İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
103
yeni bir fasıl açılmasına karar verildiği
zaman, hemen sevinmek yerine daha
sonra ne olabileceğini düşünüyorum.
Acaba bu defa da “hükümetler arası”
açılış seremonisinden sonra dosyalar
bürokrasiye emanet edilip siyaset gene
devreden çıkacak ve yeni bir fasıl açılışı
için yıllarca bekleyecekmiyiz? Bu adım,
arka arkaya atılacak olumlu adımların
ilki mi? Hani futbol programlarında di-
yorlar ya “bir seri yakalamak istiyoruz”
diye. Acaba öyle bir serinin ilk adımı
mı bu? Ya da, acaba bu adım tarafların
birbirlerine daha fazla güvenmelerini
sağlayacak mı? Benim değişmez soru-
larım bunlar.
AB S i ya s e t i Tü r k i ye ’ n i n
Üyeliğine Nasıl Bakıyor?
AB’nin Türkiye’nin tam üyeliğine
ilişkin resmi görüşü, Türkiye’ye “so-
nuna ilişkin bir taahhütte bulunma-
dan (yani ucu açık) bir fırsat penceresi
açılması ve sonra da Türkiye’nin, bu
kapıdan geçip üyelik yolunda yürüyüp
yürümediğinin izlenmesi” şeklinde
özetlenebilir. Yolun sonuna ulaştığı-
mız noktada, karşımıza çıkacak son
kapının açılıp açılmayacağını ise bi-
lemiyoruz. Kısaca özetlediğimiz bu
söylemin içinde AB siyasetinin her ke-
simi aradığını buluyor. Özellikle de ana
akım siyaset.
AB siyaset yelpazesine bir göz attı-
ğımızda “Türkiye Ǯmutlaka’ ve mümkün
olan en kısa sürede AB üyesi olmalıdır”
diyen tek bir kesimin dahi olmadığını
görürüz. Yelpazenin sol ve liberal ka-
nadında yer alanlar, biraz da ilkesel
olarak “Türkiye’ye diğer adaylarla eşit
fırsatlar verilmesi gerektiğini” ve “eğer
şartları yerine getirirse üyeliğine itiraz
edilmemesi gerektiğini” dile getiriler.
Orta sağ, genelde ortak pozisyona en
azından lafzen sadık kalarak siyaseten
etik davrandığına kendisini inandırır.
Çünkü onlar açısından ortada somut,
takvimli bir taahhüt değil, belirsiz ve
geri dönüşü mümkün bir vaat vardır.
Bu kesimden bir siyasetçi Ȃtabii ki
şartları tamamen yerine getirirse kay-
dıyla- Türkiye “ileride bir gün” AB’ye
üye olabilir derse siz bunu “ben aktif
siyasetteyken değil” diye okuyun; ya
da “onu da gelecek siyasetçi nesli dü-
şünsün” diye. Aşırı sağ ise zaten açık
açık “AB’de Türkiye’ye yer olmadığını”
ileri sürer.
Son zamanlarda AB ülkelerinin ge-
leneksel tutumlarında da aleyhimize
çatlaklar oluşmaya başladığını görü-
yoruz. Örneğin, genelde Türkiye’nin
AB üyeliğine destek verdiği bilinen Bel-
çika’da (uzun yıllardır ülkeyi yöneten
sol partilerin yerini sağ kanada devret-
mesinin ardından) Başbakan Charles
Michel, bir televizyon programında,
Türkiye’nin AB’deki yeri tartışılırken
baklayı ağzından çıkardı ve belki de
bugün itibarıyla Avrupa’da en çok ta-
raftarı olacak görüşü net biçimde dile
getirdi: Türkiye AB’ye Ȃüye değil de-
stratejik ortak olsun. Aynen şöyle di-
yor: “Türkiye ile AB arasında müzake-
relerin olması yönünde geçmişte bazı
angajmanlara girildi. (Oysa) Türkiye
AB kriterlerini karşılamaktan çok uzak.
Ben Türkiye ile stratejik ortaklıktan
yanayım. Katılımdan bahsedilmeksi-
zin, birlikte, Avrupa’nın ve Türkiye’nin
güvenliğini ilgilendiren konuları ne
şekilde halledeceğimize bakabiliriz.”
Bu görüşlere, küçük bir ülkenin görüşü,
İlişkinin Hukuki Düzeyi
KP
AA
GB
1959 1963
1973
2005
?
Zaman
1996
1999
Aday Ülke
Müzakere
Şekil 1: Yükselen Hukuki Statü
Şekil 2:Boşa Giden Emekler
AA:
Ankara Anlaşması
KP:
Katma Protokol
GB:
GümrükBirliği
İlişkinin Hukuki Düzeyi
KP
AA
GB
1959 1963
1973
2005
?
Zaman
1996
1999
Aday Ülke
Müzakere
Üyelik




