B R Ü K S E L ’ D E N B A K I N C A
66
19
65
Gelişmekte olan ülkelerin önemli bir eksiği, bu tür müzakerelerde kural yapma sürecine pek fazla
dâhil olmamaları, daha ziyade kural kabul eden (rule taker) konumunda kalmalarıdır. Hazırlık
sürecinin hedeflerinden birisi de, bu eksikliğin giderilmesi olmalıdır.
SİYASİ KARAR ALICININ ZOR KARARI:
KATILIMMÜZAKERELERİ Mİ?
İKİLİ MÜZAKERELER Mİ?
Özellikle kamuda, AB’den sorumlu birimler başta olmak
üzere, birçok kesimin AB ile “ikili bazda”müzakereye pek sı-
cak bakmayacağını söyleyebiliriz. Bu durum, müzakere sü-
recinden ya da üyelik hedefinden bir sapma, hatta bir geri
kayma olarak algılanabilir. Oysa amacımız kesinlikle böyle-
sine bir durum yaratmak değil. Öncelikle, “hizmetlerin üye-
lik sürecinden ayrılarak ayrı bir platformda müzakere edil-
mesi” önerisini getiriyor değiliz. Sadece bir öngörüde bulu-
nuyoruz: “Eğer işler böyle devam ederse, hayatın gerçekleri
bu durumu kaçınılmaz kılacaktır”diyoruz.
Bir diğer önemli nokta ise iki usul arasındaki farklılık-
tır. Müzakere sürecinde, siyasi karar alıcının elinde, deği-
şik liberalizasyon senaryoları arasında en uygun karışımı
bulma seçeneği yoktur. Bunun yerine, daha önceden tes-
pit edilmiş kurallar bütününün koşulsuz kabulü söz konu-
sudur. İngiltere’nin yaptığı gibi bazı ortak politika alanların-
dan veya bazı hükümlerden muaf kalma (opt out) seçeneği
de yoktur. Üyeliğin gerçekleştiği esnada “o ana kadar kabul
edilmiş ortak mevzuatın” kabul edilmesi şarttır. Muaf kal-
ma ancak üye olduktan sonra çıkarılacak yeni mevzuat için
mümkündür. Gerçi bu kabul, “tam üyelik” dediğimiz büyük
resimde yapılan toplam fayda/zarar hesaplamasının olum-
lu çıkmasına bağlıdır. Ancak sektör temelli hesaplamalar,
makro değerlendirmelerden farklı sonuçlar verebilir. Üye-
lik müzakerelerinde AB’nin kuralları toptan kabul edilmek-
te ama karşılığında tam üyelik alınmaktadır: “Makro al-ver”
mantığı da budur.
Öte yandan, ikili müzakerelerde siyasi karar alıcı, hem
zamanlamayı hem de değişik liberalizasyon seçenekleri ara-
sında kendince en uygun bileşimi seçme özgürlüğüne sa-
hiptir. Ancak karşılığında alacağı da yine o sektördeki taviz-
lerle sınırlıdır. Biri diğerinin yerini tutamaz ama birincisi or-
tada yoksa ikincisi kaçınılmaz hale gelebilir.
Önümüzdeki aylarda, bu konuyu irdelemeye devam
edeceğiz.