Background Image
Table of Contents Table of Contents
Previous Page  89 / 92 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 89 / 92 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

87

akla dayalı iyi yönetime, dayanışmaya,

çeşitliliğe, istikrara, yaşam kalitesine

önem verdiği; bu alanlarda giderek

yükselen standartlara sahip olduğu

için istiyoruz AB üyeliğini. Yani, “ne

olursa olsun, nasıl olursa olsun AB üye-

liği” gibi bir mecburiyet içinde değiliz.

Hatta AB’nin kendisinden çok, değer-

lerini seviyoruz diyebilirim. Eleştirdi-

ğimiz, beğenmediğimiz yönleri de var

AB’nin ama kamuoyu yoklamalarına

göre AB üyeliğini isteyenlerin oranı,

istemeyenlerden daha yüksek. Ken-

dimize has gerekçelerle AB üyeliğini

istiyoruz. Peki, nedir bu gerekçeler?

Pek tartışmıyoruz.

Zaten başlangıçtan beri AB’ye katı-

lımlarda her ülkenin kendine has moti-

vasyon ve gerekçeleri olmuştur. Halen

AB’ye katılmak için sırada bekleyen-

ler için de durum aynıdır. Bu AB’nin

cazibesini, çekim gücünü gösteriyor.

Bir de şu var; AB büyüdükçe, dışarıda

kalanlar siyasi, ekonomik ve diploma-

tik açılardan kendilerini zor durumda

kalmış hissediyorlar. Bir yandan bu

devasa pazarın dışında kalma korkusu,

bir yandan da AB’nin büyüyen siyasi

gücünün hedefi olma endişesi ülke-

leri içeri girmeye itiyor. Yani Avrupa

ülkeleri AB’ye hem çekiliyor, hem de

itiliyor. Son katılımlarda AB’ye giren ülkele-

rin milli gelirlerinin AB ortalamasının

hayli altında olması, onlar açısından

ekonomik gerekçelerin hayli yüksek

olabileceğini düşündürtse de toplumla-

rın davranışlarının basit ekonomik mo-

dellerin içine sığmayacağı bir gerçek.

Yani, “Orada para var, haydi öyleyse

AB’ye” her şeyi açıklamaya yeterli bir

sebep değil. Para (ekonomi) tabii ki

önemlidir ama AB’ye giriş tek bir ge-

rekçe ile olamaz. Belli bir anda toplum-

larda yaygın kabul gören inançlar da

AB’ye yönelik talepte, en az ekonomik

gerekçeler kadar önemli rol oynamak-

tadır. Bu anlamda beş yaygın kanaatten

bahsetmek mümkün

2

: Avrupa’da baş-

ka bir savaşı imkŸnsız kılmak arzusu;

Avrupa bütünleşmesini doğal olarak

kabul etmek duygusu; hem ekonomide

hem de siyasette büyüklüğün avantaj

olacağına yönelik inanç; Avrupa’nın,

Asya’nın rekabetine karşı ancak birle-

şerek karşı durabileceği düşüncesi ve

Avrupa entegrasyonunun kaçınılmaz

olduğu fikri. Bu fikirlerin, katılan tüm

ülkelerde, vatandaşların çoğunluğu ta-

rafından az ya da çok kabul gördüğü ve

AB’ye katılma kararında etkili olduğu

söylenebilir.

Sonuç olarak, AB’nin oluşumunda,

yaygın ve genel kabul gören inanç ve

kanaatler ile her ülkenin kendisine has

sebeplerinden kaynaklanan motivas-

yonların birlikte rol oynadığı söylene-

bilir. Politik açıdan, AB’nin kökenlerini

oluşturan siyasi yapının bir parçası

olmak isteğinden söz edilebilir. Eko-

nomik açıdan ise ülkelerin AB’ye katıl-

mayı, sonuçta kendi ekonomik perfor-

manslarını da artırmalarını sağlayacak

yeni bir platforma, bir “başarı hikŸye-

sine” dahil olmak şeklinde algıladıkları

muhakkaktır.

AB’ye Katılmayı Biz Neden

İstiyoruz?

Soru şu: Biz, yani Türkiye, AB üye-

liğini neden, hangi gerekçeler ve mo-

tivasyonlarla istiyoruz? Saptamamız

gereken budurǨ Eğer bu sorunun ce-

vabını verirsek ancak o zaman AB’yi

İzleme Raporu da hazırlamamız an-

lamlı hale gelir. Süreç uzadıkça, zaman

ilerleyip değiştikçe bu soruya bir soru

daha eklemek gerekir: Acaba, AB de-

ğiştikçe AB’nin bize kendisini isteten

özellikleri yerinde duruyor mu? İşte

izlenmesi gereken de budurǨ

Türkiye’nin AB’yi İzleme

Raporu

AB, İzleme Raporlarını hazırlamaya

başlarken kendine bir çıkış referansı,

bir mihenk taşı seçmişti: Kopenhag Kri-

terleri. Daha işin başında, aday ülkeleri

ancak bu kriterlere uydukları takdirde

içine alacağını belirtmişti ve İzleme Ra-

porları ile de bunlara ne ölçüde uyduk-

larını takip etmektedir. Kriterlere tam

uyum sağlayanlar içeri alınmaktadır.