İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Mart 2022

79 İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’yu Komuta Kontrol Odası’nda, ekranda nükleer füzelerin rotalarını izlerken görüyoruz. Nükleer füzelerin başında oturan jeopolitiğe ve iktidarda kalmaya odak - lanmış bu adamların iyi niyetine, aklı - na, basiretine ne kadar güvenebiliriz? Dünya sistemi, kişilerin verecekleri kararlarla değil ancak demokratik bir sistem içinde, sıradan insanların hep birlikte verecekleri sosyal adalet, re - fah, eşitlik ve barış mücadelesinin ya - yılması, güçlenmesi ve devletleri yö - netenlere bu taleplerini dayatmasıyla değişebilir. Her savaş bir noktadan sonra kendi mantığını dayatır ve nereye evrileceği öngörülemez. Yenileceğini gören taraf nükleer silahlar dâhil bütün askerî im - kân ve kabiliyetlerini kullanır. O nok - tada eski bir ABD dış işleri bakanı ta - rafından dile getirilen şu düşünce ağır basar: “Kullanmadıktan sonra, dünya - nın en büyük askerî gücüne sahip ol - muşsunuz, neye yarar?” Ben İkinci Dünya Savaşı’nı yaşayan kişilerin yetiştirdiği ilk nesle mensu - bum. Unutamadığım bazı çocukluk anılarım var. Siyah iç perdeleri kapa - tarak yapılan karartma provaları ya da okulda yaptırılan “atom bombası” atıldığında neler yapmamız gerektiğini gösterdikleri kısa eğitimler ve gösteri - len filmler. Konuşmalardan aklımda kalan en korkunçları ise eğer bomba bize yakın bir yerde patlarsa, önce çok parlak bir ışık ve sonra da müthiş bir gürültüden sonra hepimizin öleceği idi. Zamanla bu anılar soldu ama ya - rattıkları derin endişe hiç aklımdan çıkmadı. O günden yıllar sonra ilk defa, bir dikta rejiminin nükleer savaş şan - tajına başvurabilmesi, benden sonraki nesillerin o çok korktuğumuz “nükleer yok oluşu” yaşayabilecekleri endişesi - ni canlandırdı bende. Hangisinin tarafı ı tutacağız? Eğer soruyu NATO mu Rusya mı diye koyarsak hata yaparız. Burada “Rusya”, diktatörlüğü, hukuksuzluğu, sınırsız, kontrolsüz kaba gücü ve sal - dırganlığı temsil ediyor. “NATO” ise, halkın hür ve özgür (alabildiğince ol - masa da olabildiğince) olduğu dünyayı. Böyle düşününce tarafını seçmek daha kolay değil mi? Soğuk Savaş sona erip Rusya demokrasi yönünde adımlar atınca çok farklı bir dünya hayal etmiş - tik. Ne kadar masum ve naifmişiz! Kim haklı? Gerilim ilk başladığında, Soğuk Savaş sonrası NATO’nun sürekli doğu - ya doğru genişlemesinin nükleer güç Rusya’nın kırmızı çizgilerine ulaştığı ve sorunun çözümü için onun da gö - rüşlerini yansıtabileceği bir masa ku - rulmasının doğru olacağı görüşünde olanlar dahi eşit olmayan iki güç ara - sında başlayan savaşın daha beşinci gününde fikir değiştirmeye başladılar. Dünya kamuoyu hızla Rusya’ya karşı alınacak en sert tedbirlerin dahi arka - sında durmaya başladı. Hemde küresel ekonomik etkilerin, bir bumerang gibi sonunda dönüp kendilerini de vuraca - ğını gördükleri hâlde. Rusya ise sanki dünya kamuoyu diye bir şey yokmuş gibi devam ediyor yoluna. Batıdaki kamuoyu desteğinin eleştirilecek yönleri yok mu? Tabii ki var. Bunlardan en dikkat çekici olanı Batı basınında, hayatını kaybeden ya da göç etmek zorunda ka - lan insanların ten renklerinin vurgu - landığı açıklamaların yer alıyor olması. Muhtemelen, kamuoyunu oluşturan bireylerin bir bölümünün de bilinç al - tında yer aldığı için çok fazla itirazla karşılaşmayan bu zihniyeti çok sorun - lu buluyorum. Bu tür yaklaşım ve anlayışların açıkça görüldüğü, yakın geçmişe ait bir başka alan daha var. Geçtiğimiz on yıllar boyunca bazı Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkelerine yönelik olarak “Batı” tarafından düzenlenen çok daha ağır askerî harekâtlar esnasında kamuoyla - rında asla böyle bir karşı çıkış gösteril - memiş olması sizce de bu defa gösteri - len tepkinin ağırlığını azaltmıyor mu? Bu sempati (ve empati) sadece Batı’ya (hatta sadece Avrupa’ya) ve kendine benzeyenlere mi gösterilecek? Batı ka - muyu aynı hassasiyeti o zaman da gös - termiş olsaydı şimdi ağırlığı çok daha fazla olmaz mıydı? Bu durumda, savaş karşıtlığı ve insan hayatının kutsallığı ilkesi sadece Batı’ya has, kendi arala - rında geçerli değerler mi yoksa herkes için her yerde geçerli evrensel değerler mi diye sorsam haksızlık etmiş olmam sanırım. Savaşın etkileri Zaman zaman öğrenciler soruyorlar bu durum Türkiye açısından “fırsata” çevrilebilir mi ya da güvenlik ve strate - jik bakımından AB–Türkiye ilişkileri için “yararlı” olur mu diye. Her devletin için - de bu soruları meşru olarak sorup cevap arayan kişiler ve devlet kurumları vardır

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=