaltmakta- dır. Öte yandan, yapılan araştırmalar Avrupa vatandaşlarının kurumsallaş- tırılmış dayanışmayı tercih ettiğini göstermektedir. Tüm yukarıdaki hususlar göz önü- ne alındığında, “tamir” ( “repair” ) değil “yenilenme” ( “renewal” ) odaklı bir de- ğişim yapılmadığı takdirde, AB’yi AB yapan sütunlardan refah devletinin ciddi bir risk altında olduğu söylene- bilir. Şu da unutulmamalıdır; refah devleti kavramı sosyal bir tanımlama- dır ve muhakkak ki zamanın ruhuna göre şekillenecektir. AB’nin sorununun sadece normatif değil yapısal olduğunu belirtmiştim. Bu çerçevede AB’nin yapı taşlarından olan “egemenlik devri” konusu, gü- nümüzde milliyetçilik kavramı olarak yine gündemdedir. Avrupa Bütünleşmesi ve Milliyetçilik AB kurulurken, daha en başta, Av- rupalıların en gönülsüz olduğu şey fe- derasyon benzeri bir yapının parçası olmak üzere ulusal egemenlikten fera- gat edilmesiydi. Gerçek bir federasyo- nun ise o aşamada sözü dahi edilemi- yordu (aklından geçirenler olsa bile). Egemenlik arzusu güçlüydü, kendisini kıta Avrupası’na ait addetmeyen Bir- leşik Krallık’ta ise çok daha güçlüydü. Gerçi aynı güçlü duygu Fransa’da da vardı ama onlar belli bir Avrupa koa- lisyonuna liderlik ederek güçlerini ar- tırabileceklerinin farkındaydı. Fransa, böylelikle İngiltere’siz bir Avrupa’nın baskın gücü olacağının da farkınday- dı. Bu Avrupa koalisyonun olmazsa olmazları arasında Almanya ve Fran- sa arasındaki yakın ilişki de bulunu- yordu. Herkes anlamıştı ki, yüz yıldır Avrupa’yı paramparça ederek ateşe atan milliyetçilikten kaçınmak ancak Almanya ve Fransa ekseninin güçlü ol- ması ile sağlanabilirdi. Ve sağlandı da; arkasında yatan tüm hesaplara rağ- men AB özünde bu temelde kuruldu. Yani yapısının harcında milliyetçilik yoktu. AB, aradan geçen sürede sadece bazı Avrupa devletlerinin birliği ol- maktan çıkıp vatandaşlara -ulusal kimlikleri ile yan yana- bir Avrupa kimliği kazandırmaya, bir ortak Avru- palılık duygusu yaratmaya da bir ölçü- de muvaffak oldu. Tek para birimine geçiş de egemenlik devrinin en somut göstergesi olmasına rağmen büyük öl- çüde kabul gördü ve benimsendi. Çün- kü o da başlangıçtaki refah vaadinin bir uzantısıydı. AB barış ve refah vaadini yerine getirdiği sürece, toplum, milliyetçilik dâhil eski Avrupa’nın eski sorunları-
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=