Table of Contents Table of Contents
Previous Page  105 / 108 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 105 / 108 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

103

yeni bir fasıl açılmasına karar verildiği

zaman, hemen sevinmek yerine daha

sonra ne olabileceğini düşünüyorum.

Acaba bu defa da “hükümetler arası”

açılış seremonisinden sonra dosyalar

bürokrasiye emanet edilip siyaset gene

devreden çıkacak ve yeni bir fasıl açılışı

için yıllarca bekleyecekmiyiz? Bu adım,

arka arkaya atılacak olumlu adımların

ilki mi? Hani futbol programlarında di-

yorlar ya “bir seri yakalamak istiyoruz”

diye. Acaba öyle bir serinin ilk adımı

mı bu? Ya da, acaba bu adım tarafların

birbirlerine daha fazla güvenmelerini

sağlayacak mı? Benim değişmez soru-

larım bunlar.

AB S i ya s e t i Tü r k i ye ’ n i n

Üyeliğine Nasıl Bakıyor?

AB’nin Türkiye’nin tam üyeliğine

ilişkin resmi görüşü, Türkiye’ye “so-

nuna ilişkin bir taahhütte bulunma-

dan (yani ucu açık) bir fırsat penceresi

açılması ve sonra da Türkiye’nin, bu

kapıdan geçip üyelik yolunda yürüyüp

yürümediğinin izlenmesi” şeklinde

özetlenebilir. Yolun sonuna ulaştığı-

mız noktada, karşımıza çıkacak son

kapının açılıp açılmayacağını ise bi-

lemiyoruz. Kısaca özetlediğimiz bu

söylemin içinde AB siyasetinin her ke-

simi aradığını buluyor. Özellikle de ana

akım siyaset.

AB siyaset yelpazesine bir göz attı-

ğımızda “Türkiye Ǯmutlaka’ ve mümkün

olan en kısa sürede AB üyesi olmalıdır”

diyen tek bir kesimin dahi olmadığını

görürüz. Yelpazenin sol ve liberal ka-

nadında yer alanlar, biraz da ilkesel

olarak “Türkiye’ye diğer adaylarla eşit

fırsatlar verilmesi gerektiğini” ve “eğer

şartları yerine getirirse üyeliğine itiraz

edilmemesi gerektiğini” dile getiriler.

Orta sağ, genelde ortak pozisyona en

azından lafzen sadık kalarak siyaseten

etik davrandığına kendisini inandırır.

Çünkü onlar açısından ortada somut,

takvimli bir taahhüt değil, belirsiz ve

geri dönüşü mümkün bir vaat vardır.

Bu kesimden bir siyasetçi Ȃtabii ki

şartları tamamen yerine getirirse kay-

dıyla- Türkiye “ileride bir gün” AB’ye

üye olabilir derse siz bunu “ben aktif

siyasetteyken değil” diye okuyun; ya

da “onu da gelecek siyasetçi nesli dü-

şünsün” diye. Aşırı sağ ise zaten açık

açık “AB’de Türkiye’ye yer olmadığını”

ileri sürer.

Son zamanlarda AB ülkelerinin ge-

leneksel tutumlarında da aleyhimize

çatlaklar oluşmaya başladığını görü-

yoruz. Örneğin, genelde Türkiye’nin

AB üyeliğine destek verdiği bilinen Bel-

çika’da (uzun yıllardır ülkeyi yöneten

sol partilerin yerini sağ kanada devret-

mesinin ardından) Başbakan Charles

Michel, bir televizyon programında,

Türkiye’nin AB’deki yeri tartışılırken

baklayı ağzından çıkardı ve belki de

bugün itibarıyla Avrupa’da en çok ta-

raftarı olacak görüşü net biçimde dile

getirdi: Türkiye AB’ye Ȃüye değil de-

stratejik ortak olsun. Aynen şöyle di-

yor: “Türkiye ile AB arasında müzake-

relerin olması yönünde geçmişte bazı

angajmanlara girildi. (Oysa) Türkiye

AB kriterlerini karşılamaktan çok uzak.

Ben Türkiye ile stratejik ortaklıktan

yanayım. Katılımdan bahsedilmeksi-

zin, birlikte, Avrupa’nın ve Türkiye’nin

güvenliğini ilgilendiren konuları ne

şekilde halledeceğimize bakabiliriz.”

Bu görüşlere, küçük bir ülkenin görüşü,

İlişkinin Hukuki Düzeyi

KP

AA

GB

1959 1963

1973

2005

?

Zaman

1996

1999

Aday Ülke

Müzakere

Şekil 1: Yükselen Hukuki Statü

Şekil 2:Boşa Giden Emekler

AA:

Ankara Anlaşması

KP:

Katma Protokol

GB:

GümrükBirliği

İlişkinin Hukuki Düzeyi

KP

AA

GB

1959 1963

1973

2005

?

Zaman

1996

1999

Aday Ülke

Müzakere

Üyelik