İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Kasım 2017
İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ 59 Batı’da ama Doğu da onu yakalamak için elinden geleni yapıyor. Çin -henüz açık açık olmasa da- diyor ki: “Artık benim zamanım geldi”. Bu realiteyi görmeden ne ticaret politikası saptayabiliriz ne sanayi politikası ne de dış politika. Üretim kesinlikle Doğu’ya kaydı di- yoruz. Bilim ve teknoloji üreten yaratı- cılık merkezleri ve parayı kontrol eden merkezler ise hâlâ Batı’da ama onların da mal üretimindeki kaymayı biraz ge- cikerek de olsa takip etmesi mümkün. Ya, bireysel ve toplumsal refah, insani gelişmişlik ve nihayet uluslararası kabul gören değerler sistemi de biraz gecikme- li ama kaçınılmaz olarak bu gelişmelere ayak uydurursa? Ülke olarak yıllarca “Batılılaşma” diye bir sorun yaşadık. Japonya ve Rus- ya da yaşadı. Kabaca şöyle bir şeydi: Batı bazı şeyleri bizden iyi yaparak bize üstünlük sağlıyor. Öyleyse biz de on- lar gibi yapalım. Onlardan bazı şeyleri alıp uygulayalım. Bu sorunun “Batıcılık” ve “Batılılaşmacılık” gibi alt başlıkları da var; ama burada o detaylara girmek mümkün değil. Şimdi aynı duygular Do- ğu’ya yönelik olarak yeşermeyecek mi? Örneğin “Batı’nın demokrasi uygulaması acaba hızlı kalkınmaya engel mi olmaya başladı” görüşü yayılmayacak mı? Güçlü liderlik arayışında kimler ön plana çı- kacak? Liberal ekonomik düzenin “Batı değerleri” olarak bildiğimiz değerler sis- temi sarsılıyor mu? Bunların hepsi haklı sorular ama ne yazık ki cevapları yok. Ticaretin Hukuki Altyapısı Aslında “ticaret sistemi” denilince daha çok bu başlığın kapsadığı alan kas- tediliyor. Orada Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), çok taraflı anlaşmalar, bölgesel anlaşmalar, ikili anlaşmalar ve sektö- rel anlaşmalar var. Dış ticaret rejimleri, damping ve anti-damping uygulamalar var, tercihli ticaret sistemleri de orada. TTIP de orada, CETA da, bizim AB ile Gümrük Birliğimiz de orada. Saymakla bitmez. Dünyadaki ticaret anlaşmalarının sa- yısı konusunda farklı çalışmalar mevcut. DTÖ’nün kayıtlarına göre 1945-2014 yılları arasında toplam 583 ticari anlaş- ma DTÖ’ye kaydettirilmiş. Halen yürür- lükte olan anlaşma sayısı ise 377 olarak belirtiliyor. DESTA diye bir araştırma kuruluşu ise aynı yıllar arasında 587’si kayıtlı, 732 tercihli ticaret anlaşması tespit etmiş. Her ticari anlaşma kapsadığı alana ve alanın oyuncularına avantaj getirmek üzere düzenleniyor. Tabii ki dışarıda kalanlara nazaran. Öte yandan, rakipleri de benzer bir anlaşma yapınca beklenen fayda hemen azalıyor ve bu böyle zincir- leme devam ediyor; ama bu durum ikili ve bölgesel ticaret anlaşmalarının hızla artmasını engellemiyor. Bu başlık altında bir de ülkelerin iç hukuku meselesi var. Eğer yasalarınız istenen standartta değilse hem ticaret an- laşmaları yaparken zorluk yaşıyorsunuz hem de yatırım çekerken. Firmalarımız ne kadar “iyi” olursa olsun, devletler açı- sından asıl önemli olan iş ortamını dü- zenleyen mevzuatımızın ve yapılarımızın ihtiyaçlara uygun hale getirilmesi. Mevzu- atın dünyadaki gelişmelere adaptasyonu, yaşayan bir organizma, hiç bitmeyen bir faaliyet olarak kabul edilmeli. Yukarıda kısaca anlatılan ticaretin hukuki altyapısı alanında önemli değişik- likler oluyor. Birincisi herkesi kapsayan değişiklikler yapılmasını öngören DTÖ yetersiz kalıyor. Yukarıda söylediğim gibi, ikili ve bölgesel ticaret anlaşmalarının sayısı hızla artıyor. Bu artışta Asya’nın bü- yük payı var. (Yani bu başlık altında da As- ya’nın yükselişini görüyoruz). Trump’ın TTIP’i durdurması TPP’yi yavaşlatması Çin’e yeni fırsat kapıları açıyor. ABD’nin tutumu Batı için ciddi bir sorun anlamına geliyor. Globalleşmenin görünür liderinin Çin olduğu algısı yükseliyor. Asya ülkelerinin kendi aralarında yaptıkları anlaşmalar sayesinde bölge içi değer zincirleri hızla güçlendi. 2014 yılı verilere göre bu ülkelerin ara malı ihracatlarının üçte ikisi bölge ülkelerine yönelik. Aynı yıl AB ve ABD’nin payı yüz- de 10’ar oldu. Oysa daha 2000 yılında bile AB’nin yüzde 14, ABD’nin ise yüzde 19 idi. Yani Asya ülkelerinin değer zin- cirlerine kattıkları (katma) değer hızla artmakta. Bu şartlarda, Asya çok yakında dünyanın en hızlı büyüyen tüketim pazarı olacak ve bu malların büyük bölümü böl- gede üretilecek. Ve nihayet, ticaret anlaşmalarının içeriği değişiyor. Artık yeni nesil ticaret anlaşmaları yapılıyor, kapsadıkları alan genişliyor. Tarife indirimleri önemini kaybediyor, tarife dışı korumalar üze- rinde duruluyor. Tarım, hizmetler gibi alanlarda serbestleştirme talep ediliyor. İçerikler derinleşiyor (örneğin karşılıklı tanıma yerine mevzuat uyumu getiri- liyor). Şirketlerin eli güçleniyor; yeni yatırım ve yatırımcıyı koruma hükümleri
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=