İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
103
mekanizmalar katılım sürecini ileri
götürecek sağlam bir güven zemini
oluşturulmasına katkıda bulunduğu
ölçüde yararlı olacaktır.
Önümüzdeki dönemde sürecin nor-
malleşmesine yardımcı olması bek-
lenen bir diğer konu da Kıbrıs. Eğer
Kıbrıs’ta çözüm için somut adımlar
atılırsa müzakere sürecinin normale
dönmesinde çok ciddi bir yol alınmış
olacaktır.
İstikrar Olmazsa Güven
Sağlamak Zorlaşır
Güven sorununun bir diğer olmazsa
olmaz şartı: İstikrar. Hem siyasi hem
de ekonomik alanda, istikrar ne kadar
sağlam ve sürekli ise güven de o ka-
dar kolay tesis edilir. İstikrar deyince
de, AB normlarından bahsetmemek
olmaz. Özellikle, hukukun üstünlüğü,
temel haklar ve çoğulcu demokrasi ile
sürdürülebilir kalkınma alanlarındaki
standartlara sahip çıkmanın, hem içeri-
de yaşadığımız ekonomik, siyasi, sosyal
ve kültürel sorunların çözümünde hem
de dış politikada yüz yüze olduğumuz
sorunların azaltılmasında ne derece
önemli bir rol oynayacağını kim inkâr
edebilir ki? Bu normlara sahip çıkarak
yükselteceğimiz demokratik düzey so-
runlarımızı aşmakta en büyük yardım-
cımız olacaktır.
Böyle düşünmeyi “Avrupa’nın ruhu
da ekonomisi de çöküşte, söz konusu
değerlere kendileri sahip çıkamazken
bize ne oluyor” diyenlere ise resmi
yanlış okuduklarını söylemekle yeti-
neceğim. AB’nin şu an için güçlü bir
liderliğe sahip olmaması ve yönetim
modelinin çağın ihtiyaçlarına uydura-
mamasından kaynaklanan sorunları
olduğu doğrudur ama bunlar aşılamaz
sorunlar değildir. Son yıllarda çevre-
mizde yaşananlar göstermiştir ki; AB
süreci bizi daha güçlü kılacak en kes-
tirme yoldur. Üstelik her şeye rağmen
AB’nin dünyanın göreceli olarak en
istikrarlı bölgesi olduğu gerçeğini de
görmezden gelemeyiz.
Dünya Sürdürülemez Bir
Dengede
İstikrar, her şeyin mükemmel ol-
duğu bir durumu değil, herkesin az
çok memnun olduğu bir durumun
süreceğinin öngörülebildiği bir hali
tanımlar; yani sürdürülebilirliği. Oysa
dünyanın halleri hiç de sürdürülebilir
bir dengeyi işaret etmiyor. Ne siyasi
alanda ne de ekonomik alanda. Ya-
şadığımız dünya tam bir eşitsizlikler
dünyası. İşin kötüsü, bu eşitsizlikler
her gün daha da derinleşiyor. Ve işin
daha da kötüsü, özellikle yakın coğraf-
yamızda işlerin daha iyiye gideceğinin
işaretlerinin zerresi bile görülmüyor.
Avrasya dediğimiz büyük kıtanın iki
okyanus kıyısında ticaret ve ekono-
mik faaliyetler hızla güçlenirken; o
bölgelerin ülkeleri ekonomik işbirlik-
lerini derinleştirirken, kıtanın hemen
ortası ve güneyimizdeki Afrika’nın
büyük bölümü hem nispeten fakir-
leşip ekonomik yarışta geri kalıyor
hem de siyasi sorunlardan, komşuları
ile çatışmaktan, savaştan ve terörden
başını kaldırıp bu gidişi geri çevirecek
tedbirleri bir türlü alamıyor.
Hem ülkeler hem de insanlar ara-
sındaki gelir eşitsizliği inanılmaz bo-
yutlara ulaşmış durumda. Kendini
sağlam duvarlar arkasında garantiye
aldığını zanneden zengin ülkelerin ani-
den karşı karşıya kalınca ne yapacağı-
nı bilemediği göçmen sorununun da,
Güven sorununun bir
diğer olmazsa olmaz şartı:
İstikrar. Hem siyasi hem de
ekonomik alanda, istikrar
ne kadar sağlam ve sürekli
ise güven de o kadar
kolay tesis edilir.
rum. Oysa bu madde kamuoyuna “vize
kalkıyor” şeklinde takdim edildi ve haklı
olarak insanlarımızda sevinç yarattı.
Oysa daha sonra Almanya Başbakanı
Angela Merkel’in de açıkça belirttiği
üzere, anılan tarihte sadece “şartlara
bakılma” sözü verilmiş durumda. Yani,
şartlar tam olarak yerine getirilmiş olsa
dahi önümüzde daha hayli uzun bir
onay süreci bizi bekliyor olacak. Peki,
gelecek yıl bu zamanlar vize uygulaması
hâlâ devam ediyor olursa bunu kim,
nasıl açıklayacak kamuoyuna?
İkinci husus daha da önemli. Türki-
ye’nin yerine getirmesi gereken koşul-
lar AB tarafından 72 başlık altında kâ-
ğıda dökülmüş durumda (merak eden
İKV’nin konuya ilişkin 30 Kasım 2015
tarihli basın açıklamasına ve daha önce
aynı konuya ilişkin olarak yayımladığı-
mız çok sayıdaki rapor ve değerlendir-
meye bakabilir). Bu koşulları yerine
getirmek için yapılması gerekenlerin
tek bir adı var: REFORM.
Bu durumda ikinci sorum da şu:
Acaba biz bu reformları bir yıl içinde
gerçekleştirebilecek hevese ve iradeye
sahip miyiz? Ya da şöyle ifade edeyim;
bu konular ülkemizin “yapılacak işler
listesinin” neresinde?
Ben burada kötümser bir mesaj ver-
mek istemiyorum, yapılanları küçüm-
semek de haddimdeğil; ama eksiklikle-
ri, muhtemel aksama noktalarını işaret
etmek de görevimiz. Yoksa beklentim
sözlerin yerine getirilmesi, umudum
TürkiyeȂAB ilişkilerinin normalleşmesi
ve üyelik sürecimizin rayına oturma-
sıdır.
Karşılıklı Güven Meselesi
Birkaç hafta içinde bizi Brüksel
Zirvesi’ne götüren sürece bakınca
bir şey çok net görülüyor: Taraflar
arasındaki güven sorunu aşılabil-
miş değil. Örneğin, oluşturulan tüm
mekanizmalar adım adım ilerlemeyi
ve her adımda sözlerin yerine geti-
rilmediğinin kontrolünü öngörüyor.
Böyle de olsa, Zirvede oluşturulan




