103
hazırlanmasını içeren, üç başlıktan oluşan yeni AB Stratejisi
AB yetkililerine izah edildi. Sayın AB Bakanı ve Başmüza-
kerecimiz Volkan Bozkır’ın, diplomasiden gelen muazzam
tecrübesi ile bu konuda çok başarılı olacağını umuyor, yeni
görevi nedeniyle kendisini bir kez daha can-ı gönülden teb-
rik ediyorum.
AB tarafında da genişleme konusundan ve Türkiye dos-
yasından sorumlu Komisyon Üyesi değişti. Dosyamız, Kasım
2014’ten itibaren, İkinci Barroso kabinesinde (2010-2014)
Bölgesel Politikadan Sorumlu Üye olarak görev alan Avus-
turyalı muhafazakâr politikacı Johannes Hahn’a emanet.
Kendisinin en azından ilk andaki söylemi olumlu idi; tekrar
iç siyasete dönme niyetinin olmaması da iyi haber. Tanı-
yanlar ılımlı ve açık bir kişilik olduğunu söylüyorlar. Aslında
değişim sadece sorumlu kişinin değişmesi ile de sınırlı kal-
madı; Komisyon Üyesinin görev alanı yeniden isimlendirildi
ve tanımlandı. Ayrıca, genişleme konusuna genel yaklaşım
ve ele alınışındaki zihniyet de değişti. AB’nin “genişleme”
konusundaki bu mentalite değişikliği bizzat Komisyon Baş-
kanı Juncker tarafından en veciz şekilde dile getirildi “
Bu
Komisyon’un görev süresi boyunca genişleme olmayacak”
.
Değerlendirmemize bu sözle başlayalım.
Aslında Juncker’in bu sözleri çok anlamlı, büyük bir id-
dia değil, sadece teknik olarak aşikâr olanın beyanı. Çünkü,
mevcut dosyalara ve adaylara bakınca, önümüzdeki beş yıl
içinde hiçbirinin zaten AB’ye katılım noktasına gelemeye-
ceği çok net olarak görünüyor. AB’nin genişleme iştahının
azaldığı da çoktan beri bilinmekte ve görülmekte. Bu du-
rumda Juncker’in yaptığı malumun ilamı. Öte yandan, bu
pek masum bir mesaj da değil. Beynindeki ve gönlündekini,
güzel bir ambalajla muhafazakar seçmene gönderiyor.
Yaklaşım farklılığının altı, kalın uçlu kalemle çizilmiş
bir diğer göstergesi de genişlemeden sorumlu Komisyon
Üyeliğinin adındaki ve görev yetkisindeki değişim. Mevcut
Komisyon’da bu birimin tam adı“Genişleme ve Avrupa Kom-
şuluk Politikası” idi (
Enlargement and European Neighbour-
hood Policy
). Yeni Komisyon’da ise adı “Avrupa Komşuluk
Politikası ve Genişleme Müzakereleri”(
European Neighbour-
hood Policy and Enlargement Negotiations
) oldu. Komşuluk
Politikası kapsamında 16 ülke yer alıyor. Bunların, Ukrayna
başta olmak üzere, altısı Avrupa kıtasında; kalan onu ise
Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da. Böylelikle, “Genişleme” hem
ikinci sıraya çekildi hem de ucuna “müzakereler” eklenerek
-bence- iyice zayıflatıldı.
Bir de anektot aktarıp bu konuyu kapatayım: Genişle-
me Genel Müdürlüğü’nün çalıştığı bina geçtiğimiz günlerde
değişti. AB’nin merkezi diyebileceğimiz, AB Mahallesi’ni
oluşturan daireyi çizerken pergelin ucunu batıracağınız
Schuman Meydanı’ndaki bir binada çalışan Türkiye Masası,
birkaç kilometre öteye, AB Mahallesi’nin dış sınırında yer
alan bir binaya taşındı. Genel Müdürlük’te çalışan arkadaş-
larımıza “
bunun bir tenzil-i rütbe olup olmadığını
” sorarak
takılıyoruz. Neyse, bu taşınmayla, en azından AB Nezdin-
deki Daimi Temsilciliğimize komşu oldular. Bana kalırsa bu
yerleşim, yeni dönemin ruhuna daha uygun.
