Previous Page  83 / 88 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 83 / 88 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

81

tepki vermek durumunda. Hatta belki

de bir ömür içinde birden fazla kere.

Bu şartlar altında yeryüzündeki

tüm ülkeler ekonomilerini, siyasetleri-

ni, diplomasilerini, eğitim sistemlerini,

kurumlarını hatta toplumsal yapılarını

ve yönetim biçimlerini yeniden gözden

geçirmek, en azından yeniden düşünmek

ve hatta değiştirmek ihtiyacını kuvvetle

hissediyor. Son on yıla dönüp bakarsak

ülkemizin tam da bunu yaşadığını söy-

leyebiliriz. Ancak değişimi yönetmek

söylemek kadar kolay değil. Çünkü hızlı

değişim beraberinde giderek artan bir

belirsizlik de getiriyor. Dünyanın gidişa-

tını, gerçeklerini, değişimin dinamikleri-

ni algılamak, doğru yorumlamak, uyum

sağlamak ve doğru tepki vermek gide-

rek zorlaşıyor. Çünkü bu defa değişimin

üzerinde odaklanıp kerteriz alınacak

bir itici güç merkezi, bir odak nokta-

sı; yol gösterecek bir kutup yıldızı yok.

Çok fazla odak, çok fazla dinamik ve çok

fazla değişim alanı söz konusu. Geleceği

hakkında tahminde bulunmak bizler

için çok riskli bir iş değil. Nihayetinde

“ne yapalım, kristal küremiz mi vardı”

deyip çıkabiliriz işin işinden, bedelini

de kendimiz öderiz. Ama ülkeleri yöne-

tenlerin bu lüksü yok. Geleceği tahmin

etmekte başarısız olan siyasi analizlerin

ve bu analizlere dayanarak geliştirilen

politikaların bedelini kişiler değil tüm

toplum ödüyor.

Karşı karşıya kalınan sorun alanları-

nın sayısı hızla artıyor: Güvenlik kaygı-

ları öne çıkıyor. Bizim de çok yakından

yaşadığımız üzere “güvenlik” bu sorun

alanlarının başında geliyor. Aslında

güvenlik kelimesinin daha ziyade ülke

içinde, polis güçlerinin mücadele ettiği

sorunlar anlamında kullanılması, ülke

dışından gelen tehditlerin ve ordunun

ilgi alanına giren sorunların ise savun-

ma adı altında değerlendirilmesi daha

yaygın ama ben burada daha çok, tüm

bu tehditlerin sıradan insan üzerindeki

etkileri üzerinde duracağımdan, daha

basit olması için hepsini güvenlik olarak

adlandırmayı tercih ettim.

Zaten bir ateş çemberinin tam sını-

rındaki coğrafi konumumuz nedeniyle

Avrupa ülkeleri arasında en ciddi güven-

lik sorununu yaşıyoruz. Bir bölge ülkesi

olarak, bir yandan ABD (ve dolayısıyla

NATO) ile bölgedeki çıkarlarımızın gide-

rek daha az örtüşmesinden kaynaklanan

sorunlar yaşarken, NATO müttefikimiz

ABD ile Kuzey Kore arasındaki gerginlik

nedeniyle global güvenlik kaygılarından

da payımızı alıyoruz. İç güvenlik derse-

niz, özellikle terörizm kaynaklı olanı he-

men her ülke için ciddi bir tehdit. Sadece

biz değil tüm AB ülkeleri, bizimkiyle

aynı olmasa da benzer güvenlik kaygıları

yaşıyor. Onlar da geleceği planlamakta

zorluk çekiyorlar. Dünya öyle bir duruma

geldi ki güvenlik konusunu içine sokma-

dan geleceğe ilişkin bir denklem kurmak

mümkün değil.

Oysa bundan on yıl önce geleceğe

bakarken uluslararası ticaret sisteminin

nasıl değişeceğine, teknolojinin nereye

evrileceğine odaklanıyorduk. O yıllarda

yazılmış olan geleceği tahmin etmeye

yönelik kitap ve makalelere, düzenle-

nen toplantıların konularına bir bakın

isterseniz. Daha çok umudun hâkim

olduğunu göreceksiniz. Bir de bugüne

bakın. Sadece mayıs ve haziran ayların-

da Brüksel’de güvenlik konularının ele

alındığı en az beş toplantıya katıldım.

Üstelik, hepsi de asıl çalışma alanları sa-

vunma ve güvenlik olmayan sivil toplum

kuruluşları tarafından düzenlenmiş olan

bu toplantılar sadece benim haberim

olanlar, davet edildiklerim. Yaklaşık otuz

yıldır Brüksel’deyim hiç böylesine bir

yoğunluk görmemiştim.

Güvenlik öyle önemli bir konu ki!

Öncelikle toplumsal psikolojiyi etkiliyor: