İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Kasım 2024

99 İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ me dalgası da yine AB’nin iç dinamik - lerinden değil, doğrudan jeopolitik bir dışsal zorunluluktan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının yarattığı dev - rimsel sarsıntının tetiklemesiyle ger - çekleşmemiş miydi? Bu defa da öyle oluyor. Oysa, jeostratejik durumlar uzun sürse de geçicidir. Genişleme gibi temel politikaların sadece böyle geçi - ci dışsal dinamikler tarafından değil iç dinamikler tarafından belirlenmesi gerekir. Öyle de olacaktır. Genişleme politi - kası Avrupa’nın geleceği konusundaki tartışmalardan bağımsız olamayacak - tır. Şu an için milliyetçi (ulus devlet - lerin gücü elinde tutuğu) AB mi yoksa federal AB mi ekseninde alttan alta sü - regelen Avrupa’nın geleceği tartışma - larının gideceği yönmutlaka genişleme politikasının geleceğini de etkileyecek - tir. AB’nin geleceği tartışmalarının ana ekseninde ise “AB düzeyinde egemen - lik” konusu yer alacaktır. Burada kastettiğim şudur: Belir - lenmiş sınırlar içinde gerçek anlamda (kâğıt üzerinde değil) “egemen” olmak, o sınırlar içinde ortaya çıkan ve çıkabi - lecek siyasi, ekonomik, çevre, güvenlik vb. sorunlarını çözebilecek bir kapasite gerektirir. Sınırlar derken de sadece fi - ziki ve idari sınırları düşünmemeliyiz; askerî, teknolojik, kültürel, piyasalar gibi bir dizi alt başlık “sınırlar” konusu - nu çok daha karmaşık hâle getirmekte - dir. Eğer egemenin bu kapasitesi yoksa “egemenliği” kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Sizce, sadece stratejik sa - iklerle gerçekleştirilecek (hele de do - ğuya doğru) bir genişleme yukarıdaki tanımıyla AB’nin egemenlik kapasite - sini derinleşerek güçlendirir mi yoksa zayıflatır mı? AB’nin şu an küresel güç dengesindeki görece gerilemesinin (örneğin teknoloji alanında) bir sebebi de bu alandaki zaafı değil midir? Geniş - lemenin AB’nin geleceğindeki yerini bu soruya verilecek cevap belirleyecektir. Rapor Türkiye-AB İlişkilerinin Geleceği Konusunda Ne Söylüyor? Raporda bu konuda doğrudan hiçbir tahmin, öneri ya da tavsiye yer almıyor. Sadece giriş bölümündeki tek bir cümle (bu cümle aynı kalıpla o kadar çok resmî belgede geçiyor ki) şu an Komisyona hâ - kim olan ileriye dönük bakış açısını gös - teriyor: 3 “AB, Türkiye ile aşamalı, oran - tılı ve geri döndürülebilir bir şekilde, belirlenmiş koşullara tabi olarak yapıcı bir şekilde ilişki kurmaktadır.” Kısacası, çok hevesli değilim, aklımda tam üyelik müzakerelerini tekrar açmak gibi bir nihai hedef yok. Yani, kâğıt üzerinde aday ülkesiniz ama gözümüzde üyeliğe aday değilsiniz. Bizim için varsa yoksa kaçak mültecilerin Avrupa’ya gelişlerinin engellenmesi ve mümkünse geri gönderilmeleri. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, vize serbestisi gibi üyeolmadanda ilerleme sağlanabilecek kritik konular da derin dondurucuda. Gerçi bu alanlarda sen bir adım atarsan ben de atacağım (yapıcı olmaktan kasıt bu herhâlde) ama önceden deklare ettiğim koşullar (kriterler) çerçevesinde. Bu yaklaşım doğal olarak tarafı - mızca samimi bulunmuyor. Güven so - rununun bizdeki yansıması bu şekilde tecelli ediyor ki pek haksız değiliz. 60 yıllık bir çabanın sonucunda bir aday ülke değil de sadece ihtiyaç ortaya çı - kınca görüşülecek (“ transactional ” iliş - ki derken kasıt bu) bir komşu ülke gibi algılanmak moral bozucu. Dışişleri Bakanlığımızın açıklaması ise Türkiye’nin resmî düzeyde konuya nasıl baktığını gösteriyor: “Aday ülke olarak, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini yapıcı bir şekilde geliştirme yönünde - ki siyasi iradesinin açık ve güçlü oldu - ğunu bir kez daha vurguluyoruz. AB üyelik sürecinde Türkiye’den beklenen ilerleme, AB’nin Türkiye’nin adaylık statüsüne uygun, yapıcı ve stratejik bir yaklaşımı somut adımlarla hayata ge - çirmesiyle hızlanacaktır.” Bizim açıklamamızın satır araları da onlardan çok farklı değil. Diyoruz ki: Biz de yapıcı bir yaklaşım içindeyiz ama hızlı bir ilerleme sağlanması için önce sizin, bizi üçüncü ülke değil aday ülke olarak gördüğünüzü gösterecek ilk adımları atmanız gerekir. Mesela, Avrupa Komisyonu ve Yüksek Temsilci tarafından hazırlanan Ortak Bildiri’de yer alan tavsiyeleri herhangi bir gecikme veya ilave ön koşul olmaksızın uygulamakla başlayabilirsiniz. Yani, ilişkilerin ilerlemesini biz istiyoruz ama siz ayak sürüyor, bahane buluyorsunuz. Yine Bir Fasit Daire; Yeni Bir Fasit Daire “Hâlâ AB genişleme ve değerlerine bağlıyız” klasik kalıbı bu açıklamada da kendisine yer bulmuş ama bu defa da AB tarafı bunu pek içten bulmuyor ki bu da güven sorununun diğer aya - ğı. Bu çerçeve içinde 2019 yılından bu yana ilişkilerde neredeyse hiçbir resmî ilerleme sağlanamamış olması hiç de şaşırtıcı değil. Sonuç olarak, yazının

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=