İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Mart 2018
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ 95 AB’nin özenle savunduğu bir başka tanım “Değerler Avrupası” ( Europe of Values ) da benzer bir eksiklikle malûl. 1981 yılından bu yana yapılmakta olan Avrupa Değerler Anketi sonuçlarına bakarsak bu değerlere verilen önemin ülke grupları arasında büyük değişken- lik gösterdiği görüyoruz. Bir nevi belli noktalarda kesişen dört farklı halkadan (ülke grubundan) söz etmek mümkün. Nitekim Polonya ve Macaristan’da süre- gelen demokrasi tartışmalarını buraya oturtabiliriz. Ortak Kimlik Tanımında Din ve Laiklik Tüm bu kimlik açığı ( identity gap ) göstergelerine rağmen Avrupa’nın hiç olmazsa bir bölümünü, bir grup öz de- ğer ( core values ) etrafında birleştiren bir nüveden ( core Europe ) söz etmek mümkün. Bu nüveden ve onlar tarafın- dan benimsenen öz değerlerden bah- sederken gene bir ucu bize dokunan din ve laiklikten söz etmezsek olmaz. Avrupa’nın bugün bildiğimiz hale dö- nüşmesine yol açan gelişmeler arasında Rönesans, Reform ve Aydınlanma’nın yanı sıra devlet ile kilise arasındaki ilişkileri yeniden tanımlayan laikliği ve din özgürlüğünü de sayabiliriz. AB ülkelerine tek tek baktığımızda Fran- sa’nın laiklik ilkesine Anayasası’nda yer veren tek üye ülke olduğunu gö- rüyoruz. İngiltere’nin bir resmi dini olduğu (Anglikan) ve Kraliçe’nin de bu kilisenin başı olduğu göz önüne alınır- sa İngiltere’nin Fransa tipi katı laiklik tanımına uymadığı kesin. Yunan Ana- yasası’nda Ortodoks kilisesine özel bir statü tanınmış. Bu örneklere karşın AB ülkelerinin hemen tamamı kendilerini çok büyük ölçüde seküler olarak tanım- lamaktan geri durmuyorlar. Öte yandan, bu kendini tanımlamalar ve algılama Al- manya’da yeni hükümetin bir bakanının “İslam Almanya’ya ait değildir” sözleri ile başlayan tartışmalara engel değil. Kısacası, dinin kamusal alandaki yeri konusu AB’de henüz tam olarak çözüme bağlanmış bir konu değil. Kültürel Kimlik, Kültür, Tarih ve Çoğulculuk Ortak bir kimlik yaratmak, bireye kendisini içinde “aynı” hissedeceği bir gruba ait olma duygusunu vermeyi ge- rektirir. Bunu sağlamak için de yukarı- da kısaca bahsettiğim ortak coğrafya, değerler, din veya din konusunda ortak bir anlayışın yanı sıra ortak bir tarih ve ortak bir kültür de şart. Eğer bir ortak Avrupa kültüründen söz edeceksek onun temelinde yatan unsurları Roma İmparatorluğu’nun çö- küşünden sonra ortaya çıkan dinamik- lerde buluruz: Kilise, feodalite, şehir/ belediye, dinin hâkimiyeti, üniversiteler, Rönesans ve Reform, klasik sanat, Ay- dınlanma... Hatta bana sorarsanız biraz daha geri gidip 8’inci yüzyıldan 11’inci yüzyıla kadar eski Yunan doğa bilimleri ve felsefesini Batı Avrupa’ya kazandıran ve Avrupa’nın kültürel şekillenmesine katkıda bulunan Müslüman bilim insan- larını bunlara eklememiz gerekiyor. An- cak şu an Avrupa’da hâkim olan yaygın görüş bu son faktörü değerlendirmeye almakta pek de arzulu değil. Neyse, bu konuyu şu an için bir kenara bırakıp yazımızın esas konusuna 60’ıncı yıl de- ğerlendirmelerine geçelim. Bu bütünleştirici “ortak kültür” öge- lerinin karşısında, çatışmayı yaratan faktör ise “siyasi bölünmüşlük”. Bugün Avrupa’da siyasi yapıya tamamen hâkim olan milli devlet modeli ya şehir/site ai- diyetinden (İtalyan ve Alman Birliği’nin oluşumu gibi küçükten büyüğe doğru) ya da parçalanan imparatorluklardan (bütünden küçüğe doğru) doğmuştur. Bugün için AB kimliği de hâlâ daha bu ikiliğin ortasında bir yol bulma çabasın- dan ibaret: Ekonomik ve insani açıdan bir “global bütün” olma ihtiyacı ile ken- di öz kimliklerini koruma arzusundaki “ayrı olmayı özendiren” milli devlet an- layışını bağdaştırmak. Yerel ile küreselin mücadelesi burada da devam ediyor. İçinde bulunduğumuz modern çağda AB’nin kimlik tanımlama çabası bu şekil- de devam ederken referansını tarihten alan anlayışlar da yerli yerinde duruyor. Burada sorun gençlere tarih öğretirken milli devletlerin tarihinin yanı sıra ortak hatırlar ve ortak kahramanları da öğret- mektir deniyor. Bunu yapmak şu açıdan zor. Avrupa’nın tarihi ortak iyi anılardan çok onu parçalanmaya götüren olaylar, birbirlerine karşı işlenen suçlarla dolu. Bunları ihmal etmek de unutturmaya ça- lışmak da doğru değil. Yapılması gereken geçmiş hatalardan çıkarılan derslerin üzerine daha iyi bir gelecek inşa etme yönünde ortak bir irade yaratabilmek. Ama nasıl? Ortak Güvenlik Ortak sınır, aslında içeridekiler için “bizden” dışarıdakiler için “bizden de- ğil” duygusu yaratarak ortak kimlik olu- şumunda önemli bir rol oynuyor; ama sınır denince ve bir kez saptanınca ister istemez akla onu korumak da geliyor; yani güvenlik boyutu ortaya çıkıyor. Sı- nır-kimlik ilişkisinin güvenlik boyutu biraz zorlu. Örneğin, özellikle Rusya ile sınırdaş olan ülkelerde “ya Rusya Ukray- na’da yaptığı gibi, genişlemeci politikası- nı bize karşı da uygularsa” korkusu var. Böyle bir durumda AB ne yapar? Diğer üye ülkeler, kaynaklarını ve insanlarını ortak sınırlarını korumak için angaje eder mi? Gerçek test bu. AB henüz bu sınava girmedi, umarız asla da girmesi gerekmez ama vatandaşlar bu soruya gönül rahatlığıyla evet diyebiliyorlar- sa bir bütüne ait olma duyguları güçlü demektir. Avrupa entegrasyonu bu haliyle dahi kendi aralarında yüzyıllar boyunca sü- ren çatışma ve savaşlardan kurtarmış durumda. Artık hiçbir AB vatandaşı ül- kesinin komşusu ile savaşabileceğini rüyasında dahi görmüyor. Ama ya dış tehditler? Bu konuda AB vatandaşlarının kafası karışık. ABD ve Çin’in de kendi de- ğer sistemleri ve kendilerine has dünya algıları var ve temelinde “milliyetçilik” yatan bir kimlik algısıyla bu ortak de- ğer ve algılarını korumaya hazırlar. Ya AB? Onda eksik olan ne? Acaba bir barış projesi olarak başlamış olması ve gücü ihmal etmesi mi?
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=