Background Image
Table of Contents Table of Contents
Previous Page  90 / 96 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 90 / 96 Next Page
Page Background

B R Ü K S E L ’ D E N B A K I N C A

88

19

65

HÂLÂ

“MÜZAKERE EDEN ÜLKE”

MİYİZ?

M. Haluk Nuray,

İKV Brüksel Temsilcisi

O

ysa Türkiye’nin AB ile entegrasyonundan taraf-

ların sağlayacağı faydalar, çok ama çok fazla. Bu

çok aşikâr gerçeğe rağmen AB içinde Türkiye’nin

tam üyeliği konusunda ortak irade bir türlü oluşturulamadı;

oluşturulamıyor. AB karar vermekte zorlanıyor. Belki üyelik

sadece bir dış politika meselesi olsaydı süreç çok farklı yürü-

yebilirdi; ancak konu bir toplumsal değişim ve uyum süreci

olduğu için ilişkilerin çok farklı dinamikleri devreye giriyor.

Buna bir de, AB’nin Türkiye’nin iç sorunlarına ve zaaflarına

yaptığı vurgu ve hele de bazı AB liderlerinin bu vurguyu en

ağır ve kabul edilemez bir üslupla dile getirmeleri eklenince,

Türk tarafında da tepkiler yükseliyor; istek ve iştah azalıyor.

Ben, hepimizin gözleri önünde cereyan eden bu tırmanışa

isteksizlik sarmalı

diyorum.

Aslında bakınca birçok açıdan tarafların ilişkileri ge-

liştirmeye can atmaları gerektiğini görüyorsunuz. Ancak

yukarıda açıkladığım isteksizlik sarmalının getirdiği sonuç,

maalesef hiç de başarılı değil. Atılan her olumlu adımdan

sonra mutlaka ilişkileri bu noktadan geriye çeken bir “şey”

cereyan ediyor ve çabucak zemin kaybı yaşanıyor. Tıpkı mi-

tolojideki, koca bir kayayı iterek dağın tepesine çıkarmaya

ve her sabah kayayı dağın dibinde bulup, bunu hergün tek-

rar etmeye mahkûm edilen Sisifos’un hikayesine benziyor

durumumuz. Filozoflara bakılırsa, hikayenin olumlu tarafı

kahramanının, zorluklara rağmen mücadeleyi bırakmama-

sı. Acaba biz o kadar sabırlı ve metanetli miyiz? Neyse, şimdi

felsefe ve mitolojiden matematiğe geçiş yapalım ve bir de

şu grafikte görelim ne demek istediğimi.

Bundan yirmi yıl önce Gümrük Birliği Kararı’nın görüşüldüğü ve kabul edildiği

dönemlerde, şimdi artık mevcut olmayan Başbakanlığa bağlı Hazine ve Dış Ticaret

Müsteşarlığı’nda, AB Genel Müdürlüğü’nde görevli idim. Değişik bakanlıklardan ve kamu

kurumlarından gelen az sayıda uzmandan oluşan bir ekip, Gümrük Birliği Yönlendirme

Komitesi adı altında, kararın gereklerini Türk bürokrasisi ve özel sektörünce nasıl

yerine getirilebileceğini anlamaya, anlatmaya ve uygulatmaya çalışıyorduk. Koşulları

yıllar önce belirlenmiş bir konuda bilinen anlamıyla bir müzakere (daha doğrusu

pazarlık) yapılamayacağının farkında olduğumuz için de adımızı “müzakere ekibi”değil

“yönlendirme ekibi” koymuştuk.

Bir kaç yıl boyunca tüm mesaisini ve beyin gücünü bir tek konuya hasreden ufak bir

ekibin üyeleri olarak en fazla merak ettiğimiz, üzerinde tahminlerde bulunduğumuz soru

–tabii ki- AB’ye ne zaman üye olacağımız idi. Sanırım bürokratlar olarak, dönemin Sayın

Başbakanı kadar iyimser değildik

1

. Çünkü ekipteki ortak görüş, 2001 yılında Gümrük

Birliği Kararı’nın gereklerinin tümünü yerine getirebileceğimiz ve 2010 yılını da üye olarak

karşılayacağımız yönünde idi. Çok geçmeden anladık ki biz de az iyimser değilmişiz!

Hepimiz yanıldık.

1

Başbakan Prof. Dr.Tansu Çiller:

“İddia ediyorum ki Türkiye en

geç üç yıl içinde AB’ye tam üye

olacaktır.”

7 Mayıs 1995 tarihli

Hürriyet Gazetesi’nin manşeti.

Kendisinin Gümrük Birliği

Kararı’nın alınmasındaki değerli

katkılarını inkâr etmek mümkün

değildir.