Previous Page  85 / 88 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 85 / 88 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

83

1) Gümrük Birliği’nin işleyişini (ya da

yapısını) modernleştirmek:

• Serbest Ticaret Anlaşmaları ko-

nusunda Türkiye’nin sıkıntılarına

çözüm bulmak;

• Türkiye’nin AB mevzuatına uyum

konusunda yaşadığı zorluklara çö-

züm aramak (bir başka deyişle, AB

firmalarının şikayetlerine çözüm

bulmak);

• Etkili bir sorunların çözümü meka-

nizması kurmak.

2) Karşılıklı ticaret kolaylıklarını ge-

nişletmek:

• Tarım ürünleri ticareti alanında

karşılıklı olarak piyasaya giriş im-

kanları yaratmak;

• Hizmetler konusunda piyasalara

giriş imkanlarını genişletmek (ne-

dense burada “karşılıklı” deme-

mişler);

• Karşılıklı olarak kamu alımları pa-

zarına giriş imkanlarını güçlendir-

mek;

• Ticaret ve yatırım iklimini kuv-

vetlendirecek yeni kurallar üze-

rinde uzlaşma sağlamak (burada

da o kelime kullanılmamış ama

tecrübelerimizden biliyoruz ki

burada kasıt Türkiye’nin yeni

kuralları kabul etmesi, yoksa

AB’nin bize uyum için kural de-

ğiştirmesi falan söz konusu değil).

Yeni kural getirilecek alanlar ola-

rak ise şunlar sayılmış: Ticaret

ve sürdürülebilir kalkınma, ener-

ji ve hammaddeler, bitki, gıda ve

hayvan sağlığı ile ilgili önlemler,

coğrafi işaretler, KOBİ’ler, şeffaflık

v.b.) Anlaşılıyor ki AB tarafı anlaşmanın

içeriğini çok geniş tutarak müzake-

relere başlamak arzusunda. Bakalım

bunların hangileri bize cazip gelecek,

hangilerinin yanına bile yanaşmak

istemeyeceğiz.

İçerikle ilgili olarak elimizde somut

bir belge daha var. Avrupa Ekonomik

ve Sosyal Konseyi de (EESC) tek say-

falık, daha çok listeye benzeyen bir

raporla, daha bu aşamada sürece kat-

kısını yapmış.

EESC Görüşü şu hususları içeriyor:

Öncelikle temel haklar, Avrupa

değerleri ve demokratik prensipler

hatırlatması var ki göreceğimiz bu

hususlar Avrupa Parlamentosu rapo-

runun da tam merkezinde, öncelikli

olarak yer alıyor.

Çok geniş bir kapsama alanı öngö-

rülürken konular tek tek sıralanıyor.

Öyle ki Komisyonun kapsama alanını

bile aşmış durumda (kamu alımları,

tüketici hakları, çevre korunması, sür-

dürülebilir kalkınma, bitki ve hayvan

sağlığı, işçi hakları, işyerinde sağlık ve

güvenlik koşulları, e-ticaret, inovasyon

ve fikri mülkiyet hakları, yolsuzluk ve

kara para aklama, KOBİ’ler, kırtasi-

yeciliğin ve bürokrasinin azaltılması,

yatırım ve yatırımların korunması).

Ayrıca, ilgili taraflarla (paydaşlar-

la) geniş ve etkili bir danışma süreci

yürütülsün önerisi de getiriliyor.

Böylesine geniş kapsama alanı

önerileri bir bakıma iyi çünkü çok

kapsamlı bir reformu tetikleyebilir ve

diğer ülkelerle AB arasında yapılan/

müzakere edilmekte olan yeni nesil

ticaret anlaşmalarının gerisinde kal-

mamış oluruz. Bir bakıma da kötü,

çünkü bu kapsamda müzakere etmek

teknik olarak çok güç olduğu gibi si-

yaseten de zorluklara gebe. Şu an için

modernizasyon sürecine neredeyse

tam destek veren iş dünyamızın örne-

ğin işçi haklarının AB ile aynı düzeye

çıkarılması konusu masaya gelince

“bu yapılırsa toptan batarız” diyerek

masadan kalkılmasını önerdiğini gö-

rebiliriz. Hiç şaşırmayalım.

Şu ana kadar yazılan her satır

teknik olarak anlaşmanın yapısı,

içeriği ve muhtemel etkileri ile il-

gili idi ve konunun daha çok teknik

boyutunu teşkil ediyordu. Oysa ko-

nunun bir de siyasi boyutu var. Ça-

lışmanın ilk bölümünü üç soru so-

rarak bitirmiştim. Sorulardan birisi

de şu idi: AB Konseyi Siyasi Gerek-

çelerle Komisyona Yetki Vermekte

Tereddüt eder mi?

Eğer bu soruyu geçen ay cevaplasay-

dım “AB tarafı bu işten fevkalade kârlı

çıkacak, ekonomik menfaatleri yüksek,

üstelik konu büyük ölçüde -AB’nin daha

esnek davranabildiği- ekonomi alanında

yer alıyor, dolayısıyla AB Konseyi, tered-

düt eden bazı ülkeler olsa bile sonuçta

bu işe yol verir” derdim. Ama Türkiye-AB

ilişkilerinde manzara öyle çabuk değişe-

biliyor ki, çok fazla şey oluyor ve de çok

hızla... Olayları kontrol edemiyor sadece

tepki gösterebiliyoruz. Üstelik tepkile-

rimizi duygular, özellikle de korku, öfke

gibi olumsuz duygular yönlendiriyor.

Aşırı tepkiler verilebiliyor. Bu da sağlıklı

tahmin yapabilmeyi imkânsız kılıyor.

Soruya bu ay cevap vermek durumun-

dayım ve verebileceğim en iyi cevap şu:

Bilemiyorum. Söyleyebileceğim tek kesin

şey Türkiye’ye karşı çıkanların sayısının

ve kararlılıklarının artmış olabileceği.

Bir de kararlarını 16 Nisan referandumu

sonrasına bırakmayı tercih edecekleri.

AP tarafından hazırlanmakta

olan bir karar tasarısı:

“Motion for

a European Parliament Resolution

on “towards a new trade framework

between the European Union and Tur-

key and the modernization of the Cus-

toms Union”

Biliyorsunuz, siyasi alanda etki yara-

tabilecek diğer kurum AP... Onlar da ko-

nuya ilişkin bir rapor hazırlığı içindeler.

Rapor (daha doğrusu karar taslağı) INTA

(Ticaret) Komitesi tarafından hazırlan-

makta ama AFET (Dış İlişkiler) Komitesi

de görüş bildiriyor. Elimizdeki taslakta

kararın son şeklinin Konseyden yetki

(mandate) çıktıktan sonra verilmesi uy-

gundur diyor. Bir de hatırlatma yapıyor,

bir yandan ulaşılabilir somut öneriler

getirelim, bir yandan da sosyal değerleri

(sendikal haklar) savunalım.

Bazı AP grupları ise Türkiye insan

hakları ve temel özgürlükler konusunda

iyileştirme saplamadan ve GKRY’yi tanı-

madıkça müzakereler başlamasın diye

önerge veriyor. Onlar da raporlarını so-