İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
99
bazı şeyler değişti. Birinci neslin lisan
öğrenmede zorluk çekmesi, tamamen
farklı inançlara sahip olması gibi so-
runlar ortaya çıktı. Olumsuz birtakım
sorunlar ile siyaset yapılmaya başlan-
dı. Buraya gelenler ise tam aksine ço-
cuklarını eğitmeye ve lisan öğrenmeye
çalıştıklarını dile getirdiler. Buradaki
birinci nesil her zaman parasını kaza-
nıp gitme mantığına sahip olduğundan
çocuklarına da bunu aşılamaya baş-
ladı. Çocuklar da bu yüzden buraya
ait olmadıklarını hissettiler ve bu da
beraberinde bir nebze de olsa uyum
sağlama konusunda sorunlara neden
oldu. Ama artık ikinci ve üçüncü ne-
siller burada kalıyor, bu nesillerin “iki
vatan da benim vatanım” duygusunu
hissetmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Yani “Göçmen olduğum için bana bu
hakkı vermiyorlar” şeklinde değil, “Bu
vatanı da sahiplenmeliyim” şeklinde
düşünmeliler. “Ben de artık buralıyım,
benimde artık bu haklara sahip olmam
gerekiyor” diye düşündüklerinde hiç-
bir sorun olmaz. Son 15 sene içinde
Avusturya, uyum konusunda çeşitli
olumlu adımlar attı. Almanya ile kı-
yasladığımız zaman Avusturya’nın bu
adımları atmada geç kaldığını düşünü-
yorum. Bundan 15 sene öncesinde hep
sorunlar ile dile getiriliyordu, göçmen
toplum da kendisini mağdur konumda
görüyordu. 15 senedir bundan sıyrıl-
mamız gerektiğini dile getiriyoruz;
çünkü her iki taraf da bu sorumluluğu
taşıyıp, uyum sağlamaya çalışmak zo-
runda.
Avusturya, mülteci krizi
konusunda, Avrupa’da kilit
rol oynayan ülkelerden
biri olarak görülüyor.
Avusturya’nın, mülteci krizine
yönelik tutumunu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Avrupa’ya gelmek isteyenler, ister
istemez Avusturya’dan geçmek zorun-
dalar. Mültecilerin girişini zorlaştır-
mak için İçişleri ve Dışişleri Bakan-
lıklarının gösterdiği duruşu şahsen
benimsemiyorum. Gelişmiş bir ülke
olarak buradaki tavrımızın farklı olma-
sı gerekiyor. Mültecilerin Avusturya’ya
gelmelerinin ve burada yaşamalarının
sorun olmayacağını düşünüyorum;
zira çoğu Avusturya’da kalmak istemi-
yor. Almanya, İsveç, İsviçre gibi diğer
Avrupa ülkelerine gitmek istiyorlar ve
burayı bir geçiş yolu olarak görüyorlar.
O nedenle Avusturya makamlarının tu-
tumunun aşırı ırkçı bir zemin hazırla-
ması beni çok üzüyor, böyle olmaması
gerektiğini düşünüyorum. Hâlihazırda
bir kanun tartışılıyor. Mültecilerinmül-
teci oldukları kabul edildiği takdirde
ailelerini getirme hakları var, şimdi ise
buna bir sınır koymak istiyorlar. Kanun
taslağı, iş bulduktan sonra aile birleşi-
mi gerçekleştirilebilir şeklinde; ancak
işsizlik oranını göz önünde bulundur-
duğumuzda bunun gerçekleşmesi o
kadar kolay olmayacak. Onları ailele-
rinden uzak yaşamaya itmek, insan
haklarına aykırı bir durum. Kişilerin
ailesi ile birlikte yaşama hakkı var, eğer
ki bu durum kanunla zorlaştırılırsa
insan haklarına karşı bir durum orta-
ya çıkar. Söz konusu kanun yürürlüğe
girse bile AİHMkararıyla bunun yürür-
lükten kaldırılacağını düşünüyorum.
Biz kısıtlamalara karşıyız, 2015 yılında
yaşıyoruz. Avrupa ülkelerinde sınırsız
giriş ve geçiş hakkı olduğunu düşü-
nürsek, mültecilere sınır koymaları
insan hakları çerçevesinin dışındadır.
Artık çoğunlukla orta gelir grubuna
ait; yani kalifiye olan kişiler geliyor ve
bu kişilere nasıl, ne şekilde iş verile-
bilir onun düşünülmesi gerekiyor. Yıl
sonuna kadar 3 bin 500 mülteci kabul
edeceğiz. Bu insanlara istihdam ola-
nakları yaratmak gibi projelerimiz var.
Paris’te gerçekleşen terör
saldırılarını takiben
tüm Avrupa’da güvenlik
önlemleri artırıldı. Bu
konuda Avusturya’nın
izlediği politikaları nasıl
değerlendiriyorsunuz?
AB çapındaki
politikalar hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Birincisi savaştan kaçan insanların,
yani mültecilerin teröristlerle aynı ke-
feye konmasına karşıyım. Mülteciler
hayatlarını kurtarmak için terörist-
lerden kaçarak buraya geliyorlar. Bu
tür benzetmeleri, özellikle ırkçı ve sağ
partiler yapmaya çalışıyor. Paris saldı-
rılarını gerçekleştirenlerin Avrupa’da
büyüyen, IŞİD’e katılan ve onların
ideolojisini paylaşan gençler olduğu-
nu hatırlatmakta fayda var. Elbette,
mültecilere karışanlar olabilir; ama
son zamanlarda Paris’te gerçekleşen
olaylarda yer alan teröristlerin geç-
mişlerine bakıldığında, onların Av-
rupa’da doğmuş büyümüş, birtakım
sorunlarla karşılaşmış ve bu sorunla-
rın çözümünü IŞİD’e katılmakta gör-
müş olan gençler olduğunu görüyoruz.
IŞİD gerçekten bunu nerede ve nasıl
yapacağını da maalesef biliyor; eği-
timli, hayatında psikolojik ve ruhsal
sorunu olmayan gençleri kandırmayı
zaten başaramaz. Sorunlu gençlere,
“Sen buraya katıldığın zaman bir bi-
rey konumuna geleceksin, sana görev
vereceğiz ve burada bir başarı kayde-
deceksin” diyorlar. Güvenlik, insanların
haklarını kısıtlayabiliyor. Birey ola-
rak dışarıya çıkma hakkınızı kısıtlıyor.
“Güvenlik nereye kadar olmalı, nereye
kadar toplumun haklarını kısıtlamalı”
sorularının sorulması gerekir. Elbette,
bu olaylar sonucunda, özellikle ırkçı
partiler güvenliğin ve kontrolün daha
çok olmasını ister; ama bu güvenli-
ğin de ne gibi kısıtlamalar getirdiğini
araştırmazlar. Avusturya’ya bakıldığı
zaman, Suriye’ye gidip IŞİD’e katılıp
geri dönenler, istihbarat tarafından ta-
kip ediliyorlar. Avusturya’da insanların
hakları kısıtlanmadan güvenlik orta-
mının sağlandığını belirtmek isterim.
Önlemlerin kimseyi rahatsız etmeden
alınmasının çok önemli olduğunu dü-
şünüyorum.
■




