B R Ü K S E L ’ D E N B A K I N C A
104
19
65
Avrupa’ya dönüyor”. Bu yorum genel hatlarıyla doğrudur,
ama detaylarına bakmak gerek. En çarpıcı bulgu “
AB üye-
liği Türkiye için iyi bir şeydir
” diyenlerin oranının yüzde 53
olması. Bu oran bir önceki yıla göre 8 puan artmış (“
üyelik
kötü olacak
” diyenlerin oranı ise yüzde 29). AB’ye desteğin
yüzde otuzlardan tekrar yüzde ellinin üzerine çıkması güzel
ama şunu da not etmemiz gerek: Artışa rağmen, halâ daha
Yunanistan (yüzde 53) ve İngiltere (yüzde 51) ile birlikte
AB’ye desteğin desteğin en düşük olduğu Avrupa ülkeleri
arasındayız.
Bu tür raporların amacı karar alıcıları ve düşünce mer-
kezlerini toplumdaki genel eğilimler konusunda bilgilendi-
rip üzerinde düşünmeye, tartışmaya teşvik etmek. Ben de
düşündüm ve ilk anda aklıma şunlar geldi:
•
Evet, belli konulara bakışta oranlarımız AB ile yakınla-
şıyor ama o ortak noktaya yaklaşırken, hareket yönleri-
miz zıt. Onlar yukarıdan aşağıya hareket ederken, biz
aşağıdan yukarıya çıkıyoruz. Örneğin, onlarda destek
azalırken, biz artarak yaklaşıyoruz. Bir başka deyişle,
statik bakış açısından durum fena değil; ama kinetik
enerjilerimiz uyum içinde çalışmıyor.
•
İkincisi, yakınlaşmak her zaman bir başarı göstergesi
olmayabilir. Bir örnek vereyim. Bizim büyüme oranı-
mız yüzde 10’lardan yüzde 3’e doğru iniyor. ABD’nin
büyüme oranı ise sıfırdan yüzde 3’e doğru çıkıyor. Yani
büyüme oranlarımız yakınlaşıyor. Ne yapacağız? Eko-
nomimiz ABD ile yakınlaşıyor diye sevinecek miyiz?
Peki, eğilimlerdeki bu yakınlaşmanın sebepleri neler
olabilir? Kimileri diyor ki “
Türk halkı Orta Doğu’da cere-
yan edenleri görünce AB’nin kıymetini anladı
”. Doğruluk
payı olabilir, ama bence bunun çok ötesinde başka ben-
zerlikler de var AB ileTürkiye arasında. Örneğin toplum-
lar ve devletler olarak altından kalkmamız gereken şu
öncelikli sorunlara bir bakalım:
AB’nin öncelikli sorunu ekonomisini tekrar canlandırıp
büyümeye geçmek ve bunu istihdam yaratarak yapabilmek.
Ancak, bunun için gereken yapısal reformları bir türlü ger-
çekleştiremiyor. Avronun değerini düşürmek gibi 1970’lerin
politikalarından medet umuyor. Biz de büyüme oranımızı
yüzde 5 ile yüzde 7 aralığında istikrara kavuşturmak ve daha
da önemlisi birkaç yıldır takılıp kaldığımız orta gelir seviye-
sinin üzerine çıkmak istiyoruz, ama biz de yapısal reformlar
yerine faiz oranları üzerinden konuyu tartışıyoruz.
AB uzun yıllar sonra sınırlarında sıcak savaş tehdidi ya-
şıyor. Rusya’ya karşı çaresizlik sergiliyor, opsiyonları sınırlı.
Bizim de güney sınırlarımız ateş topuna dönmüş durumda.
Durum çok karmaşık, bizim de politika opsiyonlarımız çok
sınırlı.
AB’nin güneyinde insani trajediler yaşanıyor. Güvenli
bir sığınak arayan binlerce insan, AB topraklarına ulaşama-
dan denizde hayatını kaybediyor. AB’nin bu insanlara kucak
açmaya niyeti yok, ama bu durum insani açıdan AB vatan-
daşlarında ciddi rahatsızlık yaratıyor. Bizim güney sınırı-
mızda insani açıdan durum daha da vahim. Ama biz farklı
davranıyoruz, kapılarımızı hesapsız bir yüce gönüllülükle
yardım arayanlara açıyoruz. Ama bu defa da bizim vatan-
daşlarımız, başka bir açıdan ciddi rahatsızlıklar yaşıyorlar.
AB ciddi bir ayrılıkçı hereketle karşı karşıya. İskoçya’nın
İngiltere’den ayrılması referandumda reddedildi, ama
fikir bir kere beyinlere yerleşti. İspanya’dan, İtalya’dan,
Belçika’dan benzer talepler gelmesi yakındır. Bu taleplere
gösterilen reaksiyon ise örnek alınacak nitelikteydi. Biz de,
farklı ölçekte ve parametrelerle olsa bile, benzer bir sorunla
karşı karşıyayız. Acaba, AB’nin reaksiyonunda, çözüm süre-
cimiz açısından örnek alınacak noktalar var mıdır diye dü-
şünmeden edemiyor insan.
En önemli sorunları birbirine bu kadar benzeyen AB
ve Türkiye halklarının eğilimleri müsaade edin de birbirine
benzesin.




