9
Berlin Duvarı, Brandenburg Kapısı, Ampelsmann (Am-
pül Adam), Fernsehturm (Televizyon Kulesi)...
Startup girişimler, Soundcloud, Gitsy ve yeni nesil Sili-
kon Vadisi, Hipster kültürü, elektronik müzik, sürdürülebilir şe-
hircilik...
Ashoka tarafından düzenlenen ve Avrupa’nın gelecek
vadeden genç sosyal girişimcilerini bir araya getiren Change-
makerXchange Programı dâhilinde davet edildiğim Berlin’de
gördüklerim, bu şehri daha önce defalarca kez ziyaret etmiş
biri olarak beni muazzam etkiledi. Yıllar boyunca iktidar sa-
vaşlarının en gözde mekânlarından biri olmuş bu şehir, şim-
dilerde, özellikle bilişim teknolojileri ve sosyal işletme alanla-
rında iş üreten startuplarıyla; kente ve yaşama yepyeni bir an-
layış getiren, tamamen sürdürülebilirlik üzerine kurulu plan-
lamacılığıyla; hipster altkültürüyle; elektronik müziğiyle; gece
geç saatlerde başlayıp, öğle saatlerinde sona eriyormuş gibi
yapıp yeniden başlayan gece hayatıyla; eskinin göçmen ma-
halleleri, bugünün ise en “hip” mekânlarıyla kendinden söz et-
tiriyor.
Lafın kısası: “Berlin’de bir şeyler oluyor.” Berlin’deki de-
ğişime ilişkin hazırladığımız yazı dizisinin bu ilk bölümünde,
yeni bir Silikon Vadisi yaratmaya çalışan Berlin’in özellikle bili-
şim kökenli startuplarının hızlı büyümesini mercek altına ala-
cağız. Tüm dünyanın yakından takip ettiği bu hızlı dönüşümü,
Avrupa’nın orta yerinde Amerika’ya rakip yeni nesil Silikon
Vadisi’nin nasıl yaratılmaya çalışıldığını görmeye çalışırken,
bu dönüşümün aktörlerinin görüşlerine yer vereceğiz. Toplam
üç bölümden oluşan yazı dizimizde, “Berlin’de Neler Oluyor?”
sorusuna farklı alanlardan cevap bulmaya çalışacağız.
TARİHİYLE BARIŞIK OLGUN BİR ŞEHİR: BERLİN
Berlin için bir sıfat kullanacak olsam “olgun” derim;
hem kozmopolit havası, hem de tarihiyle yüzleşebilme cesa-
reti nedeniyle…Berlin, başkent olması sebebiyle iktidar sa-
vaşlarının en gözde mekânı olmuş bir şehir…Yakın tarihten
iki önemli sürecin izleri hala duruyor: Nasyonal Sosyalizm ve
Doğu Berlin, yani Soğuk Savaş döneminde Berlin’in SSCB et-
kisindeki kısmı.
Bugünkü Humboldt Üniversitesi Hukuk Fakültesi bi-
nasının tam önünde, zamanında Yahudi yazarların ve şairle-
rin kitapları, neredeyse bir tören ihtişamında yakılmış, Nas-
yonel Sosyalizm döneminde. Aralarında Thomas Mann, Karl
Marx, Erich Maria Remarque’ın eserlerinin de bulunduğu 20
bin kitap! Bugün olayın anısına, tam kitapların yakıldığı ye-
rin altında bir kütüphane var. Ama kütüphanenin tüm rafla-
rı boş... Her gelen ziyaretçi rafları boşalmış kütüphaneyi gö-
rüp, kendine ders çıkartabiliyor.
