İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
57
lecek ilk şey CETA’nın AB’nin diğer yeni
nesil ticaret anlaşmalarına göre daha
özel bir yere sahip olduğu. Neticede Bir-
lik ilk defa gelişmiş bir ülke ile bu derece
kapsamlı anlaşma müzakereleri yürütü-
yor. Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle AB
ile Kanada arasında ithalat vergilerinin
neredeyse tamamı ortadan kalkacak, AB
şirketleri Kanada’daki kamu ihalelerine
katılabilecek, AB şirketleri Kanada’daki
hizmet ve yatırım pazarlarına daha kolay
erişim sağlayacak. Dolayısıyla bir bakıma
CETA, ABD ile yürütülen TTIP müzakere-
leri için de şablon olarak görülüyordu.
Komisyonun tüm olumlu açıklamala-
rına rağmen son dönemde AB içerisinde
CETA ve TTIP konularında rüzgârın so-
ğuk estiği ortada. Özellikle AB vatandaş-
ları arasında bu tür büyük ve kapsamlı
ticaret anlaşmalarına tepki giderek bü-
yüyor. AP üyelerinin bir kısmı, sol parti
temsilcileri, STK temsilcileri AB’yi ticaret
anlaşmaları konusunda yeterince şeffaf
olmamakla suçluyor. Sokaktaki AB vatan-
daşı, çevre ve gıda güvenliği başta olmak
üzere çeşitli alanlarda sahip olduğu stan-
dartların aşağı çekileceğinden ve kendi
karar alıcılarının bu anlaşmalar sonu-
cunda gücünün azalacağından endişeli.
Bu yüzden daha geçtiğimiz ay Almanya
genelinde binlerce kişinin CETA ve TTIP’i
protesti ettiğini, mayıs ayında benzer
protestoların İtalya’da da gerçekleştiğini
hatırlamak gerekiyor.
CETA’dan Brexit’e
Uzanan Zorlu Yol
Başta da ifade ettiğimiz gibi artık AB
içerisindeki her kriz yeni bir sınıf geçme
sınavına dönüşüyor. Nitekim CETA’ya
tüm üye ülkelerden onay alarak 30 Ekim
2016 tarihinde AB başkentinde karizma-
tik Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun
ağırlanabilmesi, AB’nin ticaret politika-
sının geleceği açısından bir güvenilirlik
sınavına dönüştü.
Öncelikle AB’den ayrılma yönünde
karar alan Britanya ile ticari ve ekono-
mik ilişkilerin geleceği için CETA’nın bir
örnek teşkil edebileceği düşünülüyor.
Geçtiğimiz mart ayında Britanya Dışişleri
Bakanı Boris Johnson, Britanya’nın AB ile
tıpkı Kanada gibi sadece ticarete dayanan
ve tarifeleri kaldıran bir anlaşma yapması
gerektiğini açıklamıştı.
Bir diğer husus da Brexit sonrası yeni
AB’nin küresel ticarette güçlü ve kural
koyucu bir lider olmaya devam edeceği
yönünde sinyal vermesi gerekliliği. Yani
AB’nin ticaret politikasının ‘yıkılmadım
ayaktayım’ demesi gerekiyor. Bilindiği
gibi 28 üyeli AB içerisinde ticari libera-
lizasyonu, üçüncü ülkelerle ticaret an-
laşmalarını en fazla savunan, itici güç
konumundaki ülke Britanya idi.
CETA, TTIP tartışmaları, Brexit
sonrası AB’nin ticaret politikası,
Britanya’nın AB ile müzakereleri der-
ken Türkiye açısından en önemli ticari
müzakerelerden birinin yaklaştığını da
hatırlatmak gerekiyor. 2017 yılı Türki-
ye-AB ilişkilerinde Gümrük Birliği’nin
modernizasyonunun konuşulacağı yıl
olacak. AB’nin, üye ülkelerden yüksele-
cek farklı seslerin etkisi altında, ticaret
politikasına nasıl bir yön vermeyi tercih
edeceğine ilişkin pek çok unsur Türki-
ye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Britanya
Başbakanı May, 20 Ekim’de AB Zirve-
si’ne katılmak için Brüksel’e geldiğinde
AB’den ayrılan Britanya’nın AB ile daha
fazla diyalog içerisinde olması gerektiği-
ni söyledi. Peki ya AB ile Gümrük Birli-
ği’ni yeniden masaya yatıracak Türkiye?
Sadece AB ile değil kendi aramızda da
ekonomimizi doğrudan ilgilendiren bu
konuları daha yakından izlememiz ve
konuşmamız gerekmez mi?
■
Ticaretin yanı sıra yatırımlar açısın-
dan da AB ve Kanada’nın güçlü birer or-
tak olduğu görülüyor. AB, Kanada’daki
en büyük ikinci doğrudan yatırımcı ko-
numundayken Kanada da AB’ye en fazla
yatırım yapan dördüncü ülke. 2013 yılın-
da AB şirketlerinin Kanada’ya yaptıkları
yatırım 225 milyar avroya ulaştı.
Bu güçlü ekonomik ilişkilerin daha
da artırılması için 2009 yılında CETA mü-
zakerelerinin başladığı duyuruldu. Uzun
süren müzakereler sonunda nihayet bu
yılın haziran ayında Avrupa Komisyonu,
Konseye CETA’nın imzalanmasını önerdi.
AB’nin işleyişi dikkate alındığında CE-
TA’nın yürürlüğe girebilmesi için Konsey
tarafından kabul edilmesi ve AP’nin ona-
yının alınması gerekiyor. Konsey onayı
ise tüm üye ülkelerin uzlaşısı demek. İşte
tam da bu noktada sorun patlak veriyor.
20-21 Ekim 2016 tarihilerindeki Konsey
toplantısı öncesinde, 18 Ekim’de Lüksem-
burg’da bir araya gelen AB ülkelerinin
ticaret bakanları tam bir uzlaşıya vara-
madan ayrıldı. Bulgaristan ve Romanya,
Kanada’nın kendi vatandaşlarına serbest
dolaşım tanımamasından dolayı süreci
bloke ederken Belçika’nın Valon Bölgesi
Parlamentosu da CETA’yı kabul etmeye-
ceğini açıkladı. Bu durumda Belçika hü-
kümetinin anlaşmaya evet demesi ne yazık
ki mümkün değildi. Dolayısıyla 27 Ekim’de
yapılması planlanan AB-Kanada Zirvesi
ertelendi. Nihayetinde önce Bulgaristan
ve Romanya’nın taleplerinin karşılanacağı
açıklandı, ardından yürütülen sıkı pazar-
lıklarla Valon Bölgesi Yönetimi’nin tarım
ürünleri ithalatına yönelik çekinceleri,
olası ihtilafların çözümlenmesi için ek me-
kanizma oluşturulması yoluyla giderildi.
CETA Bir Kırılma Noktası mı?
Bugünlerdeki tartışma ortamının dı-
şına çıkıldığında bile rahatlıkla söylenebi-
Tablo 1: AB’nin Kanada ile Mal Ticareti (milyar avro)
2011
2012
2013
2014
2015
İhracat
356.8
395.9
382.6
381.7
416.2
Tablo 2: AB’nin Kanada ile Hizmet Ticareti (milyar avro)
2011
2012
2013
2014
2015
İhracat
10.4
11.6
11.7
11.4
12.1
İthalat
15.7
17.4
17.7
16.5
15.9
Kaynak:
Avrupa Komisyonu




