İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
27
Öncelikle yukarıda altı çizilen,
süreci olumsuz etkileyen 5 faktör in-
celendiğinde, hepsinin siyasi iklimle
doğrudan bağlantılı olduğu görülüyor.
Başka bir ifadeyle sürecin arafta asılı
kalmasında genel siyasi konjonktürün
büyük etkisi var. Teknik süreçte hemen
hemen başarıyla sona gelindiğinden
ötürü de tarafların karşılıklı olumlu
siyasi irade göstermesi ve uzlaşı iklimi-
nin doğması halinde çok hızlı şekilde
vize serbestliği düğümünü çözecek
adımlar atılabilir.
Dört sebepten dolayı, önümüzdeki
dönemde taraflar arasında vize serbest-
liği diyaloğunu çözüme kavuşturacak
olumlu bir siyasi iklimin doğması çok
olası. İlk olarak, Türkiye-AB Mülteci
Uzlaşısı’nın başarısı, tarafların son dö-
nemde ortaya koyduğu en etkin işbirliği
mekanizmasını oluşturuyor. Mekaniz-
manın yürürlüğe girdiği tarihten bu
yana, Komisyonun son verilerine göre
Ege Denizi’nde hayatını kaybeden göç-
menlerin sayısı 63 olarak belirlenirken,
2015 yılının aynı döneminde bu sayı
592’ydi. Öte yandan göç yönetiminde
işbirliğinin artmasının bir diğer sonu-
cu olarak, öncesinde günde 1.740 göç-
men deniz yoluyla Ege Adalarına geçiş
yaparken, Uzlaşının ardından bu sayı
90’a indi. Yani etkin işleyen bir Mülteci
Uzlaşısı, AB ülkelerinde her geçen gün
yabancı düşmanlığının ve AB şüpheci-
liğinin artmakta olduğu bir ortamda,
AB’ninmeseleye hâkim ve çözüm odaklı
olduğunu gösterebildiği tek vasıta. Etkin
işbirliğinin sürmesi için bir noktada
tarafları, soğumakta olan vize serbest-
liği meselesini orta vadede dolaptan
çıkarmaya ve tekrar gündeme taşımaya
itecektir.
İkinci olarak, Türkiye-AB Gümrük
Birliği’nin modernizasyonuna yönelik
süreç başladı, etki analizi çalışmaları
gerçekleşti ve taraflar Gümrük Birliği’nin
hizmetler, kamu alımları ve tarım alanla-
rını kapsayacak şekilde genişletilmesini
müzakere etmek üzere müzakere masa-
sına oturmaya hazırlanıyor. Bu müzake-
reler şüphesiz ki tarafların iletişimini ve
birlikte çalışma pratiğini perçinleyecek-
tir. Öte yandan pek çok tarife dışı etken
gibi vize uygulaması ve Türk iş adam-
larının, işçilerin AB’de serbest dolaşımı
da müzakereler kapsamında gündeme
gelecektir. Burada doğacak olumlu bir ik-
lim, aynı olumlu havadan vize serbestliği
diyaloğunun da etkilenmesini muhakkak
ki sağlar.
Son olarak AB’nin güncel vize poli-
tikalarında yakın dönemde gerçekleşen
dönüşümün Türkiye-AB Vize Serbestliği
Diyaloğu’na muhtemel olumlu etkilerine
de küçük bir parantez açmak yanlış ol-
maz. AB’nin vize müktesebatında, üçün-
cü ülkelere tanınan vize serbestliğini,
gerekli görülen hallerde askıya alan bir
mekanizmanın bulunmaması, hem Tür-
kiye hem Ukrayna hem de Gürcistan’ın
sürdürdüğü vize serbestliği diyalogla-
rını zora sokuyordu. AP’de, böyle bir
denetim mekanizması oluşturulmadığı
takdirde, bahsi geçen 3 ülkeye vize ser-
bestliği sağlanmaması yönünde görüş
hâkimdi. 7 Aralık 2016 tarihinde AP
ve Konseyin bu mekanizma üzerinde
uzlaşıya varmasının ardından 27 Şubat
2017 tarihinde askıya alma mekaniz-
ması Konsey tarafından kabul edildi.
Böylelikle, Gürcistan’a ve Ukrayna’ya
yönelik vize serbestliği kararı da onay-
lanmış oldu. Yani Türkiye’nin yürütmek-
te olduğu vize serbestliği diyaloğunun
önündeki bir teknik engel de ortadan
kalktı; Türkiye’ye vize serbestliği konusu
AP’nin önüne geldiğinde, AP üyelerinin
müktesebattaki eksikliklerin arkasına
saklanma şansı kalmadı.
Sonuç Yerine:
Söylem Değişikliğine Her
Zamankinden Çok İhtiyaç Var
2016 yılının Mart ayında, Türki-
ye ile AB arasında peşi sıra zirvelerin
düzenlendiği, art arda vize serbestliği
diyaloğu değerlendirme raporlarının
yayımlandığı, pek çok ana akım haber
kanalının akşam bültenine AB uzman-
larının katıldığı zamanlardan, 2017 yı-
lının aynı döneminde Gürcistan’a vize
serbestliği haberini gazetelerden oku-
duğumuz, vize serbestliğindense vize
serbestliğini askıya alan mekanizmaları
incelediğimiz; tamamen zıt bir tabloya
gelindi. Çalışma boyunca sürecin aşamaları
ve teknik boyuta ilişkin güncel durum
ortaya koyuldu. Nitekim esas vurgulan-
mak istenen, böyle bir karamsar tabloda
dahi, siyasi iklim/diyalog ortamı oluş-
tuğu takdirde, vize bariyerinin ortadan
kalkmasının önünde en küçük mani ol-
madığıydı. Siyasi iklimin değişimi ise
ancak söylem değişikliğiyle sağlanabilir.
Karşılıklı olarak tarafları dışlayıcı söy-
lemden; Türkiye’nin OHAL şartları altın-
da, pek çok tehditle karşı karşıya olduğu,
AB’nin ise tarihinin en büyük varoluş kri-
zini yaşadığı durumsalda ortak çıkarlara
odaklanılması gerekiyor. Nitekim bu tür
bir yaklaşımın uygulamaya koyulması,
tarafların müzakere tutumlarında deği-
şiklikler gerektiriyor.
Öncelikli olarak AB, Türkiye ile vize
serbestliği veya üyelik süreci fark etme-
den müzakereleri, dayatmacı yaklaşı-
mı bir kenara bırakarak sürdürmeli ve
modern müzakere tekniklerine uygun
şekilde, karşı tarafın toplumsal hassasi-
yetlerini de göz önüne almalıdır. Örne-
ğin Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyalo-
ğu’ndaki teknik uyum sürecinin terörle
mücadele mevzuatına ilişkin konularda
düğümlenmesinde böyle bir yaklaşım
eksikliğinin payı var.
Türkiye açısından ise iki konunun
dikkate alınması önem taşıyor. İlk olarak,
vize serbestliği sürecindeki reform yor-
gunluğu (
reform fatigue
) kabul edilebilir
olsa da, her reform hamlesinin külfet-
tense kazanım olduğunun hatırlanması
gerekiyor. İkinci olarak ise, ticarette, adli
işbirliğinde, göç yönetiminde veya ulus-
lararası ilişkilerin pek çok diğer alanında
Türkiye’nin en etkin ve faydalı işbirliği
oluşturabileceği bölgesel aktörün AB
olduğunu hatırlamak şüphesiz ki Türki-
ye’nin küresel sistemdeki rolü açısından
da mühim...
■