Ve Berlin Duvarı… Şehrin bir ikinci simgesi… As-
lında bu şehir o kadar çok simge ve sembolle dolu ki, sim-
gesel ve sanatsal protesto ile şehrin her köşesinde karşılaş-
mak mümkün. Kasvetli, acılı, soğuk, sade, isimsiz... Ama ol-
gun…Berlin Duvarı da onlardan biri. Batı’da yıllarca“Utanç
Duvarı” olarak anılan, 13 Ağustos 1961 tarihinde yapımı-
na başlanan, 46 kilometre uzunluğundaki sınır. Doğu Al-
manya vatandaşlarının Batı Almanya’ya kaçmalarını önle-
mek için Doğu Alman Meclisi’nin kararıyla inşa edilen, mo-
dern tarihin en önemli ve düşündürücü simgesi. Bugün Ber-
lin Duvarı’nın çoğu yıkılmış, kalan parçaların sergilendiği bö-
lümün üzeri fotoğraflarla dolu. Daha çok bir açık hava mü-
zesi gibi…Ve bir zamanlar Berlin Duvarı’nın geçtiği hat bo-
yunca, şehrin artık bir parçası olmuş metal tabelalar:
“Berlin
Duvarı buradan geçmekteydi.”
Siyasete, ekonomiye, kültüre, sanata, kısaca herkese
ve herşeye ilham vermiş, etkilemiş bir yapı. Duvarların ve sı-
nırların çevrelediği “bireyler”, “evler”, “aileler”, “hayaller”, “fi-
kirler.” 28 yıl boyunca özgürlük ile esaret arasındaki engelin
sembolü. Ama Berlin Duvarı’nı aşmak ve sadece birkaç yüz
metre ilerideki özgürlüğe ulaşmak isteyenleri bu engel dahi
durduramamış. Duvar’ın 28 yıllık tarihi boyunca 5 bin Doğu
Almanya vatandaşı, türlü yolları deneyerek Batı’ya ulaşma-
yı başarmış. Kimi tünel kazmış, kimi sahte belgelerle özgür-
lüğe kaçmış. Kimisi de Batı’ya giden bir arabanın kaputun-
da, Duvar’ın öte tarafına ulaşmayı başarmış. Ama en ilginci,
Thomas Kruger isimli bir Doğu Almanya vatandaşının yaptı-
ğı; üzerinde
“come back soon”
(az sonra döneceğim) yazılı,
tek motorlu çalıntı bir uçakla 15 Temmuz 1987 günü, dalga
geçercesine Doğu’dan Batı’ya kaçmış.
Ve 3 Ekim 1990. Batı ve Doğu Berlinlilerin hasreti-
nin bittiği, 28 yıllık utanç duvarının yıkıldığı tarih. Bir devrin
sonu, yeni bir dönemim başlangıcı. Belki de o dönemi en iyi
anlatan filmlerden biri,Wolfgang Becker tarafından 2003 yı-
lında çekilen“Elveda Lenin!”(Orijinal ismi:“
Goodbye Lenin!
”)
Sosyalizme inanmış ve tüm hayatını adamış bir anne ile oğlu
arasındaki ilişkiyi çarpıcı şekilde anlatan bir hikâye. Duvar yı-
kılmadan önce kalp krizi geçiren ve 8 ay komada kalan anne,
dışarıda olup bitenlerden habersizdir. En ufak bir şokta an-
nesinin öleceğini bilen oğul, yapay bir dünya yaratır anne-
si için; sosyalizmin sürdüğü bir dünya! Arkadaşlarıyla birlikte
çektiği haber bültenleriyle annesini kandırır, hatta Doğu Al-
man üretimi turşuları bulup buluşturur; sadece annesi Doğu
Berlin’de sosyalizmin bittiğini anlamasın diye. Yokoluşu bu
kadar romantik anlatabilen bir film yoktur herhalde. Hele
Lenin heykelinin parmağıyla izleyicileri işaret edercesine he-
likopter ile taşınma sahnesi: Gerçek bir elveda!
Wolfgang Becker tarafından 2003 yılında çekilen “Elveda
Lenin!”, Duvar’ı en iyi anlatan filmlerden biri.