D O S Y A
16
19
65
AB son yıllarda içinden geçtiği kriz, büyük ölçüde eko-
nomik ve mali sorunlarla ilgiliydi. Ancak kriz sadece ekono-
miyle sınırlı olarak devam etmedi. AB’nin bütçesinden ge-
nişlemesine kadar diğer politikalarını da etkisi altına almak-
la kalmadı; AB için varoluşsal bir sorun haline geldi. “AB ne-
reye gidiyor?”, “Birliğini koruyabilecek mi?” gibi sorular her
zamankinden çok daha sıklıkla dile getirilir oldu. Yunanis-
tan, İrlanda, Portekiz ve İspanya gibi Avro Alanı’na da dâhil
olan Üye Devletlerde krizin yayılması, kamu borcunun kont-
rol edilebilir oranların üzerine çıkması ve bu ülkelerin piya-
salarda finansman bulmakta zorlanır hale gelmesi maliye-
lerini ve genel olarak ekonomilerini bir koma durumuna so-
karken, halkların hoşnutsuzluğu da giderek artıyordu. Özel-
likle ücretlerin ve sosyal harcamaların kısılması, krize yol aç-
tıkları düşünülen hükümetlere duyulan öfkeyi daha da şid-
detlendirerek, protestolara ve halk hareketlerine sebep oldu.
Bütün bu olanlar, alıştığımız Avrupa tablosunun çok
dışında bir Avrupa ve dolayısıyla AB imajının gelişmesine ne-
den oldu. Bir istikrar, demokrasi ve refah adası olarak AB ye-
rine, en büyük başarılarından biri olan ekonomik ve parasal
birlik ve Avro projesi sallantıda olan, üyesi olan devletlerde
borç krizinin yaşandığı, seçilmiş hükümetlerin yerine tek-
nokratik hükümetlerin geldiği, bazı devletlerinde otoriter-
leşme eğilimlerinin ortaya çıktığı, yabancı düşmanlığı, ırkçı-
lık ve faşizmin yeniden hortladığı, halkın sokaklara dökülüp
meydanları işgal ettiği bir Avrupa imgesi oluşmaya başladı.
Avrupalı liderlere yöneltilen önemli bir eleştiri de, bu
kritik dönemde krizden çıkışı sağlayacak etkili kararları ala-
mamaları, pasif kalmaları ve Avrupa Topluluklarını kuran
Jean Monnet, Konrad Adenauer gibi liderlerin aksine vizyon
sahibi olmamaları yönündeydi.
Bu endişe verici durum Avru-
palı liderleri ve AB’nin karar alıcılarını etkiledi ve kamuoyunun
önüne çıkarak, “Bu gemi sahipsiz değil, biz dümenin başında-
yız ve geleceğinizi düşünüyoruz” anlamına gelecek bir duruş
sergilemek ihtiyacı duydular.
Özellikle son dönemde bu yöndeki çıkışlar arasında,
başta Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun
Avrupa Parlamentosu’nda (AP) yaptığı“Birliğin Durumu”ko-
nuşması, 11 AB Dışişleri Bakanının desteklediği “Avrupa’nın
Geleceği Raporu”ve AP Avrupa için Liberal ve Demokratlar İt-
tifakı Grubu Başkanı ile Belçika eski Başbakanı Guy Verhofs-
tadt ve Yeşiller-Avrupa Hür İttifakı Grubu Eş Başkanı Daniel
Cohn-Bendit’in yazdığı “Avrupa İçin” adlı manifesto yer alı-
yor. Bu üç belge de AB’nin gelecekteki yapılanmasına dair
önemli öneriler içeriyor ve her üç belge, AB’nin daha federal
bir yapıya doğru evrimleşmesi noktasında birleşiyor.
AB’NİN NİHAİ HEDEFİNE DOĞRU ATILAN ADIMLAR
Bilindiği üzere, AB’nin yapısı sürekli bir evrimle ve ant-
laşmalarda yer alan ifadeyle “giderek daha sıkılaşan bir Bir-
lik” doğrultusunda gelişme göstermek üzere tasarlanmış-
tır. Ancak nihai hedef somut olarak belirlenmese de, bunun
bir Avrupa devletler federasyonu olacağı yönünde genel bir
kanı bulunuyor. Buna rağmen bu federatif yapıya ulaşmak
hiç de kolay değil: Özellikle İngiltere ve Danimarka gibi bazı
Üye Devletler ve ulusal egemenliği savunan milliyetçi siyasi
hareketlerle, liberal bir Avrupa fikrine eleştirel yaklaşan sol-
daki bazı akımlar federatif bir Avrupa fikrine her zaman şüp-
Jean Monnet
Jose Manuel Barroso
GuyVerhofstadt
Tony Blair
Daniel Cohn-Bendit
1...,6,7,8,9,10,11,12,13,14,15 17,18,19,20,21,22,23,24,25,26,...68