Background Image
Previous Page  83 / 106 Next Page
Basic version Information
Show Menu
Previous Page 83 / 106 Next Page
Page Background

G Ü N D E M D E N

82

19

65

AİHM’DEN

“DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ” KARARI

AİHM, 14 Türk vatandaşının “zorunlu din dersi” ile ilgili 2011 yılında Türkiye

aleyhinde yaptıkları başvuruyu, 16 Eylül 2014 tarihinde karara bağladı.

A

İHM,

“Mansur Yalçın ve Diğerleri-Türkiye”

dava-

sında, AİHS’nin eğitim hakkıyla ilgili maddesini

ihlal edildiğine ve “Türkiye’de orta öğretimde

verilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin, ailelerin

inançlarına saygılı olacak şekilde, revize edilmesi gerekti-

ğine”hükmetti.

Türkiye’de “zorunlu ders olan Din Kültürü ve Ahlak Bil-

gisi uygulamasına son verilmesi gerektiği”yönünde yorum-

lanan ve AİHM 2’nci Dairesi tarafından oybirliği ile alınan

bu karara karşı, bir üst mahkeme olan Büyük Daire’ye 3 ay

içinde itiraz edilmezse, karar kesinleşecek. Taraflardan biri-

nin Büyük Daire’ye başvurması halinde, nihai kararın alın-

masının 1 yıl sürmesi bekleniyor. Kararın kesinleşmesinin

ardından, AİHM tarafından alınan kararın uygulanmasının

denetimi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK) tara-

fından yapılacak. AİHS’nin 46’ncı Maddesi uyarınca, Türkiye

AİHM tarafından alınan bu kararı uygulamakla yükümlü.

AİHM kararı doğrultusunda, zorunlu din dersinin uygulan-

masında değişikliğe gidilmezse, Avrupa Konseyi Bakanlar

Komitesi’nin Türk Hükümeti’ne mektup yazarak, kararın

uygulanmasını talep etme yetkisi bulunuyor.

AİHM’de açılan

“Mansur Yalçın ve Diğerleri-Türkiye”

davasının konusunu, Alevi inancına mensup 14 Türk vatan-

daşının, okullardaki zorunlu din derslerinin “sadece Sünni

değerler temelinde verildiği” gerekçesiyle Türkiye aley-

hine açtıkları başvuru oluşturuyor. Davacılar, 2011-2012

yılında Türkiye’de yapılan değişikliklere rağmen, zorunlu

din dersinin AİHS’nin eğitim hakkını düzenleyen 1 No’lu

Protokolü’nün 2’nci Maddesi; AİHS’nin “ayrımcılık yasağını”

düzenleyen 14’üncü Maddesi ve düşünce, vicdan ve din

özgürlüğünü düzenleyen 9’uncu Maddesi’nin ihlali niteliği

taşıdığını iddia etmişlerdi.