İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
17
2013’te kadın istihdam oranının en
yüksek olduğu üye ülke yüzde 72,5 ile
İsveç... En düşük olduğu üye ülke ise
yüzde 39,9 ile Yunanistan. AB üye ülke-
lerinin ortalama kadın istihdam oranı
ise yüzde 58,8 düzeyinde bulunuyor.
Türkiye’de bu oran yüzde 30 sınırını
daha yeni aşabilmiş durumda.
Kadınların, erkeklerle eşit şartlar-
da mücadele edebilmesi, önüne çı-
kartılan engelleri aşabilmesi için ilk
yapmamız gereken şey onların iyi bir
eğitim almasını sağlayabilmek. Türki-
ye’de kadın hakim oranı yüzde 36,9.
Kadın profesörlerin oranı ise 2013-
2014 öğretim yılı için yüzde 28,7 se-
viyesinde. Yani, okuyan kadın başardı.
Fırsat eşitliği sağlanan kadın kazandı.
Tek yapmamız gereken de bu... Bunu
yapabilsek ne mi olur? Aslında biraz
önce 1960 yılının İngiltere’sinden ver-
diğim örnek bizlere az da olsa bir ipu-
cu veriyor. Günümüz eğitim ve iletişim
şartlarında, Avrupa’nın geçtiğimiz 50
yılda kat ettiği mesafeyi çok daha hızlı
aşabilir, “muhasır medeniyetler sevi-
yesine ulaşma” hedefine daha kolay
varabiliriz. Üstelik bu durumu sadece
kadın-erkek eşitliği açısından da ele
almamamız gerekiyor.
Ortada artık herkes tarafından ka-
bul edilen çok somut ekonomik ger-
çekler var. Yapılan tüm araştırmalar,
kadınların etkin bir şekilde temsil edil-
diği şirketlerin kurumsal ve finansman
performansında, alınan kararların ka-
litesinde ve etik davranışlarda artış
yaşandığını ortaya koyuyor. Ayrıca,
pazarın daha doğru bir şekilde algı-
lanması, müşteri ihtiyaçlarının daha iyi
karşılanması, daha iyi ürün ve hizmet
sunulması açılarından da kadınların
şirketlerdeki varlığının önemli olduğu
da kanıtlanmış bir gerçek.
Geçen yıl Türkiye’nin dönem baş-
kanlığını üstlendiği G20’nin açılım
gruplarından C20’nin (Sivil Toplum
20) başkanlığını icra ettiğim süreçte
içinde bulunduğum çalışmalar, cinsiyet
eşitsizliğinin, dünyadaki pek çok kritik
sorunun derinlerinde yatan gerçek ol-
duğunu, bir kez daha bütün netliğiyle
görmemi sağladı.
Bugün dünyada ücretsiz işlerin
yüzde 95’i kadınların sorumluluğunda
ve bu yükün ekonomik olarak ölçümü
ya da paylaşımı konusunda atılması
düşünülen hiçbir adım yok. Ülkemiz,
bütün iyi niyetli çabalara karşın ne
yazık ki cinsiyet eşitsizliğinin negatif
sonuçlarını çok derinden yaşayan bir
ülke. Eğitimde en dezavantajlı kesim
kızlarımız, okuryazarlık sorunu yine
kadınlarımızın sorunu. Hasbelkader
işgücüne katılabilen kadınlarımız ara-
sında kayıt dışı çalışma ve ücret eşit-
sizliği çok yaygın. Teknolojik değişim
en çok, yeterli eğitim alamayan çalışan
kadınları vuruyor. Toplumsal cinsiyet
temelli iş yükleri ve bakım hizmetleri,
kadınların çalışma hayatına girmesine
engel teşkil etmeye devam ediyor. Ka-
dın girişimci ve kadın sanayici sayımız,
gelişmiş ülkelere kıyasla çok ama çok
düşük. Siyasette kadın temsili ise ha-
yallerimizin çok gerisinde.
Ama biliyoruz ki Türkiye’nin söy-
leyecek en çok sözü, yapılacak en çok
işi cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesin-
de konusunda var. En modern Müslü-
man toplum biziz ve bulunduğumuz
coğrafyanın en dinamik nüfusu bizde.
Cinsiyet Eşitliği Ombudsmanlığı kuru-
munun oluşturulmasından, yasayla ku-
rulmuş meslek örgütlerinin yönetimle-
rinde kadın yönetici kotasının zorunlu
hale getirilmesine kadar yapılabilecek
pek çok iş var. Diyebilirim ki cinsiyet
eşitliğini sağlama konusunda atacağı
radikal adımlar, Türkiye’nin küresel
sisteme hediye edebileceği en önemli
inovasyonlardan biri olabilir. Bunun
için ihtiyacımız olan temel motivas-
yon, bu toplumsal talebi big bang’e
çevirecek gerekli adımları atma irade-
sini göstermek olacak. Planet 50-50 by
2030’a kendi taahhütlerimizi koyarak
bu iradeyi göstermeye başlayabiliriz.
Çünkü kadınsız toplum, yarınsız
toplumdur.
■
layan yasalar bulunuyor. Araştırmaya
konu olan 15 ülkede halen kadınların
çalışıp çalışamayacağına yasalar gereği
eşleri karar veriyor.
Dünya Bankası tarafından 2012
yılında yayınlanan Dünya Kalkınma
Raporu’nda, kadın-erkek eşitliğinin
ekonomik etkinliği artırdığına vurgu
yapılmıştı. 2014 yılında yayınlanan
raporda ise, bir adım öteye geçilerek
“Cinsiyet eşitliği ile kişi başına GSYH,
rekabet gücü ve insani kalkınma gös-
tergeleri arasında pozitif bağlantı” ol-
duğu ifade edildi.
IMF’ye göre, dünya ekonomisinin
daha hızlı büyümesi için “kadın eli”
değmesi şart. Kadınların dünyanın bir-
çok ülkesinde işgücünün dışında kal-
ması küresel ekonomiye çok pahalıya
patlıyor. IMF verilerine yansıdığı üzere
bazı ülkeler, potansiyel GSYH’lerinin
yüzde 35’ine ulaşan ekonomik kayıpla
karşı karşıya kalıyor. Kurum tarafından
geçen yıl açıklanan “kadınların işgücü-
ne katılımına” ilişkin kapsamlı raporda
da, kadınların çalışmamasının ekono-
miye ne denli büyük zararlar verdiği
açık açık göz önüne seriliyor. Rapora
göre Hindistan, Pakistan, Türkiye ve
Mısır’ın aralarında bulunduğu bazı ül-
keler; çalışan kadınların karşısına ör-
dükleri çitler nedeniyle ekonomilerin-
de yüz milyarlarca dolarlık potansiyeli
değerlendiremiyor. IMF, Türkiye’nin
işgücü açısından kadın-erkek uçuru-
mundan kaynaklanan ekonomik kay-
bının GSYH’sinin yüzde 25’i civarında
olduğunu açıkladı. Bunu tercümesi şu:
800 milyar doların üzerinde GSYH ile
dünyanın en büyük 20 ülkesi arasın-
da yer alan Türkiye, kadınları da eşit
oranda ekonominin içine çekebilse,
200 milyar dolar gibi hayati öneme
sahip ek bir ekonomik değer daha ya-
ratabilecek.
Parçası olmak için yarım yüzyıldan
uzun süredir uğraştığımız AB ile Tür-
kiye arasındaki farkı da görmezden
gelmememiz gerekiyor. AB üye ülke-
lerinin istihdam oranı incelendiğinde,




