37
giydi ve buradan ciddi bir tasarruf edildi. Daha sonra nükleer
enerjiye geçme kararı alındı ama uzun tartışmalar sonunda,
1980’lerin başında bundan vazgeçtiler. “Dünyanın geleceği-
ni riske atmayacağız” diyerek, yenilenebilir enerji kaynakla-
rına yöneldiler. Bugün Danimarka gibi soğuk bir kuzey ülke-
sinde enerjinin yüzde 20-25’i yenilenebilir enerjiden, biyo-
kütleden elde ediliyor. Dünyanın en önemli rüzgâr türbini
yapan ülkelerinden biri Danimarka ve dünyanın rüzgâr tür-
binlerinin üçte birini üretiyorlar.Yine Danimarka, biyokütleyi
yakıta çeviren önemli firmaları barındırıyor. Dolayısıyla Da-
nimarka, bu iyi niyetinin yanına bir de kuzeyde petrol bu-
lunca, bugün enerjisinin tamamını kendi öz kaynaklarından
(yüzde 99 öz kaynak) sağlıyor. Nerdeyse hiç enerji ithal et-
miyor, 1990’ların başından beri yeni enerji yatırımı yapmı-
yor. Buna karşılık ekonomisi büyüyor ve işsizlik sorunu yüzde
2’ler civarında. Hal böyleyken yapılana şapka çıkartmayı da
bilmeliyiz. Yapılan olağanüstü güzel bir şey ve bence her ül-
kenin önünde olması gereken bir model… İstanbul’a gelin-
ce, iki sene önce yeşil bina sayısı 50-60 taneydi. Geçen sene
100 oldu ve bu sene 150 olmakla beraber sayılar artıyor. Bi-
zim sertifikanın mecbur tutulması halinde, özellikle yıllık 50
milyar dolarlık sektör olan gayrimenkul sektöründeki 20-30
milyar dolarlık kısmı konutların oluşturduğunu düşünürsek,
bunun nasıl çığ gibi büyüyeceğini göreceğiz. Üç sene sonra
farklı bir Türkiye konuşabiliriz. İstanbul’da da bir şeyler ya-
pılıyor tabii ki.
Avrupalı belediyelerle çalışmalarınız var mı?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Küçükçekmece Be-
lediyesi ile çalışmalarımız var. Küçükçekmece Belediye bi-
nası BREEAM sertifikası ile yapılıyor. Bu noktada biz diyo-
ruz ki, “Türkiye madem kaynak israf etmek istemiyor, o za-
man binalara verilen sertifikalar üzerinden değerlerini dı-
şarıya taşımasın. Bir yandan tasarruf ederken bir yandan o
belgeler için milyonlarca dolar dışarıya gitmesin.” Örneğin,
Türkiye’deki toplam 19 milyon konutun her birinin yeşil bina
sertifikası için 1000 lira alsanız, toplamda bu çalışma 19 mil-
yar lira olur. Böylesine büyük bir kaynak, bazı şeyleri mecbur
kılmazsanız, dışarı çıkacaktır.
Sertifika sisteminin zorunlu hale geldiği haberini, Şu-
bat ayındaki Yeşil Binalar Zirvesi’nde duymak mümkün ola-
bilir mi?
Bunu yapacak olan bizler değil, devlet olacaktır. An-
cak biz gereken söylemlerde bulunuyoruz. Onlar da kayıtsız
kalmadılar. Umarım süreçte bu şekilde devam eder.
Yenilenebilir enerji kullanımında Türkiye’nin potansiyeli
belliyken, neden birçok Avrupa ülkesine göre çok daha geride-
yiz? Nedir bunu yavaşlatan etken?
Bugün Türkiye’de 55 bin MW kurulu enerji kapasitesi
var. Bunun büyük bir bölümü doğal gaz, kömür, termal kay-
naklar, kısmen hidroelektrik ve çok azı yenilenebilir ener-
ji kaynaklarından elde ediliyor. Türkiye önümüzdeki 10-15
yıllık süreçte bunu 110 bin MW’a çıkarma hedefinde. Bunun
da parasal karşılığı 130 milyar dolar. Sadece 20 milyar do-
lardan fazla parayı nükleere yatıracağız. Türkiye her ne ya-
parsa yapsın, bugünden sonra enerji konusunda üretimden
daha önemli iki şeyi yapmak zorunda: Bina yalıtımları üze-
rinden giderek, üretimden daha fazlasını tasarruftan sağ-
lama durumunda. Çünkü dünyanın en ucuz enerjisi, üreten
değil tasarruf eden enerjidir. Bu gerçekle, Türkiye yeni ener-
ji kaynaklarına yatıracağı paranın büyük bölümünü tasarruf
için harcadığı zaman daha büyük verimlilik elde edecektir.
Diğer bir gerçekse, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakla-
rına yönelmek zorunda olmasıdır. Ülkemiz güneş, su, jeoter-
mal ve biyokütle enerjisinin üretim üssü gibidir. Türkiye’de
ortalama 2700 saat faydalı güneş saati var. Bu müthiş bir ra-
kam… Güneş enerjisinin petrole eş değer enerji büyüklü-
ğü 87 milyon tondur. Türkiye’nin petrol cinsinden elde etti-
ği enerji ise 90-100 milyon ton. Bu üretim açısından, 2700
saat yaklaşık 4 aya denk geliyor. Jeotermalde de 31 bin 800
MW’lık kapasite hesaplanıyor. Bu noktada dünyada üçün-
cü, Avrupa’da birinciyiz. Rüzgârda düşünülen potansiyel-
se 53-54 bin MW ve bu teknolojiye bağlı olarak artıyor. Bu-
nun enerjiye çevrilen kısmı ise 14 bin MW. Nükleere bakıldı-
ğında 10 bin MW için 20 milyar dolar yatırım gerekiyor. Kar-
şılaştırıldığında, hangisinin daha kazançlı olduğu belli değil
mi? Biyokütlede enerji eşdeğeri, 32-33 milyon ton petrol eş-
değer enerjidir. Sadece güneş ve biyokütlenin tamamını kul-
lansak, Türkiye’nin yıllık ihtiyacına eşdeğer oran çıkıyor. Şim-
di düşünmeliyiz: Siz fakir bir ülke misiniz? Yoksa enerjinizi
doğru kullanmayan bir ülke misiniz?
1...,27,28,29,30,31,32,33,34,35,36 38,39,40,41,42,43,44,45,46,47,...68