İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi // Ekim 2024

79 İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ katkı yapacağı için “tam zamanında” dahi denebilir. Draghi Raporu, AB’nin 21’inci yüz - yıla geçiş yolundaki tökezlemesini, AB sanayiinin rekabet gücünün başlıca rakipleri (ABD ve Çin) karşısında ge - rilemekte olması alt başlığı üzerinden, yani ekonomi boyutundaki çatışma üzerinden ele alıyor. Yani, son derece doğru tespitler içermesine rağmen, iç ve dış politika ile sosyal alandaki ve değerler düzeyindeki gerilemeyi içeren başlıktaki sorumuzun sadece küçük bir bölümüne cevap veriyor. Yine de bu sorunun, önümüzdeki beş yılda AB yö - netim kademesindeki en etkili olması beklenen kişi tarafından sorulmuş ol - masını çok değerli buluyorum. Raporun içeriği hakkında detaylı bilgiyi dergimi - zin “Görüş” bölümünde tüm detayları ile bulabilirsiniz. Ben sadece rapordan çıkardığım birkaç önemli noktayı ve al - dığım dersi yazacağım. Önce çıkardığım dersle başlayayım: “Dünyayı değiştire - miyorsan, bari baş etmeyi öğren.” Baş etmeyi, uyum sağlamayı başaramayan - ların önlerinde iki seçenek olacak: Ma - ruz kalmak veya yok olmak. Draghi’nin amacı da bu tehlikeye dikkat çekmek ve çok sevdiği AB pro - jesini “Yok olma tehlikesinden kurtar - mak.” Şu an Avrupa sanayiinin isabetsiz mevzuat, aşırı denetim, yetersiz yatı - rım, diğer küresel güçlere aşırı bağımlı - lık, yetersiz inovasyon ve parçalanmış - lıktan muzdarip olduğu ve çok hızlanan teknolojik değişime ayak uyduramadığı tespitini yaptıktan sonra Avrupa’nın “statik bir sanayi yapısına” sıkışıp kal - dığını söylüyor. Eğer diyor, üretkenliği - mizi, verimliliğimizi artıramazsak (ye - nilenemezsek) toplumsal hedeflerimizi küçültmek zorunda kalacağız. Bu arada bana hayli ilginç gelen bir değerlendir - mesi var. Diyor ki, bugünkü dünya AB’ye hiç uymuyor. Muhtemelen AB değişen dünyaya uymuyor demek istiyordu. Draghi, AB’nin şu an temelden sar - sıldığının da altını güçlü biçimde çiziyor ve varoluşsal bir tehditten söz ederken AB’nin temel değerlerini şu şekilde sı - ralıyor: Refah, eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi (ve hâliyle bunları sür - dürülebilir kılan bir ortam). Eğer AB bu değerleri vatandaşlarına veremezse varoluş sebebi ortadan kalkar. AB’nin yakın geçmişte bunları ve diğer bazı insanlık değerlerini içeride kıskançlıkla korumaya çalışırken dışa karşı asla bu değerlere sahip çıkmamış olması eleşti - rimi bir kenara bırakırsam, bunun, her devlet, toplum ve kurum için geçerli bir saptama olduğunu söyleyebiliriz. Keşke BM de üstüne inşa edildiği (en başta barışın yer aldığı) değerleri bu şekilde ayaklar altına almasının sonuçlarını bir şekilde değerlendirebilse. AB’ye döner ve teknik hususları bir kenara bırakırsak, raporun çözüm önerilerinin esas olarak, değişimin bedelini ortak kaynak yaratarak (yani ortak borçlanarak) ve parçalanmışlığı ortadan kaldırarak (yani derinleşerek) gerçekleştirilebileceğini görüyoruz. Bu noktada şu sorunun da cevaplanma - sı gerektiğini düşünüyorum: Ortada, hepsi de yükselişte olan bu kadar AB karşıtı siyasi hareket varken “ortak” borçlanmayla o miktarları sağlamak ve onları AB’yi güçlendirecek “ortak hedefler” için kullanmak ya da AB’yi dağıtmaktan söz edenleri AB’yi derin - leştirmeye ikna etmek nasıl mümkün olacak? Tam ben bu satırları yazarken Avusturya ulusal seçim sonuçları açıklandı ve 20 yılı aşkın süredir ismi ülkemizde de çok iyi bilinen Jörg Haider’in 2 kurucusu olduğu aşırı sağ Hürriyet Partisi’nin (FPÖ) merkez partileri geride bırakarak %29 oyla seçimleri birinci parti olarak tamamlaması Avrupa’daki sağa kayışın en son örneği oldu. Üstelik aşırı sağın yükselişinin burada kalmayacağı muhakkak. Fransa, Hollanda, Almanya, İtalya, Macaristan ve Slovakya’ya -seneye seçimi olan- Çekya’nın da eklenme ihtimali var. Bu partilerin seçim başarılarının yanı sıra, aşırı görüşlerinin ve söylemlerinin bir kısmını merkez partilerin benimsemesi nedeniyle uygulamaya geçirmeyi de başardıklarını görüyoruz. Kendi muhalefette ama görüşleri iktidarda gibi bir durum. AB’de Serbest Dolaşım Tehlikede mi? Bu durumun bir örneğini AB’nin temel sütunlarından birisi olan ser - best dolaşım üzerinden eylül ayında yaşamaya başladık. Almanya, 15 Eylül gününden başlayarak komşu olduğu dokuz ülke ile olan sınırlarında geçici olarak (ilk aşamada altı ay için ama uzatma imkânı var) kimlik kontrolü yapmaya başladı. Gerekçe olarak “ül - keye kayıt dışı göçmenlerin girişinin durdurulması” veya “suçluların ve radikal İslamcıların ülkeye girişinin engellenmesi” gösterildi. Bu amaçla sınır bölgelerinde geçici fiziki yapılar oluşturuldu. Kontrolü yapan polisler,

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=