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ KATILIM
MÜZAKERELERİNDEN İBARET DEĞİL
Tüm bu verilere bakınca, en azından müzakere süreci
açısından ilişkilerde pek fazla bir değişiklik olmayacağını
söyleyebiliriz. Ama, iyi ki Türkiye-AB ilişkileri müzakereler-
den, fasıllardan ibaret değil. Önümüzdeki dönemde, aşa-
ğıdaki beş başlık altında ciddi bir hareketlenme bekleniyor.
Vize Serbestisi
: Bu konuda iki taraf da çok ciddi çaba
içinde. Vize konusundaki gelişmeler İlerleme Raporlarıyla
değil, ayrı bir raporlama sistemi ile izlenecek. İlk vize rapo-
runun çalışmaları tamamlanmış bile. Yayımlama zamanına
karar vermeye çalışıyorlar. Bence İlerleme Raporu ile bir-
likte yayımlanmamalı. Çünkü Vize Raporu, daha doğrusu,
raporu hazırlayan heyetin Türkiye ziyaretinin ilk bulguları
son derece olumlu. Eğer aynı anda yayımlanırsa, hem diğer
raporun tartışmalarının gölgesinde kalır hem de vatandaş
tarafından ayırt edilemeyebilir. Dolayısıyla, vize raporunun
İlerleme Raporu’ndan birkaç hafta sonra duyurulması çok
daha uygun olacaktır.
Gümrük Birliği
: Bu konuda çok yazı yazdık. Gümrük
Birliği’nin baştan sona elden geçirilmesi gerektiğini her-
kes kabul ediyor. Ama bunun nasıl yapılabileceği, hele de
Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) ile nasıl bağ-
daştırılacağı önümüzdeki dönemde kararlaştırılacak. Yerine
neyi koyacağımızı tam olarak bilmeden mevcudu bozma-
makta da yarar var.
Siyasi Diyalog
: Bir kaç dönem öncesine kadar, “
en iyi
işleyen başlık
” olarak nitelendirilen bu konuda aksamalar
görülmeye başladı. Bolca görüş alışverişi var, ama görüş bir-
liği pek yok gibi. Yani, ortak görüş oluşturduğumuz noktalar
giderek azalıyor.
Enerji Diyaloğu
: Bu konudaki ihtiyaç o kadar belirgin ki
açıklamaya dahi gerek yok.
Makro Ekonomik Diyalog
: Ekonomik çevrimlerimiz ara-
sındaki bağ zayıfladığı için diyalog da zayıflamıştı, ama bu
durum yavaş yavaş değişmeye başladı. Buna pararlel olarak,
makro ekonomik diyalog da önümüzdeki dönemde yeniden
önem kazanacaktır.
TÜRKİYE, YÜZÜNÜ TEKRAR BATI’YA DÖNÜYOR(!)
Geçtiğimiz günlerde hem AB hem de Türk medyasında
bu minvalde yorumlar yer aldı. Yorumların kaynağı
German
Marshall Fund
adlı kuruluşun yayımladığı “Transatlantik
Eğilimler Araştırması”(
Transatlantic Trends Survey
) idi. 2002
yılında başlayan ve bu yıl 13’üncüsü yayımlanan seride,
ABD ve Avrupa ülkelerinde, her ülkeden asgari 1.000 kişi ile
yapılan yüz yüze mülâkatlarla, vatandaşların, dış ilişkiler,
NATO’ya destek, ekonomi ve yükselen küresel güçler gibi
konulardaki görüşleri alınıyor. Bu yılki araştırma kapsamına,
ABD ile aralarında Türkiye ve Rusya’nın da olduğu 12 Avrupa
ülkesi alınmış. Raporun geniş bir değerlendirmesi dergimiz-
de zaten yer alıyor. Ben sadece Türkiye ile ilgili, özellikle AB
ile bağlantılı bir kaç sonucu ele alacağım.
Türk halkının AB’ye bakışı, raporun 29’ncu sayfasın-
da, bir kutu içinde duyurulmuş. Başlığı da “Türkiye yüzünü




