31
TÜRKİYE’NİN AVRUPA KOMİSYONU İLERLEME
RAPORLARI İLE İMTİHANI
Ne yazık ki, Avrupa Komisyonu’nun en fazla ilerleme
raporu yazdığı ülke Türkiye için, özellikle son yıllarda, ra-
porların sahip olması gereken yakınlaştırma, dönüştürme,
ilham verme ve cesaretlendirme özelliklerini taşıdığını söy-
lemek bir hayli güç. Teknik sürecin unutulduğu, giderek mo-
notonlaşan ve siyasileşen son dönem ilerleme raporlarının,
Türkiye’yi AB üyeliği hedefine yakınlaştırmak yerine, sürece
olumlu ve yapıcı bir etkisi olmadığını görmek de mümkün.
Adaylığın ilk 5 yılında 12 faslın, son 4 yılında ise sadece 2
faslın müzakerelere açılmış olması bunun en çarpıcı örneği.
Teknik müzakerelerdeki bu durgunluğa rağmen Türki-
ye’nin AB üyelik müzakerelerine halen devam ediyor olması
ise, Avrupa perspektifinin Türkiye için halen somut çıktılar
ürettiğinin; ancak ilerleme raporlarının benzer somut çıktı-
ları yaratmaktan uzak olduğunun bir göstergesi.
Hal böyle olunca Komisyon’un ilerleme raporları, hem
Türkiye, hem de Avrupa tarafından siyasilerin, ilgili kurum-
ların, kamuoylarının ve medyanın çok da fazla ilgi göster-
mediği, uyandırdığı heyecanın azaldığı belgeler haline
dönüşüyor. Raporu dikkatle beklemesi gereken taraflar da,
teknik sürece ilişkin Komisyon’un bir yıl önce söylediklerini
tekrarladığı, siyasi olarak ise eleştirinin dozunu artırdığı
raporlara çok fazla itibar göstermiyor. Raporların yazarı
Avrupa Komisyonu, daimi bir baskı mekanizması, ilerleme
raporları ise bir nevi eleştiri raporlarına dönüşüyor. Kısaca
söylemek gerekirse, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye İlerleme
Raporları maalesef yerine getirmesi gereken işlevi yerine
getiremiyor.
YENİ NESİL BİR İLERLEME RAPORU
MÜMKÜN MÜ?
Aday ülke Türkiye için ilerleme raporlarının üyelik mü-
zakerelerine etkisi tartışılırken, hiç şüphesiz akıllara 16 yıldır
formatı değişmeyen bu raporlara ilişkin bir soru takılıyor:
Yeni nesil bir ilerleme raporu mümkün mü
?
Siyasallığı artan bir çerçevedeTürkiye – AB üyelik süreci-
nin değerlendirildiği ilerleme raporları, Türkiye’nin AB üyeli-
ği hedefi için gerekli olan yapıcı ve etkin önerileri üretmekte
yetersiz kalıyor. Bu noktada, AB’nin aday ülke Türkiye’deki
gidişatı analiz etmesi ne kadar önemli, gerekli ve doğal ise,
Türkiye’nin bu analizden yapıcı ve etkin sonuçlar çıkarması ve
bunu beklemesi de bir o kadar doğal. Bu çerçevede, raporla-
rın hazırlayıcısı Avrupa Komisyonu’nun ve raporların birincil
değerlendiricisi Türkiye’nin bakış açılarını değiştirmeye, do-
layısıyla da Türkiye – AB ilişkilerinde ilerleme raporlarının
süregelen monotonluğunun ötesine geçmeye ihtiyacı var.
Bu noktada,“
Yeni nesil bir ilerleme raporu mümkün mü
?”
sorusuna verilecek yanıt, muhtemel yeni nesil bir ilerleme
raporunun çıktılarının özelliklerine bağlı. Eğer yeni nesil bir
ilerleme raporu, taraflara somut ve görünür çıktılar suna-
bilirse, hiç şüphesiz bu, Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinde
de önemli bir açılımı beraberinde getirecektir. Bu noktada
özellikle Avrupa Komisyonu’nun en azından kendisine, şu iki
soruyu sorması gerekiyor:
Soru 1:
“Geçen 16 yılda yazılan 1.706 sayfalık ilerleme
raporu doğru kullanılsaydı, Türkiye bugün AB üyesi olmaz
mıydı?”
Soru 2:
“Avrupa Komisyonu daha kaç yıl Türkiye için bu
ilerleme raporlarını yazmaya devam edecek?”




